YENİ FRİG KALESİ
Midas'ın Frig kalesinin yıkılışından bir süre sonra, kuşkusuz en geç M.Ö. 6.yy başlarında, oldukça yüksek yeni bir kale inşaa edilmiştir. Eski kale ile kıyaslandığında ve plandan anlaşıldığına göre inşaacılar, önceki hükümdarlık merkezinin planım tekrarlamaya çalışmışlardır. Megaron ise en çok tercih edilen bina çeşidi olmaya devam etmiştir. Yeni Frig kalesi çeşitli değişikliklerle, Orta ve Geç Frig Dönemlerine dek uzanarak M. ö. 4. yy sonlarına kadar varlığım sürdürmüştür. Eğer daha önce değilse, yeni kalenin ömrü boyunca Gordion Genişleyerek bir aşağı mahalleyi ve bir dış mahalleyi de içine almış ve genişlemiş Gordion'un en azından bir kısmı dış surlarla korunmuştur. Yine, 6. yy'in başlarında Batı Anadolu'daki Lidya Krallığı bu bölgeye hakim olmuştur. Daha sonra Gordion, M. Ö. 6. yy'in ortalarında, Pers İmparatorluğu'nun bir parçası haline gelmiş ve M.Ö. 334'te Büyük İskender'in gelişine kadar Persler'in kontrolü altında kalmıştır.
TERAS BİNASININ TİPİK BİR ÜNİTESİ
Teras binasının tipik bir ünitesinde M.Ö. 700'lerde gerçekleşen yangın, orada yaşanmış tüm faaliyetlerin gerçek bir zaman kapsülünü bırakmıştır. İşçiler yünü ipliğe dönüştürmüşler ve büyük dokuma tezgahlarında dokuma yapmışlardır. Bir başka grup, buğday ve arpadan un öğütmek için alçak platformlarda diz çökmüş veya çömelmiş. bazen tahılı bileği taşının üzerine yonca ağızlı büyük testiler kullanarak boşaltmıştır. Diğer bir grup ise ekmeği ve diğer yiyecekleri antrelerde pişirmiştir. Bu alanların etrafında bu işlere dair seramik çömlek ve demir buluntular ele geçmiştir.
Frig Mimari Terakotalan
Yeni Frig kalesinin mimarisindeki tipik bir özellik de, pişmiş topraktan (terakota) yapılma çatı kiremit; oluk ve süslü duvar levhalarının kullanımıdır. Mimari terakotaların ilk kez nerede kullanılmaya başlandığı konuşu tartışmalıdır. M.Ö. 8.yy. sonlarında Çorum - Pazarlı'da kullanıldığı tespit edilmiştir
Orta / Geç Frig Çanak Çömlekçiliği
Önceki kaledeki çömlekçilikle kıyaslandığında görüleceği gibi yeni Frig kalesinin devamı boyunca pek çok çanak çömlek çeşidinin kullanımı da sürmüştür. Geometrik boyalı süslemeler yine varlığım sürdürmüş ancak Frig ressamları, figürlü desenlerle eskiye nazaran daha çok ilgilenmiştir. Beyaz astar üzerine boyanarak süslenmiş kapların yanında zarif, siyah perdahlı kaplar, daha fazla rağbet görmüştür. Burada görülen kapların bir kısmı metal işçiliğinin çömlek üzerinde uygulanmasının iyi örnekleri olurken diğerleri de, Pers (Akhamenit) gümüş kaplarının taklitleri durumundadır. Yeni Frig kalesi önceki kalenin basma gelen ani ve büyük yıkımla karşı karşıya kalmadığı için, bütün halde kalmış kap örnekleri daha nadir bulunmaktadır.
Ana Tanrıça - Kybele
Friglenn en önemli tanrısı, yazıtlarda basitçe Matar (Ana) olarak anılan, bazen ek olarak Kybele sıfatım da alan ana tanrıçadır. Her ne kadar eski Frig kalesi zamanındaki Gordion'da ana tanrıçanın kültüne ait çok az kanıt olsa da, yeni kalenin hayatıyla bağlantılı olarak, muhtemelen Ana Tanrıça'yı tanımlayan pek çok yontulmuş taş heykeller bulunmaktadır. Ana tanrıça çoğunlukla ağzına bir tası götürürken resmedilmiştir. Bir örnekte, diğer elinde yırtıcı bir kuşu (atmaca? şahin?) tutarken aynı türden iki kuş bir balık için dövüşmektedir. Taş ve diğer maddelerden yapılmış yırtıcı kuşlar muhtemelen Frig tanrıçasına sunulan adaklardır.
Diğer Orta / Geç Frig Buluntuları
Kemik, fildişi, bronz ve taştan yapılmış olanlar dahil olmak üzere pek çok malzeme yeni Frig kalesiyle bağlantılıdır. Büyük olasılıkla kuzey Suriye'den gelen fildişi ise her zaman ithal edilen bir mal olmuştur. Kemik ve fildişi parçalarının bir kısmı, kakma işçiliğinde daha büyük parçalarda, muhtemelen mobilyalarda kullanılmıştır.
Hacıtuğrul
Hacıtuğrul, Gordion'un 22 km. kuzeydoğusunda, bugün Çile dağı olarak bilinen dağın arkasında, göze çarpan bir höyüktür. 1970 yıllarında Burhan Tezcan tarafından yapılan kazılar, buranın Gordion'daki Yeni Frig Kalesi ile aynı döneme ait (M.Ö. 7.-6. yy) bir surlu Frig yerleşimi olduğunu göstermiştir. Hacıtuğrul'da bulunan seramikler Gordion'da açığa çıkartılan gri seramikler ve Gordion'a ithal edilen Yunan ve Lidya seramikleriyle de benzerlik gösterirler. Hacıtuğrul, büyük ihtimalle Gordion'da kurulan Frig yerleşiminin bir uzantısıdır.
Gordion'a İthal Edilen Yunan Çömlekçiliği
Gordion'a Yunan dünyasından ithal olarak gelen malzeme arasında çanak çömlekler de vardır. Korint, Evia (Euboia) ve Doğu Yunanistan'dan gelmiş, şimdiye dek bilinen ilk malzemeler M. Ö. 8. yy sonlarına rastlar. Ancak Yunan mallarının belli bir miktarda bulunmaya başlaması M.Ö. 6.yy'a kadar gerçekleşmez, İonia'nın pek çok merkezleri, diğer Doğu Yunanistan bölgeleri, ve de Lakonia ithalatta öne çıkmakta, ancak siyah ve kırmızı figürlü çömlekleriyle ünlü Atina'dan, M.Ö. 4.yy sonlarına ve Helenistik Dönemin basma kadar getirilenler, oldukça fazla miktardadır. Her ne kadar Yunan kapları dar boyunlu parfüm şişeleri (lekythoi, ryballoi) gibi öncelikle içerikleri için ithal edilmiş olsalar da, kapların çoğu nakliyat kabı olarak uygun değildir. Bu nedenle, şüphesiz egzotik, lüks mallar olarak çekiciliklerinden dolayı getirilmişlerdir.
Yunan Taşıma Amforaları
Yunanistan'la diğer bir ticari bağlantının göstergesi, esas olarak şarap taşımacılığında kullanılan taşıma amforalarıdır. Bu tür amforaların Gordion'da bulunan ilk örnekleri M. Ö. 6. yy'in başlarına rastlamaktadır. Daha sonraları Gordion sakinleri yeni Frig kalesinin ömrü boyunca ve Helenistik Dönemde (M. Ö. 3. ve 2.yy) Batı Anadolu ve adalarda üretilen şarabın tadım çıkartmışlardır. Bireysel Yunan üretim merkezleri, farklı nakil amfora çeşitlerini kullanmış ve bazen ateşte pişirmeden önce kapların üzerine ayırdedici damgalar basmışlardır. Bu yüzden Gordion'un aralarında Datça (Knidos), Rodos (Rhodes), Sakız adaşı (Chios), Sisam adaşı (Samos), Milet (Miletos), Midilli adaşı (Lesbos), ve Limni adaşı (Thasos) bulunmak üzere pek çok yerden Yunan malları aldığı bilinmektedir.
HELENİSTİK DÖNEM
Büyük İskender'in M.Ö 334'te başlayan Pers ordusuna karşı zaferleri, Yunan etkilerinin güçlü unsurlarım getirerek, Anadolu ve Yakın Doğu için yeni bir çağ olan Helenistik Dönemin başlangıcım belirlemiştir. Gordion düğümünü kestiği ve böylece kaderini Asya'nın hakimi olarak çizdiği söylenen İskender, Gordion'a M.Ö.334'te gelmiştir, İskender'in ziyaretin-den sonra Gordion, gündelik yaşam tarzında, Yunan etkileri ve süregelen yöresel geleneklerin karışımının görüldüğü, zenginleşen bir dizi Helenistik yerleşimin mekanı olmuştur. M.Ö. 3.yy'ın başlarında Avrupa'yı geçerek Anadolu'ya gelen Galatlar (Galyalılar), yüzyılın ortalarında başka yeni bir kültürel unsur olmuşlardır. Romalı General Manlius Vulso M.ö. 189'da Galatlar'a karşı bir seferinde Gordion'a geldiğinde, bölge sakinleri önceden bölgeyi boşaltarak kaçmışlardır. Buluntular açısından geniş ve zengin olan terkedilmiş bu tabaka kazılarda ortaya çıkmıştır. Sergideki Helenistik eserlerin çoğu bu tabakaya aittir.
Helenistik Dönem Çömlekçiliği
Frig çömlekçiliğinde kullanılan şekiller, Helenistik Dönemde kaybolarak yerini farklı Yunan tarzı çeşitlere bırakır, ithal edilen Yunan çanak çömlekleri ayırdedici siyah sır bir yüzeye sahip olup kaydadeğer miktarlarda mevcuttur. Yerel çömlekçiler, ithal edilen bu çanak çömlekleri esas alıp erken Frig Döneminden beri süregelen geleneksel teknikleri kullanarak Yunan şekillerinin taklitlerim üretip, Yunan boya süslemelerini de taklit etmişlerdir.
HELENİSTİK DÖNEM HEYKELCİLİĞİ VE DİĞER ESERLERİ
PİŞMİŞ TOPRAK (TERAKOTA) HEYKELCİLİĞİ
Helenistik kültürünün diğer bir yönü, kalıplanarak yapılmış terakota küçük heykelciklerde ve çanak çömlekler için plastik süsleme gibi Yunan üsluplu küçük boyutlu heykelciliğin kullanımında görülür. Birkaç döküm kalıbının varlığı ve terkedilmiş katmanda ocakların bulunuşu ve de terakota heykelciklerinin yapımı için gerekli araç gereçler, Gordion'un bu tür malların ithalcisi olduğu kadar üreticisi olduğunu da gösterir.
TAŞ VE BRONZ HEYKELCİLİĞİ
Helenistik Dönem sırasında Gordion'da taş ve bronz heykeller terracotta heykellerden daha az bulunmaktadır. Her ne kadar kabaca bir köpek (arslan?) heykeli Galatlarınki ile benzerlikler taşıyor olsa da, terakota heykellerde de görüldüğü gibi, çoğu örnekler Yunan tarzındadır. Oturmuş bir kadın heykeli, belki de Matar Kybele, Yunan ilham tanrıçaları Musalar'a ithaf edildiğini belirten bir yazıt taşımaktadır, ve bundan dolayı bu tanrıların kültünün Gordion'da bulunduğunu göstermektedir.
DİĞER HELENİSTİK ESERLER
Helenistik Dönemden olan diğer maddeler, kemik, fildişi, bronz ve taş eserleri içermektedir. Derecelere ayrılmış taş ağırlıklar ticarette belirli standartların varlığım göstermektedir. Ağırlıklar Yunan ticaret tanrısı Hermes'in sembolü olan caduceus'u (Hermes'in asası) taşımaktadır. Kule şekilli kemik aletler göz boyası olarak kullanılan rastık için saklama kabları olmuş olabilir. Müzik aletleri, kemikobualar (auloi) veya kavallar ve bir lirin fildişi parçasıyla kendilerini göstermektedir.
CAM
Burada sergilenen cam ürünler bir dizi tekniği ve maddeleri göstermektedir. Frig ve Helenistik zamanlarda varolan, fayans, kum sırlı çanak çömlekler, kalıplanmış cam ve bir metal çubuğun etrafına kil ve gübre kaplanıp sıvı camın içinde döndürülerek istenen şeklin elde edildiği camların hepsi ithaldir. Üfleme tekniğinde üretilen camlar genellikle M.Ö. 100 civarında başlar; burada sergilenen örnekler, Roma imparatorluk Dönemine aittir.
MÜHÜRLER VE MÜHÜR BASKILI ESERLER
Taştan ve diğer maddelerden yapılan mühürler genellikle kişiyi tanıtmak için kullanılan kişisel işaretlerdir; daha büyük örnekleri, çanak çömlekleri veya dokumaları süsleme amaçlı kullanılmış olabilir. Anadolu'da iki çeşit mühür kullanılmıştır: Bunlar düz mühürler ve yuvarlanarak baskı yapılan silindir mühürlerdir. Burada sergilenen mühürler ve mühür baskılı eserler Orta Tunç Çağı'ndan Roma imparatorluğu zamanına kadar uzanır.
SİKKELER
Sikke, M. ö. 7. Yüzyılda Batı Anadolu'da Lidyalılar tarafından bulunmuştur. Gordion'da da aynı zamanda kullanılmaya başlanmıştır. Paranın basımı, kullanımı bir yerin ekonomik ve tarihi olaylarım gösteren çok önemli bir delildir. Bu vitrindeki gümüş ve altın sikkelerin tamamı, Büyük İskender'in M.Ö. 334 yılında Gordion'a gelişinden sonraki dönem olan Helenistik Devre (M.Ö. 4.yy sonu-2.yy) aittir. Gordion'da örneklerine rastlanan çok çeşitli darphaneler, Makedonya, Babil ve Susa gibi uzak yerler de dahil olmak üzere, Gordion'un Anadolu ticari ve askeri yolları üzerindeki önemini gösterir.
GORDİON'DAKİ TÜMÜLÜSLER ( YIĞMA MEZARLAR )
Frigler çok sevdikleri krallarının ölümü üzerine büyük bir tören düzenleyerek anlayış bakımından Mısır Piramitlerinden hiç farkı olmayan tümülüse gömeceklerdir.O günkü yüksekliği 60 metre çapıysa 300 metre olan ve küçük bir dağı andıran bir anıt mezar yaparlar.Midas'ın Gordion'u bugün 80 - 90 arası tümülüse sahiptir. Bunlardan 35 kadarında arkeolojik kazılar gerçekleştirilmiş ve mezar odaları açılmıştır.
Uzun yıllar Gordion' da kazı yapan Prof. Dr. Rodney S. YOUNG başkanlığındaki kazı ekibi, 300 m. çapındaki tümülüsün eteğinde açtığı tünel ile ardıç tomruklardan oluşan mezar odasına ulaşır. Mezar 5.25*6.75 ebatında 3.25m yüksekliğinde 4 tarafı kapalı ahşap yapıdadır. Çatı ise yine ahşap malzemeyle kapatılıp üzerine 25cm kalınlığında kil tabakasıyla yalıtılmıştır.Tomruk duvarları delen Young mezar odasına girdiğinde 169 adet tunç ve bakır kap 15 adet çeşitli mobilya elbiselerde kullanılan büyük boy 175 adet tunç çengelli iğne yani fibula ve karyola üzerinde yatan kral ile karşılaşır. Midas'ın ayağında işlemeli çizme veya potinleri 6 adet fibula ile tutturulmuş 2 kat giysisi vardır. İncelemelere göre 60 yaş civarında öldüğü sanılan 159 cm uzunluğunda kralın üstü 21 kat kumaşla örtülmüştür.
Müzenin hemen batısında bulunan bir başka tümülüs (Koerte No.III) ile müzenin doğusunda bulunan bir çocuk mezarı (P Tümülüsü), büyük tümülüs ile bir üçgen oluşturmaktadır. iki mezar da 8.yy sonlarına ait olup, tarih olarak birbirine yakındır ve yine tarih olarak büyük tümülüse de tarih uzak görünmemektedir. Mezar sahiplerinin üçü de muhtemelen Frig kraliyet ailesinin üyeleri olup birbirleri ile bağlantılıdırlar.
Kral Midas'a ait olup olmadığı kesinleşmeyen bu mezarların ve diğer tümülüslere ulaşmamış olsaydık Friglerin kralları yada kral çocuklarının mezarlarına oyuncaklar, tunç kaplar içinde tereyağı, kuşbaşı et gibi yiyeceklere koyarak öteki dünyaya uğurladıklarını özetle ölülerine verdikleri değeri ve onlara gösterdikleri saygının boyutunu hiçbir zaman öğrenemeyecektik.