|
Görev Alma Vakti
|
--->: RİZE Hakkında Herşey
Adetlerimiz
EVLENME VE SONRASI İLE İLGİLİ ADETLER
Evlilikler yakın çevreden yapılır, yakın çevrede kız yoksa dışarı çıkılırdı.
Gelinlik kız komşu, akraba ve aile büyüklerince yapılırdı. Her ne kadar erkeğin görüşü alınsada son söz aile büyüklerindi
Beşik kertme vardı. Ancak bu doğuda olduğu kadar zorlayıcı olmayıp, çocuklar büyüyünce evleme zorunluğu taşımazlardı.
Kız arama da elçi denilen insanlar devreye girerdi.
Kız seçimine çok önem verilirdi. Kızın soyu sopu araştırılırdı. Kız tarafıda erkeğin soyu sopunu araştırır, uygunsa verirdi.
Kızın erkeğe gönüllü olması ve kaçma işini beraber planladıkları durumlarda olay fazla büyütülmez, zamanla örtbas edilirdi.
Sevenlerin kavuşamama durumunda maraz denen ruh hastalıkları olurdu.
Kız istenmeden önce ondan büyük kız olup olmadığı araştırılırdı. Böyle bir durum varsa kız istenmez, istense de büyük kız varken ufak kız verilmezdi.
Kızın bir başkasına sevdalı olup olmadığına bakılrdı.
Kız daha istenmeden, yani iş resmiyete dökülmeden elçiler sayesinde iş halledilmiş olurdu.
Kız istenmeye gidilirken karşı taraf haberdar edilir, hazırlıklı olmaları sağlanırdı. Erkek tarafı karşılanır ağırlanır. Bir müddet ordan buradan konuşuldukjtan sonra asıl konuya girilirdi. "Allah'un izniyle, Peyganberun kavliyle kizinuzi oğlumuz Temel'e istiyiruk" denirdi. Kız tarafı kendini naza çeker, cevap vermek istemez, çay kahve, yemek ikram edip konuyu dağıtmaya çalışırdı. Erke tarafı da israr eder "Kızı vermezseniz ne yemeğinizi yeriz nede kahvenizi içeriz" derdi. Hayli mücadele sonunda istekler sıralanır, kabul edilince de kız verilirdi.
Kız istendiğinde verilirdi. Çünkü söz önceden alınır ve kararlaştırılmış olurdu. Söz alınmadan kız istendiğinde, istenmedik olaylar olabilirdi. Erkek tarafı soğuk karşılanır. Mazeretler uydurulur. Bazen de kız görücüye çıkmazdı.
Kız tarafı erkek tarfının karşılayabileceği kadar başlık parası isterdi. Bu kıza harcanırdı. Ayrıca kıza alınacak eşya ve altın tesbit edilirdi.
Ara kesildikten sonra (kızın sözünün alınması) olay hemen duyurulurdu. Bu da erkek tarfının dılaru da hava ya kurşun sıkmasıyla olurdu. Peşinden yemek yenir. Düğün günü belirlenir, ayrıntılar konuşulurdu.
Ara kesilirken kız tarfına verilen sözler düğnden önce yerine getirilirdi. Bir alış veriş günü tesbit edilirdi. Genellikle Çarşamba günü olurdu. Her iki tarfta birinci derece yakınlar olurdu.
Takılardan genellikle çok eskiden dilme fes, beşli, daha sonraları zincir, bilezik, küpe, yüzük, saat, alyans, iğne gibi altın eşyalar alınırdı. Daha sonra söz verilen giyim kuşam ve yerleşimle ilgili diğer eşyalar alınırdı.
Alınan eşyalar önce kız evine gönderilir, kızın kendi hazırladığı eşyalarla birlikte sergilenirdi. Bu olaya "Bohça Açıldı" denirdi. Perşembe'den Cumartesiye kadar açık kalır isteyen gelir bakardı.
Eşyalar evden çıkarken, kızın erkek kardeşi yoksa bir yakını kapıyı keser ya da sanduğa otururdu. Kapı erkek tarafının bir miktar para vermesiyle açılırdı.
Cumartesi erkek evine getirilen eşyalar kız tarafınca yerleştirilirdi.
Kına gecesi Cumartesi olup her iki taraftada yapılırdı. Misafirler horon eder, oynar, toplu halde kurşun sıkılırdı.
O gecede geline kına yakılır. Başka isteyenlerde var ise onlarda kına yakardı. Bazen geline yakma işlemi Pazar sabahına bıraklıdığı da olurdu.
Erkek tarafı kına gecesinde şeker, fındık türü yiyecekler gönderirdi.
Pazar sabahı erkek tarafı kalabalık bir halde kızı almaya giderdi. "Duğunci" denen bu grup yol boyunca sık sık silah sıkardı. Bunu duyan kız tarafı da karşılık verirdi.
Gelini evden genellikte damadın babası veya ağabeyi çıkarırdı. Bu arada kapı kesilir bahşiş istenirdi. Yol boyunca yer yer yol kesildiği olurdu. Geli evden çıkarken kurşun sesleri ortalığı yıkardı.Bazı evlerdede ilahiler okunurdu
Yol yakınsa gelin yaya, uzaksa at ile getirilirdi.
Gelinin evinden gelenlere ikram edilen lokumu damada ulaştıran ödüllendirilirdi. Bu kimseye "müjdeci" denirdi. Müjdeciye ya para ya da bir tepsi baklava verilirdi.
Kız ve erkek tarafıı birlikte kurşun ata ata gelinle birlikte erkek evine gelirdi. Bu gruba "alay" denirdi. Kız ağlarsa, "Hem ağlıyalum, hem gidelum" denirdi.
Kız eve girmeden önce tatlı dilli olsun diye, elini bala tutturup sağ parmaklarıyla kapının başına sürerlerdi. Zengin olsun diye başına bez koyup para dökerlerdi.
Kız tarfından birileri gelini içeri sokmaz.Bir şeyler isterdi. Buna "kapılık istemek" derlerdi.
Gelin odasına götürülür, oturtulur, yanında genellikle ablası veya yengesi bulunurdu. Bazen de o mahalede yeni gelin olmuş birisi de olabilirdi.
Düğün akşama kadar devam ederdi. Bu arada sıksaray, sallama, atlama, titreme gibi horonlar yapılırdı. Horonlar genellikle erkek erkeğe, kadın kadına oynanırdı. Erkekler daha çok evin dışında veya avluda, kadınlar ise evin içinde bir yerde oynarlardı. Erkekler kızlar bir arda oynadığında kadınlar veya kızların kollarına ancak yakınları girebilirdi.
Horonlar kaval, tulum, akordiyon, mozika (mızıka) nadir olarak zurna ve daha çok kemençe eşliğinde oynanırdı.
Çoğu zeminde şairle atma türkülerle horona ayrı bir renk katarlardı.
Bu arada erkek anaları da boş durmaz. Sağa sola göz gezdirir. Bir kız ararlardı.
Yakın komşuların yardımıyla misafirlere yemek verilirdi. Bu arada bazıları bahşiş almak için yemeği engellerdi. Buna "sofra bağlama" denirdi.
Hava kararamadan düğün alayı dağılır fakat kız tarafından bir kaç kişi bir müddet daha beklerdi.
Gerdeğe girilmeden eğer önceden kıyılmadıysa " hoca nikahı" yapılırdı.
Ev gerdeğe gireceklere bırakılır. Bir günlüğüne ev sakinleri komşulara kalırdı.
Pazartesi günü gelin erken kalkar ve ev işlerine konulurdu. Sözde uğursuzluk getirmesin diye geline bir hafta süpürge tutturulmazdı. Bugün aynı zamanda kız ve erkek tarafının birbirine bohça içersinde hediye verdiği gündür. Bu olaya "bohça çıktı" denirdi.
Düğünden bir hafta sonra "yedi" olurdu. Yedi, kızın damatla babasının evine gitmesiydi. Damat'a bu arada bazen ağra kaçan şakalar yapılırdı. Bu şakalrdan korunmak için damadın yanında korumaları olurdu.
Damat sofraya oturduğunda sofra arkadaşları tarafından bağlanır. Kaynana sofranın açılması ve damadın yemek yemesi için bahşiş verirdi.
Yedididen birkaç gün sonra da kız tarafı erkek tarafınca devet edilirdi.
--------------------------------------------------------------------------------
DOĞUM VE SONRASI İLE İLGİLİ ADETLER
Evlililiğin ilk devrelerinde gelinin hamile kalması istenirdi.
Hamile kalmaması durumunda telaş düşülür, hata varsa bunun gelinden kaynaklandığı düşünülürdü.
Hamile kalınması için okutma dahil her çareye başvurulurdu.
Birkaç sene içinde eğer gelin hamile kalmazsa, anlaşılarak ya boşatılır, ya da üzerine kuma alınırdı.
Eğer hamil kalmışsa, oturmasına, kalkmasına, yemesine, içmesine kadar dikkat edilir, bu arada bir çok batıl yöntem de uygulanırdı.
Doğum zamanı köy ebesi çağrılırdı. Bebeğin çıpa'sını (göbek bağı) ebesi veya iyi huylu birisinin kesmesi istenirdi.
İlk doğan sebinin erkek olması istenirdi. Şimdi de öyle ya.
Çocuk doğar doğmaz sağ kulağına ezan ve sol kulağına kamet okunurdu.
Doğum yapan anne kırk gün lohusa kalırdı.
Çocuğa genellikle büyüklerin ismi verilirdi. Daha çok ölen nine, dede veya yakın tarihte ölmüş birinin ismi verilmesi halen devam etmektedir.
Çocuk kısa bir süre kundakta kalır. Sonra beşiğe alınırdı.
Nazarlanmasın diye çocuk uzun süre yabancılara gösterilmezdi.Gösterileceği zaman nazarlık takılır, yüzüne kara sürülürdü.
Anne sütü olduğu müddetçe emzirilir. Sütten kesildikten sonra inek sütü verilirdi.
Anne sütü yoksa, ilk zamanlarda, süt anne aranırdı. Yakın çevreden herkes çocuğu emzirir ona süt anne olurdu. Süt annelik yaygın bir uygulama olup yer yer hala devam etmektedir.
Süt çocuk, süt kardeşi ve ondan sonra doğacak çocuklarla "süt aşağı akar" diye evlendirilmezdi.
Kız ergenlik dönemine kadar çember, daha sonra da keşan bağlardı.
Erkek çocuklar ergenlik dönemine kadar mendil, yağluk, daha sonra da başlık ve abaniye bağlardı.
Doğumdan sonra kızın annesi tarafından peşuk alayı yapılırdı. Alay ekek evinde olurdu. Alaya kızın ailesi ve yakınları katılırdı.Çocuk kız ise kırmızı, erkek ise mavi beşik hediye edilirdi. Bu olay sadece ilk çocuk için yapılırdı. Diğer çocuklar bu beşikle büyütülürdü.
Alaya katılanlar eşya ve hediye veririlerdi. Kundağa konulmuş paralar ise çocuğu yıkayan ebeye hediye edilirdi. Ebeler çoğu zaman bu parayı almaz çocuğa bırakırdı.
--------------------------------------------------------------------------------
ÖLÜM VE SONRASI İLE İLGİLİ ADETLER
Cenaze törenlerini hocalar yönlendirir.
Eğer durum ağırlaşmış ve yapılacak bir şey kalmamışsa, hoca çağrılır, son nefeste Kur'an ile gitmesi sağlanırdı.
Ölüm yaşlılar için doğal karşılanır, çocuk ve genç ölümleri derin iz bırakırdı.Bu gibi durumlarda halen devam eden ölünün arkasından destan yazma geleneği vardır.
Ölen kimsenin ağzının açık kalmaması için bir bez parçasıyla ağzı bağlanır.Üzerine şimemesi için bir bıçak konur.
Ölüm olayı yakın köylere sela, uzaklara telefon veya telgrafla bildirilir.
Cenaze genelde, ertesi gün gömülür. Bundan maksat uzakta olan yakınlarun gelebilmesi içindir.
Genellikle öğle namazı sonrası, yakınların yetişememe durumunda ikindi namazından sonra defin işlemi olur.
Ölüye dargın olanlar dahi cenaze törenine katılır.
Ölünün başında ağıt yakılır. Ağıtlarda sınır olmaz. Ölenin ardından iyiliklerinden, yaşadıklarından gelişigüzel sesli olarak bahsedilir. Bunu kadınlar çoğunlukla yapar.
Komşular devreye girer, ölü sahiplerini teselli ederken geleni gideni ağırlar, uzaktan gelenlere yemek veririler.
Ölünün hazırlanması, cenaze önce ve sonrası işlele hep komşular uğraşır.
Yıkanıp tabutla musllaya konan mevtanın yüzüne isteyen bakabilir.
Cenaze namazına tabut omuzda götürülür.
Her ailenin kendine ait mezarlığı olduğu gibi köyün ortak mezarlığıda vardır.
Ceset özenle hazırlanan mezara tabutla veya kefenle konur.
Ceset gömülürken Kur'an okunur. Cenazeye gelen çocuklara bisküvi, şeker, fakirlere ve ihtiyacı olanlara havlu, namazgah, Kur'an-ı Kerim, dini bilgiler ve para verilirdi.
Bazı yerlerde ölenin günahlarını affı için devir denilen dini bir tören yapılırdı.
Defin akşamı ölü evinde Kur'an okunur. Bazı yerlerde de ölünün yıkanmasından gömülmesine kadar ki süre de hatim yaptırılır.
Belli aralıklarda mevlit okutulur.
Ölü yakınları uzun süre yalnız bırakılmaz, ziyaret edilir.
Rize Folklorü
Karadenız bolgesı ıçınde Rıze en karakterıstık ozellıklerı gosterır Anadolu’nun diger bolgelerinden cografi yapısıyla oldugu gibi kulturel yapısıyla da ayrılır.Ancak dogayla sıkı bir uyum içerisindedir.Arazi kosullarının sebebiyle dagınık yerlesim gorunur.Mimari yapıda ahsap işçiliği goze carpar.Bu gun ekonomide onemli yere sahiptir.Ancak cay oncesi yaylacılık , gurbetcilik yogun bir sekilde yasanmıstır.Ekonomik degismenin insan yasamına getirdigi farklılık ozellikle el sanatlarının gerilemesine neden olmustur.Ancak bunların turizm içerisinde degerlendirilmesi yeniden canlanmasını saglayacak bir ısık kaynagıdır.El sanatları urunlerinin bazıları sunlardır. Hemşin corabı ,Rize bezi (feretiko),cesitli sepetler (cay sepeti,uzum sepeti ,piknik sepeti vs.),simşir kaşık turleri ,iskembe yapımcılıgı,hasır orme,bakırcılık,maket taka ve kemençe yapımcılıgı, vs.
Yore mutfagı mısır, karalahana ve deniz urunleri uzerine sekillenmiştir.Bugday ununun kullanıldıgı her yerde mısır unu kullanılır.Kurutma olmadıgı için salamura yontemi gelişmiştir.Belli baslı yemekler arasında mısır ekmegi,hamsili ekmek,etli lahana sarması ,burma lahana ,haşlama,tursu yemegi,mıhlama,tursu tavali,kiremitte hamsi,alabalık tava(ve diger balıklar),pepecura,su boregi,laz boregi vs. yeralır
Karadeniz insanı deyince hemen hızlı ve cevik insan akla gelir.Horon da oyledir.Rize merkezi ve civarında kemence , Yuksek Hemsin Kesiminde ise tulumla yapılır.Horon aralarında turkuler soylenir ancak esas karsı beri atma turku gunluk yasamın her devresinde gorulur.
Rize’de yaylacılık onemli bir yer tutar fakat gunumuzde esas degerini kaybetmistir.Yine de turkuculuk halen surmektedir.
Mani ve Türkülerimiz
Maniler
Enişte ince uzun
Baldızınım baldızın
Potamya deresine
Var midurki iki düzun Emineyi verdiler
Bu köyün alcağına
El uzatsam yeterum
Evinun saçağına
Çimenlu çaruklarum
Çimenleri çığnarum
Ya sorun çimenlere
Geçti mi burdan yarum Atma beni yabana
Bende bu dereliyim
Al koy beni koynuna
Sormaki nereliyim
Çıktum dağun başına
Çalıverdum ezanı
Kız senun merağundan
Tutmadum Remezani Kar yağar karamişun
Dalina yaprağina
Elursam mezarumun
Gelde bak toprağına
Asker ettiler beni
Ya Tuna'dur ya Bursa
Habu dar günlerumde
Ayşe yanumda dursa Dere kunduzi misun
Sabah yıldızi misun
Geldun geçtun karşıma
Miralay kizimisun
Derenin kenarına
Sereceğum kilimi
Vermezsa seni baban
Alalum biribirni Ayakkabın üstüne
Diktim nazar böceği
Adam rezil edermi
Benim gibi çocuğu
İneceğum dereye
Kuma sarılacağum
Ettum kendi kendume
Kime darulacağum Kuş uşti yavri kaldı
Gokyuzi mavi kaldı
Anahtar yar koynina
Gonlum kilitli kaldı
Atma Türküler
Olay Ancer Yayla yolunda 195O yıllarında geçer, oğlan kız birbirine aşıktır, yolda birbirine türkü türkü ata ata giderler, hikaye mutlu biter. İkiside halen yaşamaktadır.
Kız
Pencereyi sen açtın
Sen açtında ben kaçtım
Ben sevdalık bilmezdim
Sifte yolu sen açtın O yarim perçemim çok
Tarada yüzüne dök
Dağlar nazar devirur
Biraz da nazardan kork Şemsiyemun altına
Ne yağmurlar yemişum
Ben bekarım bekarım
Sanmayın evlenmişum
Erkek
Keseyim zülüfünü
O kırmızı yanağa
Bakamayum saha
Kalirum günaha Ha buradan yukarı
Alır saha çalılar
O çiçekli fistana
Dalar delikanlılar Karamışın dibine
Karayemiş fidanı
Benimi alacasun
Yoksa eski sevdani
Aspet Türküsü
Aspet'ten Liparit'a kim elçiledi beni ?
Almazdum İsmail'i Gelin Kandırdı beni
Gittum kaya ustine kayinum vurdi beni
O beyaz entaremlan doktorlar gördü beni
Gelin ne ettum sağa günağun tutti beni
Mesbabucum gelince başımdan vurdi beni
Duğunciler gelince çarşafladiler beni
O Malpet'ten aşağı selamladiler beni
Liparit'un dibine ağam endurdi beni
Emicemun malina kayinum vurdu beni
Emicemun evine sal getürdiler beni
O kiymetli odama kanli koydular beni
Gelinluk elbisemlan doktor Bey gördü beni
Güvey gelmiş odama 'Seni kim vurdi ?' dedi
Ben da söyledim oğa kardaşun vurdi beni
Gece sabaha kadar polis bekledi beni
İki saat yaşadum anne çok ağla beni
İki saatten sonra Azrail aldı beni
Gelinluk elbisemlan kefene sarun beni
Tel duvağum yüzüme tabuta koyun beni
Yaşum on beş yaşında neler geldi başuma
Akibeti kuş kondi mezaremun taşına
Tel duvağumi asun beni gören ağlasun
Su tokun mezareme usti çimen bağlasun
Konsolumun kilidi gül üstüne kurudi
Bir İsmail'den sebep gençluğum da çurudi
Malpet'un yalisina vardur bakır parasi
Hemdiye yureklerum doldu kurşun yarası
Bahçelerde kediler mirnav mirnav dediler
Kardaşumla gelinum başumi da yediler
Beyaz ati nalladum soğuksuya yolladum
Gideyirum konşilar Allah'a sımarladuk
Baba Oğul Türküsü - (Kazım ve Mecit Kalyoncu -Çayeli-1986)
Baba:
İki turki yazayım gelmiştur sırasına
Mecit kumaş gönderdi köydaki babasına
Evlatlar öyle eder yeri vardur Yasin'a
Kazım giydi elbise bakun fiyakasına
Kumaşı kahverengi yakıştı modasına
Hepten kalmışım çıplak Silva ortasına
Sarıldum, yatayırum bir meşin paltosina
Ancak aklı geldi babanun kafasina
Şimdi ancak vuriyi kafasinun tasina
Kalayi fayda etmez yureğinun pasina
Bu işi vereceğum Ulus gazatasina
Mecit açar radyoyu hep bakar sefasina
Kazanduğu parayi doldurur kasasina
Baba evlatlarını gezdurur arkasina
Evlat anayı satar elun paytarasina
Baksana memlekete ananun cefasına
Hocalar vaiz eder hafta Cumaasına
Bir evlat asi olur analan babasina
Onun yeri hazırdur Cehennemun ortasına
Bir gün gemin tutulur Kasım furtunasına
Durur denize duşmağa gemi güvertasına
Bir liman bulamasun Siliva yakasına
Maşalla rastgelmiştik evlatlarun hasina
Ben yine sarılayım çayun kuviçasına
Sakın darılma oğlum babanın şakasına. Oğul:
Bugün bir mektup aldum şaştum okumasına
Biz da cevap yazalum onun anlatmasına
Babalar alışuktur evlat ağlamasına
Ben da ağlıyacağum gitmesun fenasına
Yasin'da buldum ayet uydurdum şakasına
Bir ayet daha vardur bakarsan arkasına
Baba düzen verecek takasi takasına
Sonradan sarılmasun Mahşerde yakasina
Herkes bir tezgah kurdi oturdi masasina
Senun canun darlandı anamın sobasina
Anamlan rahat eyle pek bakma karasina
Daima alçaktan yürü tuz doğma kafasına
Bir meşin palton vardur bir mangır pahasına
Kıymetuni bilusan bakmasun dahasına
Biraz da temas ettun radyonun havasına
O da intikal etti babadan mirasına
Bir nefes nefesine bedeldur dünyasına
Bunu şaka söyledum bakma palavrasına.
Çayeli'nden Öteye
Çayelinden Öteye,
Gidelum Yali Yali.
Sırtındaki Sepetun,
Ben Olayım Hamalı. Sepetumun İpleri,
Keseyi Omuzumu.
Aç Beyaz Pestemali,
Bir Göreyim Yüzünü. Karlı Tepeden Beri,
Yeşil Çay Bahçeleri,
Çay Filizi Toplayı,
Peştemalli Kızları.
Damat Kaynana Türküsü Damat
Cebumdeki harçluğum
Endi iki kuruşe
İki güne bir ekmek
O da değmeyi dişe Hızarı taktum kola
Bugün yürüdüm işe
Bir içmağa durince
Yetmeyi on beş şişe
Kaynana
Ettun yeni elbise
Taktun beyaz yakayi
O ki evden yürüdün
Değiştun fiyakayı Mütahit giden adam
Niçun hizar takayı
Elettuğun yağ, peynir
Geçti on beş okkayi İçtun on beş şişeyi
Yirmaktan mı akayı
Haçanki rakı içtun
Vur yere tabakayi Eyi çalış eniştem
Şevki evi yıkayi
Çalış eniştem, çalış
Üç can sana bakayi.
__________________
(alıntı)
|