Tekil Mesaj gösterimi
Alt 10-28-2007, 03:33 AM   #502 (permalink)
Prenses
 
einsamleben - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Sep 2006
Nerden: Nerde bilmiyo..
Üye No: 13021
Mesajlar: 4.433
Ezberim Tşk İstatistikleri Tesekkür: 1317
942 Mesajına
1446 Kere Teşekkür Edildi
Ezberim Rep PuanLaması
Tecrübe Puanı: 436
Rep Puanı: 34545
Rep Derecesi:
einsamleben has a reputation beyond reputeeinsamleben has a reputation beyond reputeeinsamleben has a reputation beyond reputeeinsamleben has a reputation beyond reputeeinsamleben has a reputation beyond reputeeinsamleben has a reputation beyond reputeeinsamleben has a reputation beyond reputeeinsamleben has a reputation beyond reputeeinsamleben has a reputation beyond reputeeinsamleben has a reputation beyond reputeeinsamleben has a reputation beyond repute
Standart --->: einsamleben'den Güzel Yazı Arşivi



Bir zamanlar bir kralın aklına şöyle bir düşünce geldi: "Eğer bir
işe ne zaman başlayacağımı; kimi dinleyeceğimi ve yapmam gereken en
önemli şeyin ne olduğunu bilseydim, girdiğim her işi başarırdım."
Aklına böyle bir fikir düşünce, krallığın dört bir yanına, kim
kendisine her iş için en uygun vakti, bu iş için en gerekli kişinin
kim
olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretirse
ona büyük
bir mükafat vereceğini ilan etti.

Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara verdikleri
cevaplar
birbirinden tamamen farklı çıktı. İlk soruya cevap olarak; kimileri
her
hareketin doğru vaktini bilmek için önceden günlerin, ayların,
yılların
yer aldığı bir takvim hazırlamak ve sıkı sıkıya buna uyarak yaşamak
gerektiğini söylediler. "ancak böylece" dediler "her şey tam
zamanında
yapılabilir".
Diğerleri ise her hareketin doğru vaktine önceden karar
verilemeyeceğini, kişinin kendisini boş eğlencelere kaptırmayıp, hep
daha önce olmuş
olayları izleyerek en lüzumlusunu yapabileceğini iddia ettiler.

Bu defa başka bilginler de kral neler olup bittiğine ne kadar ederse
etsin, tek bir kişinin her hareket için en uygun vakte karar
vermesinin
imkansız olduğunu; kralın, her şeyin en uygun vaktini tespitte ona
yardım edecek bir bilge kişiler konseyi kurması gerektiğini
söylediler.

Fakat bu defa da başka bilginler; "Bir konseyin önünde beklemesi
imkansız bazı şeyler vardır, bu işlerin yapılıp yapılmayacağına
ancak tek bir
kişi anında kara verebilir" dediler. "Buna karar vermek içinse neler
olacağını önceden bilmek gerekir. Neler olacağını önceden bilenler
de yalnızca
sihirbazlardır. Dolayısıyla her hareketin doğru vaktini bilmek
isteyen,
sihirbazlara danışmalıdır.

İkinci soruya da aynı şekilde türlü türlü cevaplar geldi. Kralın en
fazla ihtiyaç duyduğu, en gerekli kişiler bazılarına göre
danışmanlar;
bazılarına göre papazlar; bir kısmına göre hekimler; daha başka bir
kısmına göre ise savaşçılardı.

Üçüncü soruya, yani en önemli işin ne olduğu konusuna gelince;
bazıları
dünyadaki en önemli şeyin bilim olduğunu söyledi. Bir kısmı savaşta
ustalaşmak; daha başkaları da dinî ibadet dediler.

Bütün cevaplar birbirinden farklı çıkınca, kral bunların hiçbirisini
kabul etmeyip hiç kimseye de ödül vermedi. Ama halâ doğru cevapları
aradığı
için, bilgeliğiyle ünlü bir münzeviye danışmaya kara verdi.

Münzevi, hiç ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda yaşar, yanına sade
halktan
başkasını kabul etmezdi. Bu yüzden kral üstüne sade elbiseler giyerek
kendisini halktan biri gibi göstermeye çalıştı ve yola düştü.
Münzevinin kovuğuna yaklaştıklarında atından indi ve muhafızını da
geride bırakıp
yola devam etti. Kral yaklaşırken münzevi kovuğunun önüne çiçek
tarhları kazıyordu. Kralı gördü, selamlayıp kazmaya devam etti.
Münzevi mecalsiz
ve zayıf birisiydi; küreğini toprağa her sokuşunda bir parçacık
toprak
çıkarıyor, soluk soluğa kalıyordu. Kral yanına gelip şöyle dedi.

"Ey bilge münzevi, size üç sorunun cevabını sormak için geldim. Doğru
şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl öğrenebilirim? En fazla muhtaç
olduğum,
dolayısıyla diğerlerinden fazla ilgi göstermem gereken insanlar
kimdir?
En önemli ve her şeyden önce kendimi vereceğim işler nelerdir?"

Münzevi kralı dinledi, ama cevap vermedi. Avuçlarına tükürüp kazmaya
devam etti.

"Yoruldunuz" dedi kral, " Küreği bana verin de biraz dinlenin."
Münzevi, "Sağolun" diyerek küreği krala verip yere oturdu. Kral iki
tarh
kazdıktan sonra durup sorularını tekrarladı. Münzevi yine cevap
vermedi; bu defa
ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve şöyle dedi: "Biraz dinlenin; bir
parça da ben çalışayım." Fakat kral küreği ona vermeyip kazmaya devam
etti. Bir saat geçti, bir saat daha. Güneş, ağaçların ardından
batmaya
başladı; sonunda kral küreği toprağa saplayıp şöyle dedi: "Ey bilge
kişi, senin yanına sorularıma bir cevap bulmak için geldim. Eğer
cevap
vermeyeceksen, söyle de evime gideyim". Münzevi, "Buraya koşarak
birisi
geliyor" dedi, "bakalım kim?" Kral arkasına döndüğünde bir adamın
koşarak kendilerine doğru geldiğini gördü. Adamın karnına bastırdığı
ellerinin
altından kan sızıyordu. Kralın yanına ulaşınca, kendinden geçercesine
inledi, sonra da bayılıp yere düştü. Kral ve münzevi, hemen adamın
üstündeki elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara vardı. Kral
yarayı elinden geldiğince yıkadı, mendiliyle ve münzevinin havlusuyla
sardı. En sonunda kan durdu, adam kendisine gelince içecek bir tey
istedi.
Kral dereden taze su getirip ona verdi. Bu arada akşam olmuş hava
soğumuştu. Kral, münzevinin de yardımıyla yaralı adamı kovuğa
taşıyarak
yatağa yatırdı. Yatağa uzanan adam gözlerini kapatıp derin bir uykuya
daldı.

Kral, koşuşturmadan ve yapmış olduğu işlerden öylesine yorulmuştu ki
eşiğe çöktü ve uyuyakaldı; kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir uyku
çekti.
Sabah uyanınca nerede olduğunu, yatakta uzanmış ve canlı gözlerle
dikkatle kendisine bakan yabancının kim olduğunu uzun süre
hatırlayamadı. Kralın
uyandığını ve kendisine baktığını gören adam; "Beni affedin" dedi,
zayıf bir sesle. Kral, "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey
yapmadınız ki" dedi. "Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi
tanıyorum" dedi adam.
"Ben, kardeşimi astırdığınız ve mallarını elinden aldığınız için
sizden
öç almaya yemin etmiş bir düşmanınızım. Tek başınıza münzeviyi
görmeye
gittiğinizi öğrendim ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar verdim.
Ama
akşam olduğu halde dönmediniz. Ben de sizi arayıp bulmak için pusuya
yattığım yerden çıkınca muhafızlarınıza rastladım, beni tanıyıp
yaraladılar. Onlardan kaçtım, fakat yaramdan çok kan akıyordu. Yaramı
sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim, siz
ise
hayatımı kurtardınız. Eğer yaşarsam şimdiden sonra en sadık köleniz
olup size hizmet edeceğim ve oğullarıma da aynı şeyi emredeceğim.
Affedin
beni." Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun dostluğunu
kazandığı için çok mutlu oldu; onu affetmekle kalmayıp uşaklarını ve
kendi doktorunu gönderip onun tedavisini yaptıracağını söyledi,
ayrıca
mallarını iade edeceğine de söz verdi. Yaralı adamla vedalaşan kral,
kapının
önüne çıkıp münzeviyi aradı. Gitmeden önce, sormuş olduğu sorulara
cevap
vermesini bir kez daha rica etmek istiyordu. Münzevi dışarda, bir gün
önce kazmış oldukları tarhlara çiçek tohumlarını ekiyordu. Kral ona
yaklaştı
ve şöyle dedi: "Sorularıma cevap vermeniz için size son defa
yalvarıyorum!"
Yorgun dizlerinin üstünde çömelmeye devam eden münzevi, gözlerini
kaldırıp krala baktı ve, "Cevabınızı aldınız" dedi. "Nasıl aldım? Ne
demek
istiyorsunuz?" diye sordu kral. "Anlayamıyorsunuz" diye cevapladı
münzevi.
"Dün eğer benim dermansızlığıma acımayıp şu tarhları kazmasaydınız,
gidecek ve şu adamın saldırısına uğrayacaktınız ve yanımda
kalmadığınıza pişman olacaktınız. Yani en önemli vakit, tarhları
kazdığınız vakitti;
en önemli kişi bendim ve en önemli işiniz bana iyilik yapmaktı. Daha
sonra
bu adam yanımıza koşarak geldiğinde, en önemli vakit onunla
ilgilendiğiniz
vakitti, çünkü eğer onun yaralarını sarmasaydınız, sizinle barışmadan
ölecekti. Dolayısıyla en önemli kişi oydu, en önemli iş de onun için
yaptıklarınızdı." "Bundan sonra şu gerçeği unutmayın: Tek önemli
vakit
vardır, içinde bulunduğunuz an. O an en önemli vakittir, çünkü
sadece o
zaman elimizden bir şey gelebilir. En önemli kişi, kiminle
beraberseniz
odur, zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyeceğini
bilemez; ve en önemli iş iyilik yapmaktır, çünkü insanın bu dünyaya
gönderilmesinin tek sebebi budur.",


einsamleben isimli Üye şimdilik offline konumundadır