|
Lanet Olsun Bu İçimdeki İnsan Sevgisine
|
Kız Kulesi

Kız Kulesi
İpek işten çıkmış ve otobüs bekliyordu.Yağmur hafif hafif belli etmeye başlamıştı kendini.Otobüslerin biri geliyor biri gidiyordu…Bir türlü genç kızın otobüsü gelmiyordu.O ise taksiye binmemeye inat etmiş gibi bekliyordu soğuk gecenin ortasında otobüs durağında. Durakta onun gibi birçok insan vardı.Hepsi bekliyordu, hepsi bir an önce eve gitmek için sabırsızlanıyordu.
İpek’in canı sıkkındı, Ahmet’le tartışmışlardı gene ve bu sefer iş ciddiydi, ayrılık yanaşmıştı kapılarına farkındaydı…Otobüs durağında beklerken her şeyi yerine oturtmaya çalışıyordu İpek; her şeyin böyle ters yüz olmasını aklı almıyordu.Neden iki yabancı olmuşlardı anlamıyordu…
Derken insanları izlemeye başladı sessiz..Önce iki sevgilinin tartışmasına tanık oldu gözleri; içten içe,
“yapmayın, kırmayın birbirinizi.” Dedi…
Sonra annesi atkısını düzeltirken kendisine sevimli sevimli bakan ufaklığa göz kırptı gülümseyerek.Çevresindeki insanları izlerken; birden kendisine bakan iki yaşlı göz fark etti ilerde…Yaşlı bir adam gözlerini hiç çekmeden ona doğru bakıyordu.Normal şartlarda ürkmesi gerekirdi bu bakışlardan ama ilginçtir ki yaşlı adamın bakışlarında huzuru yakalamıştı İpek… Gözlerinde hüzün vardı adamın, sanki uzun zamandır görmediği ama çok sevdiği, kıyamadığı birine bakar gibiydi bakışlarındaki anlam…Hafif buğuluydu…Nemliydi gözleri yaşlı adamın…Sanki birine karşı büyük bir özlemi vardı da İpek’te o özlemi bulmuş, gidermeye çalışır gibiydi; bu yüzden de hiç kırpmadan gözlerini, bakıyordu doyasıya, kana kana…
İpek, otobüsü gelince; yaşlı adamın takibinde bindi ve durak gözden kaybolana kadar bu bakışlara maruz kaldı. Yaşlı adamın bakışları onu o kadar etkilemişti ki; sanki geride sevdiğini bir başına, çaresiz bırakıp gitmiş gibi hissetti kendini bir an…
Öyle ki evine geldiğin de bile hala o bakışlar vardı zihninde..Ev arkadaşıyla paylaştı yaşlı adamın gözlerini, bakışlarını…Ama ev arkadaşı onun gibi düşünmüyordu, kızmıştı hatta İpek’e…
“İpek manyak mısın sen? Adam kim bilir neyin nesi, her bakıştan bu kadar etkilenirsen yandık vallahi…Hayret bir şeysin ya, Of yani ne zaman akıllanacaksın kızım sen? Burası İstanbul…İstanbul…”
“Ne alakası var Arzu ya, adam çok iyi birine benziyordu..Hem onunla konuşmadım etmedim sadece bakışlarında bir hüzün vardı dedim..Zaten sen ne anlarsın ki, seninle paylaşıyorum…Boş ver unut gitsin ben yatıyorum! ”
Kızgın bir şekilde girdi odasına İpek.O sırada Ahmet aradı;
“efendim Ahmet.” Diye açtı telefonu hışımla…
“Senden özür diliyorum canım. Yarın sahilde buluşup dolaşalım mı biraz? ”
Ahmet bu yaklaşımıyla İpek’i biraz olsun sakinleştirmişti.
“Tamam o zaman.Üsküdar sahilinde buluşalım.Biliyorsun Kız Kulesi’ni izlemek huzur verir içime.” Dedi İpek ve gülümseyen bir yüzle kapattı telefonunu.Pencere kenarında yatağına oturdu ve dışarıyı izlemeye başladı sonra…O sırada yaşlı adamın gözleri belirdi pencere kenarında…İpek’in düşünceleri gene o yaşlı adamın çaresiz bakışlarına takıldı, yıldızların ışığında aydınlanan yolu seyrederken.
………….
……….....
Yaşlı adam, tek odalı evinde, tek başına oturmaktaydı..Elinde bir resim, gözleri nemli konuşuyordu kendi kendine…
“Beni bıraktığından beri ruhum, öyle yarım ki yüreğim öyle yalnız ki bedenim.. Özlemin öyle beter yakıyor ki beni bir bilsen..
Bilseydin böyle yanacağımı gider miydin sende, bırakır mıydın beni bir başıma? .
Sen kızıyorsundur da şimdi bana, Kız Kulesi’ni sen gittikten sonra yalnız bıraktım diye biliyorum; ama yapamıyorum be ruhum, sensiz oraya gitmeye alışamadı bedenim…” Düşündü biraz yaşlı adam..
“Ama bugün bana bir mesaj gönderdin, nasıl anladın diye sorma anladım işte, bu yüzden yarın gidiyorum Kız Kulesi’ne… Bu yaşlı beden yarın seni anmaya gidecek oraya, sende gelir misin oraya? ” Hafif bir gülümsemeyle küçük bir buse kondurdu resme…
“ Gelirsin biliyorum, dayanamazsın gelirsin…” Dedi ve bir öpücük daha kondurdu resme sevgi dolu olan…
………..
………..
İpek yanağını tutarak açtı gözlerini… Pencere kenarında uyuya kalmıştı…Güneş yüzünü göstermeye başlamıştı yavaş yavaş… Saate baktı İpek, tekrar uyumanın bir anlamı olmadığına karar verip mutfağa doğru ilerledi… Bir kahve yaptı kendine, aniden uyanmasına sebep olan rüyası geldi aklına…
Genç bir adamla görmüştü kendisini, güzel bir sevgi yoğunluğu vardı aralarında… Ama birden karanlık bastı rüyasını ve kendini toprağa koyulurken gördü İpek… Genç adam tepede yaşlı gözlerle ona bakmaktaydı. İlk toprağı atılmadan üzerine, genç adamın elini yüreğine götürdüğünü sonra da bir öpücük kondurup tabuta doğru üflediğini gördü…
Gerisi yoktu rüyanın… O anda uyanmıştı çünkü…Hiçbir anlam yükleyemedi rüyasına… Genç adam kimdi, tabutun anlamı neydi düşündü ama bir cevap bulamadı…
Bütün gün rüyasını düşünerek geçirdi İpek…Akşam yaklaştığında ise Ahmet’le buluşmak için çıktı dışarı…
Sahile geldiğinde Ahmet hala yoktu görünürde…Bir banka oturup beklemeye başladı genç kız…Denizi ve onunla büyük bir uyum içinde duran Kız Kulesi’ni izlemeye başlamıştı ki bir anda tanıdık iki yaşlı göz fark etti oturduğu yerden… Sahilde tek başına yürüyen yaşlı adamı gördüğünde şaşırmıştı bir an ama;
“tesadüf işte.” Diyerek fazla üzerine gitmedi bu karşılaşmanın…Zaten o sırada da Ahmet gelmişti yanına… Öptüler birbirlerini…Oturup Kız Kulesi’ni seyre daldı iki sevgili… İkisi de sessizdi, ikisi de suskun..Sanki günün tüm yoğunluğunu burada atar gibi bir halleri vardı…Bir süre sonra dayanamayıp bozdu İpek hüküm süren suskunluğu…
“Ahmet ne oluyor bize…Ne oluyor ilişkimize? ” Diye sordu meraklı bakışlarla…
Ahmet yüzü asık…
“Bilmiyorum canım.Belki de….Belki de, biraz ara vermeliyiz ilişkimize… Belki özleyince düzelir eski heyecanımız yerine gelir..Ne dersin..”
İpek böyle bir cevap beklemiyordu sorusuna karşılık, bu yüzden şaşkınlığı okunabiliyordu yüzünden… Ahmet’in sözleri karşısında yapılacak hiçbir şey yoktu belki ama o susmadı…Susamadı…
“O zaman…O zaman git yanımdan Ahmet… Ben çocuk değilim, ara vermek filan da istemiyorum ben. Ne demek ara vermek? ... Ya bitirelim tamamen yada edeceksek adam akıllı devam edelim ilişkimize…Çocuklar gibi ara verelim ne demek…Oyun mu oynuyoruz bu yaşta? ...”
İpek’in bu sözleriyle, iki sevgili arasında bir tartışma başlamıştı. Ve Kız Kulesi dışında iki yaşlı gözde şahit oluyordu bu kavgaya…
Ahmet’in sözleri, İpek’i vururken sanki yaşlı adamın da canı yanıyordu her defasında… Dayanamadı ve gitti yanlarına…
“Gençler…Merhaba…Yanınıza oturabilir miyim? ” Dedi hafifçe ve cevap beklemeden sıkıştı ikisinin yanına… İpek ve Ahmet şaşkın, anlam veremedi; ama hayır da diyemediler yaşlı adama… Hele İpek bütün gece aklından çıkmayan iki yaşlı gözün şimdi yanında olmasına sesini çıkaramadı..Çünkü hem merak ediyordu bu gözlerin sahibini hem de içten içe rahatlıyordu bu bakışları gördüğü anda…Yaşlı adam banka yerleştikten sonra gözlerini Kız Kulesi’ne dikti ve konuşmaya başladı…
“Ne kadar huzur verici bir görüntü değil mi? ”
Yanında ki iki gence baktı…
“Biz ruhumla gelirdik buraya…Elele tutuşup Kız Kulesi’ni izlerdik doyasıya… Oda bütün ihtişamıyla gösterirdi kendini bize… Evlenmemize az kalmıştı ruhumla… Ve biz söz vermiştik birbirimize… Her fırsatta gelip izleyecektik aşkımızın en büyük tanığı kız Kulesi’ni… Onu çok seviyordum…Doğrusu oda beni severdi büyük bir aşkla…Ama kader.”
İki genç dikkatlice yaşlı adamı dinliyorlardı..Sanki uzun süredir tanıdıkları biri gelmiş bir hikaye anlatıyordu onlara ve onlarda uykuya dalmak üzere olan iki minik gibi sadece dinliyorlardı…
“Evet kader… Kader izin vermedi…” Kız Kulesi’ni göstererek,
“bu büyüyü yaşlı ellerimiz kenetlenmiş, çevremizde torunlarımız koşuştururken izlememize… Hatta evlenmemize bile izin vermedi kaderimiz… Birbirimize hep kalbimizin tek sahibi olacağı sözünü vermiştik ki melekler geldi ve sevdiğimi kopardı benden… Ben ise tek başıma,çaresiz kalakaldım… Tıpkı Kız Kulesi’nin deniz ortasında ki öksüzlüğü gibi, bu dünyada da ben yapayalnız…Öksüz…Onsuz kaldım…”
Gözlerindeki yaşları saklamıyordu yaşlı adam…
“Biz sevgimizi doya doya yaşayamadık…” Koca bir of çekti…
“ Sizin yanınıza niye geldim biliyor musunuz? Kısacık zamanınızı kavga ederek geçirmeyin, yıpratmayın sevginizi istedim… Tutuşun elele,izleyin şu eşsiz manzarayı… Üzmeyin birbirinizi…Zaman o kadar kısa ki, ömür o kadar anlık ki, kavgalarla yaşamanız gereken mutlulukları ertelemeyin… Yapmayın…Sakın sevginizi yok etmeyin…”
Yaşlı adam İpek’le Ahmet’in ellerini birleştirdi…
“Benden bu kadar yeter…Sağlıcakla kalın gençler…” Dedi ve kalktı oturduğu banktan…
O sırada İpek dayanamadı…
“Af edersiniz… Ben sizi daha önce görmüştüm değil mi? ...” Diye sordu yaşlı adama..Gördüğüne emindi aslında ama nedense gitmesini istemediği için soracak bir şey bulamadığından bu kelimeler dökülmüştü dilinden…
Yaşlı adam soru karşısında kayıtsız kalamadı ve cevapladı hemen..
“Hayır kızım…Sen değil ben seni görmüştüm..Hem de çok uzun yıllar önce görmüştüm seni.” Dedi ve uzaklaştı genç çiftin yanından ağır ağır…
İpek’le Ahmet yaşlı adamın konuşmasının ardından; kavgalarını, her şeyi unuttu.. Birbirlerine sarılıp yürüdüler sahilde ve birbirlerini kırmayacaklarını söyleyip, söz verdiler Kız Kulesi’nin tanıklığı önünde…
………..
………..
Birkaç hafta sonra, İpek gene ilginç bir rüyanın ardından açtı gözlerini, Pazar sabahı yatağında… Gene bir mezarlıktaydı ve gene bir mezar açılmıştı toprağa… Ama bu sefer gömülürken görmemişti kendini..bu sefer ağlayandı bir ölünün arkasından… İlk rüyasında gördüğü genç adamdı bu sefer mezara giren ve İpek ilk toprağı atıyordu ki genç adamın yüzü birden otobüs durağındaki…Sahildeki o yaşlı adamın yüzüne dönüştü, genç adam… Bunun ardından uyanmıştı hemen İpek…
Artık rüyalarına da bir anlam veremez olmuştu…Her şeyi yoğun strese bağladı sonunda ve Pazar yürüyüşü yapmak için çıktı dışarı… Dönerken bir de gazete aldı bakkaldan…
Yolda ilerlerken öylesine bir bakış atmıştı ki gazeteye, sahilde yanlarına oturan yaşlı adamın resmini gördü… Sayfanın en kenarında yaşlı adamın fotoğrafı duruyordu… Hemen haberin tamamının bulunduğu sayfayı açtı ve okumaya başladı…
Yaşlı adam intihar etmişti… Masasında bir not bırakmıştı…Çala kalem yazdığı birkaç kelimeyle veda etmişti yeryüzüne…
“Yanına geliyorum ruhum…Bu öksüz hayat tüketti yüreğimi…” Yazıyordu notta…Yanında adamın gençliğinden kalma bir fotoğraf vardı notun.Gazetede bu fotoğrafta yer almıştı… Sevgilisi olduğu anlaşılan bir bayanla Kız Kulesi’ne karşı çekilmiş bir fotoğraftı bu…
İpek fotoğrafa gözünü çevirdiğinde dona kalmıştı… Fotoğraftaki bayan İpek’in kendisi gibiydi… Hatta tanıyan birisine sorsa herkes bu sensin derdi ona… Resimdeki adam ise rüyasındaki genç adamdan başka biri değildi… İpek fotoğrafı gördükten sonra gazeteyi düşürdü elinden ve kalakaldı sokak ortasında…
..............
………..
O günün ardından gelen zaman Ahmet’le İpek’in yollarını ayırmıştı ama İpek bir otobüs durağında rastladığı iki yaşlı gözü hiç unutamadı… Ve her Pazar Üsküdar’ın yolunu tutup büyük aşklara tanıklık etmiş Kız Kulesi’ni ziyaret etti… Kız Kulesi ise büyüsünü hep korudu …. Sevgilerin en büyük tanığı oldu….
___________________________________________________________________________
Sitemizde İllegal paylaşım yasaktır.. Üyeler onay gerektirmeden mesaj ve konu atabilmektedir. Yöneticilerimizin gözünden kaçan illegal paylaşımları tespit ederseniz lütfen [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.]tıklayıp gerekli alanları dolurup bize bildiriniz gereken en kısa sürede yapılacaktır...
"Bence Dünyanin Yedi Harikasi : 1) görmek 2) duymak 3) dokunmak 4) tatmak 5) hissetmek 6) gülmek 7) ve sevmek... Görmekten, duymaktan, dokunmaktan, tatmaktan,
hissetmekten, gülmekten ve sevmekten mahrum
olmayacaginiz bir yasam dilerim...
Konu KrALiÇe tarafından (02-17-2007 Saat 01:47 PM ) değiştirilmiştir..
|