Tekil Mesaj gösterimi
Alt 02-07-2007, 11:08 PM   #1 (permalink)
Kendini Aşmış
 
golgeemre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Dec 2006
Üye No: 11282
Mesajlar: 495
Ezberim Tşk İstatistikleri Tesekkür: 368
216 Mesajına
397 Kere Teşekkür Edildi
Ezberim Rep PuanLaması
Tecrübe Puanı: 79
Rep Puanı: 6844
Rep Derecesi:
golgeemre has a reputation beyond reputegolgeemre has a reputation beyond reputegolgeemre has a reputation beyond reputegolgeemre has a reputation beyond reputegolgeemre has a reputation beyond reputegolgeemre has a reputation beyond reputegolgeemre has a reputation beyond reputegolgeemre has a reputation beyond reputegolgeemre has a reputation beyond reputegolgeemre has a reputation beyond reputegolgeemre has a reputation beyond repute
golgeemre - MSN üzeri Mesaj gönder
Nev1 Dİnİ Şİİr ArŞİvİ



Sen gel diye_______

Yaradan Rabbimin adıyla okudum.
Ey Muhammed seni okudum.
Okudum, çoğaldı harflerim, ırmaklarım, yıldızlarım...
Bütün kitaplara senin isminle yazıldım.
Doğdum Muhammede doğdum
Aşiksam Muhammede aşığım
Ölürsem Muhammede ölürüm
Gelirsem Muhammede gelirim
Yusuf oldum kuyularda hep seni bekledim
Hüseyin oldum Kerbelada
Kuruyan dudaklarımla sayıkladım ismini.
Gelsin de ırmaklar taşıyan ellerinden
Ab-ı hayat akıtsın içimde diye bekledim

Bekledim
Kapandi yollarım
Uzattım parmaklarımı
Hallaç gibi doğrandı ellerim
Hiç seni söylemedim
Dağlandı dudaklarım
Yazdım göz yaşlarımla Mekkenin dağlarına:
Sen gel diye Ey SevgiliM...
Sevgili...
Ben Veyselim
Kenan illerinde hasretini soluyan,
Hırkana bürünürüm karanlıkta kaybolduğumda
Dört tarafdan vururlar bana
Vururlar da söyletmezler sensizliği.
Sümeyye gibi develer ayırır bedenimi...
Hamzayım Ey sevgili,
Uhuddayim tam önündeyim
Vahşinin mızrağı deler geçer yüreğimi.
Gel de okşa ne olur oyulmuş kalbimi,
Hind değil hasretin acıtır onu.
Gittin ya gül yüzlü Sevgili.
Kırıldım gittiğinden beri
Kırıldıkca yandı canım.
Çarmıha gerilen benim bedenim, benim ellerim
Benim ayaklarım.
Harami sofralarda sergilenen benim başım.
Beni bir ağaçta kıstırdılar,
Kör bir testereyle biçildim.
Ağladım, kurudu göz pınarlarım
Ağladım, hasretine türkü yaktım
Ağladım, gel diye Ey Sevgili...
Ey Sevgili...
Kırıldımı dişin,
Dikenler acıttımı ayaklarını,
Deve işkembeleri kirlettimi elbiselerini?
Medine yollarında yoruldunmu?
Taifte taşlar kanattımı gül yanağını?
Kırıldımı kalbin bize, kırgın mısın Ey Sevgili?
Ne çare
Bekirler yok şimdi
Aliler, Osmanlar, Ömerler yok
Halidler gitti, Musablar gitti.
Hatice yok, Zeynep yok, Fatıma yok.
Müminlerin annesi sofra açmaz evlerimizde
Kedilerin babası dolaşmaz sokaklarımızda.
Biz ne cok yetim olduk da, senin gibi okşayanımız yok artık.
Gel bir okşa ne olur.
Yaralarımızdaki irinler azdı.
Canımız acıdı
Bir merhamet et, bir gülümse Efendim
Bir görün paslı yüreklerimize
Bekler dururuz her seherde:
Sen gel diye Ey Sevgili...
Ey Sevgili...
Buralara bir hal oldu:
Ne Yakup inliyor şimdi
Ne Mısırda rüya görülüyor
Züleyhalar şaşkın.
Yedi adam ne yapsın
Mağaraların kapıları da kapalı.
Musa vurunca asasını
Oynamıyor yer yerinden
Yol vermiyor Kızıldeniz
Sakınmıyor İbrahimi ateşler
Su taşımıyor karınca.
Ethemin balıkları getirmiyor iğneleri denizden.
Buralara bir hal oldu:
Sen yoksun, buralar duman oldu Efendim.
Bir mektubun gelmedi buralara...
Bir Necaşi sormaz halimizi.
Bir yanlızlıktır düştü ocağımıza
Bir karanlıktır çöktü başımıza
Ay aydınlatmıyor
Gül kokmuyor
Yokluğun karabasanlar gibi basınca sinemize;
Dağıldı hanemiz
Dağıldı yüreğimiz
Dağıldı birliğimiz...
Sevgili affet bizi:
Bir deve olamadik
Hasretine çatlayip ölecek,
Bir kuru agaç olamadık
Yokluğuna kanlı gözyaşları dökecek
Bir Bilal olamadık
Sensiz ses vermeyecek,
Bir Ebu Zer olamadık
Alıp başını gidecek.
Ey Sevgili
Ey Şefahat sahibi
Affet bizi
Affet...
Şimdi bir şarkı düşer dilimize
Bir aşk iner yüreğimize
Bir el tutar elimizden.
Bir af fermanı gelir ötelerden.
Bir sen gelirsin.
Bir sen gelirsin.
Biz bin seviniriz:
Sevgilim Muhammedim diye...
Sevgilim Muhammedim diye, meleklerle yarış ederiz.
Gel sevgili
Gel öp, kokla
ve yeşert bizi
Ve kalbimizi

Bir şiir daha başlıyor.
Ama bu, asırlık bir şiirdir.
On dört asırlık bir şiir.
Peygamber sohbetinin
Şiirleşmiş ifadesidir.

Şimdi o güne gidiyoruz.
Yine bir yolculuğa çıkıyoruz.
Yeni bir yolculuğa…

Zaman ötesi zamanda
Ulvi bir vakitteyiz
Ve sanki biz, şimdi Asr-ı Saadetteyiz.
İzhir ve celil otlarının o hoş kokusu yayılır.
Mecenne sularının sesi gelir uzaktan
Şame ve tufeyl dağları ninni söyler sahraya.
Herşey uysaldır.
Herşeyde nazlı bir gül edası.
O’nun edası…
Ve O’nun sohbeti.
Dinleyenler sahabe topluluğu.
Sanki başlarında bir kuş var,
Ve sanki o uçmasın diye pür dikkât
O’nu dinliyorlar.
Aileden, maldan ve amelden bahsediyor.
Sohbet bitince Abdullah b. Kürz izin istiyor;
“Ya Rasulallah!
Anlattıklarınızı şiir halinde söyleyeyim mi?
İzin verir misiniz?”
Hz. Peygamber;
“Olur.” Buyuruyor.
Ve Abdullah b. Kürz şiirine başlıyor.
Ailem, yaptıklarım ve ben sanki üç kardeşiz.
Ölüm yaklaştığında onları çağırıp konuşan biri gibiyiz.
Adam kardeşlerine der ki;
“Ölüm kapımı çaldı! Bana yardım edin.
Geri dönülmez bir yolculuk başlıyor.
Uzun ve güvenilmez.
Bu hal karşısında bana nasıl yardım edebilirsiniz?”
Malı der ki;
“Benden ayrılmadığın sürece
Her isteğini yerine getiririm
Ama ayrılık olursa aramızdaki dostluk biter.
İstediğini benden şimdi al.
Çünkü yakında ben, savrulan kumlar arasına katılacağım.
Başka insanların olacağım.
Beni sonraya bırakma, harca.
Hızla yaklaşan ölüm gelmeden,
Elini çabuk tut, hayır yap.”

Ailesi de şöyle der;
“Ben seni cidden sever,
Seni herkesten üstün tutarım.
Gücümü kuvvetimi senin için harcar, iyiliğini isterim.
Ama iş ciddileştiğinde senin için ölemem!
Ardından göz yaşı dökerim,
Yüksek sesle ağlarım,
Seni hayırla yâdederim.
Cenazende bulunur,
Gireceğin kabre kadar,
O son durağına kadar,
Hasretle tabutunu taşır,
Sonra geri dönerim.
Sanki aramızda hiç bir şey yokmuş gibi,
Hiç birbirimizi sevmemiş gibi,
Hiç birbirimizden sevgi görmemiş gibi…”
İşte insanın ailesi!
İşte desteği.
Ve işte gerçek yüzü.

Sonra ameli konuşur insana;
“Ben, senin kardeşinim” der
“Sarsıntıların dehşetli anında
benim gibi bir kardeş bulamazsın.
Benimle mezarda karşılaşacaksın.
Orda seni savunacağım.
Hesap günü, ağır gelmesi için gayret gösterdiğin kefeye oturacağım.
Beni unutma, değerimi bil!
Ben üzerine titreyen merhametli bir öğütçüyüm.
Seni hiç bir zaman yalnız bırakmam.
İşte senin amelin!
Vuslat günü kavuşacağın güzel amellerin!”

Abdullah bu şiiri okuyunca,
Rasulullah ve arkadaşları ağladılar.
İşte o günden sonra,
Hz. Abdullah,
Ne zaman ki bir topluluğun yanından geçse
Kendisini çağırır, şiirini okumasını rica ederlerdi.
O da okurdu.
Ve yine göz yaşı.
Yine çağlayan sahabe yürekleri!

Bu şiir asırlık bir şiirdi.
On dört asırdır okunan bir şiirdi.
Peygamber sohbetinin,
Şiirleşmiş ifadesiydi


40 yaşındasın

Rahmetini umarak
Günahkar bir dille;
Allah Azze ve celle

Ya Rasulallah,
Alemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden,
Kalbimizden seyrediyoruz seni.

İşte
Bir yaşındasın,
Beni Sa’d yurdundasın
Sana süt anne olmadı kadınlar,
Bu yüzden dargın bulutlar,
Bir damla yağmur indirmiyor.
Kıtlık hüküm sürüyor beni sa’d yurdunda
Minicik bir bulut var gökyüzünde
Sana aşık...
Ayrılmıyor başucundan
Ve insanlar yağmur duasında...
Hz. Halime kucağına alıyor seni,
Yüzünde bir gölgelik... Seni güneşten korumak için.
Oysa minicik bulut gökyüzünde
Sana meftun, sana kilitli...
Ve dua eden rahibin kucağındasın
Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahib.
Kıtlığı da unutuyor, yağmuru da, duayı da.
Ama sen unutmuyorsun
Uğruna canlarımız feda o gözlerinle gökyüzüne bakıyorsun.
O minicik bulut ilişiyor bakışlarına,
Büyüyor, büyüyor
Sonra nazlı nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan
Fakat çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini
Çoğusu bilmiyor seni.

Altı yaşındasın
Medine-i Münevvere yolundasın.
Yanında aziz annen ve Ümmü Eymen...
Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında
Sonra yolda, Ebva’da öksüzlük karşılıyor seni
Mekke’ye annesiz giriyorsun
Abdülmuttalip bir başka seviyor seni,
Ebu talip bir başka seviyor.
Ya Rasulallah!
Mekke çocukları, annelerine seslenirler miydi senin yanında?
Onlar anne deyince sen yere mi bakardın?
Mekke rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva’ya?
Kaç gece anne diye hıçkırdın.
Efendim,
Vallahi senin yerine de anne dedik annemize!
Ama hiçbir öksüzün
Hiçbir yetimin yanında
Ne anne dedik ne de baba!

Yirmi beş yaşındasın...
Ve bambaşkasın
Kimse sana denk değil.
Şefkat yayıyor kokun
Güven veriyor sesin
Sen Muhammed-ül Emin’sin.

Ey Medine minberinde
“Ümmetî Ümmetî” diye hüznü giyen sevgili!
Ey Mekke mihrâbında
Âlemler hesabına “ALLAH!” diyen sevgili!
Bize lütf-u ilâhi bahşedilen kapına
Diz çöktük beyat ettik;
Rabbinden bize ne getirdiysen “amenna!”
Duyduk, itaat ettik!

İşte
Kırk yaşındasın
Hira Nur Dağındasın
Cibril iniyor göklerden
Ve nokta nokta her yerden
Salat, selam yükseliyor.
Sen,
Kainatın yüreğinden hasretle kopan ahsın
Karanlık gecelerimize sabahsın.
Sen Nebiyyullahsın!
Sen Habibullahsın!
Sen Rasulullahsın!

Esselamu aleyke ya Nebiyyallah!
Esselamu aleyke Ya Habiballah
Esselamü aleyke Ya Rasulallah!

Niye incittiler ki seni sultanım?
Niye işkence yaptılar ki sana?
Ebu talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar.
Himayesiz kaldın diye mi
Kabedeki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne,
“Amca, yokluğunu ne çabuk hissettirdin” diyişin...
Harem’de Namaz kılışın geliyor aklımıza
Başına pislikler saçılıyor.
Bin baş feda o mübarek başına...
Nasipsizler sana bakıp nasılda gülüyorlar?
Biri koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru,
Biri koşuyor ama sanki yere inmiş arş-ı âlâ
“Bu koşan kimdir?” diye bir soru dolaşıyor boşlukta.
Ve cevap veriyor biri:
“Muhammed’in kızı Fatıma’tüz Zehra!
Velîlerin Anası.
Yüzünü gözünü siliyor biricik kızın
Sana yeryüzünde en çok benzeyen,
Gülmesi sen, ağlaması sen!
“ağlama kızım”diyişin geliyor aklımıza

Niye çıkardılar ki yurdundan seni?
Himayesiz kaldın diye mi?
Onlar bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni!
Seni yetim bulup barındıranı!
Seni âlemlere Rahmet kılanı!
Onlar deli diyorlardı sana,
Sen susuyordun.
Mecnun diyorlardı
Şair diyorlardı
Sen susuyordun
“Seni bizim elimizden kim kurtaracak!” diyorlardı
Sen
Sen “ALLAH!” diyordun
ALLAH! Azze ve Celle.
Semayı haşyet kaplıyordu
Sen “ALLAH!” diyordun
Arş-ı ala titriyordu.
Bedirde “Allah!” diyordun
Üçbin melek iniyordu alaca atlarla
O gün aslanların adı Hamzaydı, Ömerdi, Aliydi.
Yüz yirmi beş bin sahabi
“anam babam sana feda olsun ya rasulallah!” diyordu


Ya Rasulalah
Medine-i münevvere sokaklarında yürüyordun hani,
Neccar oğullarının küçük kızları seni görünce
Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi
“Beni seviyor musunuz?” diye sormuştun onlara
“Seni çok seviyoruz Ya Habiballah!” demişlerdi.
Sen de;
“Allah biliyor ki ben de sizi çok seviyorum!” demiştin.
Bu gün yaşayan gençler var!
Neccar oğullarının kızları değil belki
Ama seni onlar da çok seviyor
Göz yaşlarından belli ki seni canlarından çok seviyorlar.
Senden başka kimseleri yok.
Allah biliyor ki sen onları da çok seviyorsun.


Atmış üç yaşındasın...
Refîk-i âlâ duasındasın
Senin için
Siyah yünden cizgili bir cübbe dokunmuştu
Kenarları beyazdı.
Onu giyerek ashabının yanına çıkmıştın.
Ve mübarek ellerini dizine vurarak:
“Görüyor musunuz ne kadar güzel” demiştin
Meclisinde bulunan biri sana seslenmişti:
“Anam babam sana feda olsun Ya Rasulallah, onu bana ver”
Niye istemişti ki senden!sevdiğini bile bile
İstendiğinde katiyyen hayır demediğini bile bile!
“Peki” dedin o zâta.
Ve sen yine yamalı, eski cübbeni giydin.
Dostuna kavuşmana bir hafta kalmıştı
Aynı cübbeden yine diktiler
Ama giyinmek nasip olmadı.

Bir gün peşpeşe yedi defa bir muştuyu haber vermiştin;
“Beni görüp de bana iman edenlere ne mutlu;
Beni görmeyip de bana iman edenlere ne mutlu.”

Haberler uçurmuştun Ebu Hureyre’nin diliyle:
“Benden sonra öyle kimseler gelecek ki
“Keşke Peygamber’i görseydik de ne malımız ne de evladımız olsaydı’ Diyecekler.”
Ve Hz. Enes’le paylaşmıştın özlemini:
“Beni görmedikleri halde bana iman eden kardeşlerimi
Görmeyi çok isterdim.”buyurmuşsun.
Sultanım,
Gözlerinin beyazında kırmızılık olan sultanım!
Biz gördük kardeşlerini
Gözlerine bakınca seni hatırlatıyor,
Senin hasretinle kan canağına dönüyor gözleri
Sessizliği nakış nakış süslüyor hıçkırıkları.

Ey Medine minberinde
“Ümmetî Ümmetî” diye hüznü giyen sevgili!
Ey Mekke mihrâbında
Âlemler hesabına “ALLAH!” diyen sevgili!
Bize lütf-u ilâhi bahşedilen kapına
diz çöktük beyat ettik;
Rabbinden bize ne getirdiysen “amenna!”
Duyduk, itaat ettik!

Ya Rasûlallah
Sen hâlâ kırk yaşındasın
Ve hâlâ ümmetinin başındasın


EY GÜL


Ey gül
Ey gonca-i nur
Meftun yaprak har sana
Sensin gönüller mahı
Bu yaz bu bahar sana
Mucize saltanatın taşları ayna yapar
Her ırmak ve her deniz her leyl-ü nehar sana
senin zatı abdesin alemlere rahmettir
Cibril vefalı yoldaş
Yüce Allah yar sana
Bu nice iştiyaktır eyy en güzel sevgili
Asırlardır koşuyor genç ve ihtiyar sana
Nazarın kalbe şifa sözün hikmet incisi
Hangi dertli kavuşsa olur bahtiyar sana
Misk kapında karar kılmıştır senin
Nebilerin diliyle hep övgüler var sana
Ay, güneş, zühre, ülke nuruna pervanedir
Alemde olmak ister aşıklar civar sana
Senin yolun hep açık gidişin allahadır
Dağlar ateş kesilse olamaz duvar sana
Güzelliğin alemde misli bulunmaz inci
Ey gül hasret çekmede cennet o bulvar sana
Dedinki şükreden kul olmak istememmi ben
Rabbin ihsan buyurdu hurma üzüm nar sana
Her muzcizen parmakla gösterilmede senin
çağlatmak öyle kolay çöllerde pınar sana
Hicranın bir kütüğü dertle bi karar et
Hep özlem duymadadır selvi ve çınar sana
Cennetin çiçekleri senin kokunu taşır
Benzemeye çalışır beyazlıkta kar sana
Güneş güzel yüzünden parlaklık aldı ey gül
Acep hayran olmadan hangi göz bakar sana
Aşkının esiridir ne çöl ne de dağ tanır
Bu sevdalı gönüller su gibi akar sana
Varlık bahçesi senin nurundan yaratıldı
Hep medyum hep minnettar her can her nigar sana
Tebessümün ayların zührenin sevincidir
Nice hasret çekmede bu bülbül-ü zar sana
Yuuf senin dalında çiğ tanesidir sanki
Divane kesilir göz etse bir nazar sana
Fazlının eteğine akıllar erişemez
Eli kalem tutanlar övgüler yazar sana
Haki payene sürsem bir kerecik yüzümü
Bende olan sermaye hasret intizar sana
Haki payene sürsem bir kerecik yüzümü
Bende olan sermaye hasret intizar sana



Güle Anlattım Seni

Onun adı duyulunca akla gelir kanayan kırmızı güller...


Onsuzluğu sitem eder eller, durmaz aglar gözler...

O yurekte yer alınca durur zaman, gecmez günler...

Onun adıdır kırmızı gül...

Ve bir kırmızı gül ki durmaz onu anlatır...

Muhammed (s.a.v) diyerek etrafa kokusun yaylatır...

Ve bir zaman ve bu zaman ve ahir zaman...

Asude dillerden dökülen sadece off aman...

Sensizlik ne zor, ne harap, ne yaman...

Görme vakti gelmez mi ey yuzu nurzade...

Hasretler ummanında ordan oraya savrulan bir beden...

Gözleri kan canağını anlatan var bir figan eden...

Bugunlerin sarhoşluğu çöker oldu artık toz duman üstüm...

Ben kimseye değil sitem edercesine kendime küstüm...

Görme vakti gelmez mi ey siması beyzade...

Aşkların yangını gonullerin yorgunu dillerin hecesi...

Seni görmeyenin olmaz mı gunduzleri gecesi...

Gül'e anlattım seni agladım yalnız kaldım odamda...

Gözumden yaş geldi tuttum kendimi düştü bir damla...

Dönmeyenler kervanı bekler beni ve ben giderim...

Seni sensiz andım ama ben sensiz niğderim...

Giderken elimde bir hazirandan kalma kırmızı gül...

Ne kadar feryat ettimsede oldum bir dertli bülbül...

Ve secden aglar...


Gönül, Hak’tan gayrı sevgi ve ilgilerle dolarsa orası “puthâne” olur.
Puthâne olmuş bir gönlün ise “aşk”ı olmaz.
Böyle bir gönlün toprağında nâdîde çiçekler açmaz. Çünkü böyle bir gönlün gıdası süfliyâttır.
Aşk çerisi olmadan da gönüldeki putları kırmak mümkün değildir.
Kâlp, Rabbânî ilhamların tecelligâhı olmalıdır. Bunun için de kâlp temizlenecek, pak bir “ayna”ya dönüşecek ki, dışarının “hakikât”i kendi lisânı ve muhtevasıyla içeriye, kalbe yansısın.
Tecellî gerçekleşsin.
Ezel ve ebed sırrını fısıldasın.
Gayb dünyâsından haberler versin.
Gönlümüzden dilimize hikmet pınarları aksın.
*
Öyleyse ölü kalbi canlandırmak...
Yüreği hisseder hale getirmek gerekmektedir.
Aşk yüreğe düştü mü, nefsânî ve dünyevi olan her şeyi yakıp kül etmelidir. Hazret-i Mevlânâ’nın “hamdım, piştim, yandım” demesini bu manâda anlamak gerekir.
*
Diriliş, ölümden sonra gelecektir.
Yokluğun ve yoksulluğun kapısında O’nunla yüzleşeceğiz.
Şairsek, bu kâbiliyeti O verdi.
Sözü O yarattı.
Dağlar, denizler, ırmaklar O’nun eseri...
Söz, O’nun emaneti..
O’nu tanımak, doğru okumak, anlamak ve anlatmak...
İyi ve güzel olana çağırmak, kötü ve çirkin olandan uzak tutmak. Hem kendimizi hem de başkalarını...
Hem O’nun istediği gibi bir insan olmak, hem de O’nun istediği gibi şâir olmak...
*
Ama asıl sanatkâr olan O’dur.
Şâir, Sâni-i Zülcelâl karşısında acz ve fakrını asla unutmadan nefsinin vehimlerine fırsat vermemelidir.
Emânete ehliyet, böyle olabilir ancak.
O’nu söylemeyen dil sussun. Zira, hayır söylemeyen için hayırlı olan sükûttur.
Aczimizi bilmek,
Söz’le kibirlenenlerden olmamak gerekir.
Ten, canın; söz, gönlün aynasıdır.
Ayna kırılmadan benlik esâretinden kurtulup tecelli ile dolmak mümkün değildir.
Zâhirden daha önemli olan bâtındır.
Cevizin kıymeti kabuğunda değil içindedir.
Sûrete tapmadan mânâ güzelliğini idrâk etmek...
Rabbânî ilhâma tâlip olmak gerekir.
İlhâmât-ı Rabbânî ise tecellîdir.
Rabbânî ilham ise vahyin ışığından gelir.
Böyle şiir, şâirin zikri olur.
İster bir çiçeği anlatsın ister bir dağı,
İster sevinci anlatsın ister ayrılığı...
Ne söylersek söyleyelim O’nu söylemiş oluruz.
Çünkü gölge asıldan ayrı değildir.
*
Rahman ve rahîm olanın adıyla...


Gülümse!..

Fakat cenneti kazanmışçasına değil tabiî;
Doğduğun güzel fıtrat için.
Onun ümmetlerinden biri olarak yaşadığın için.
Duyduğun ezan sesi, kıblen Kâbe olduğu için.
Öldüğünde Azrail’le buluşup,
Rabb’e kavuşacağın an için.
Hiç değilse be tatlı insan,
Razı olduğun Allah’ın rızası için,

Gülümser misin?


KALBİNİ TUT, UMUTLARINA TUTUN.



(I)
Umutlarına tutun.
Gözlerin, Yakup sabrıyla seyreylediği bir direnişle karşılasın sıkıntılarını.
Kalbin, kuyularda ümidini diri tutan Yusuf’un çaresizliğiyle beklesin kurtuluşunu.
Düşüncelerin, iffetine suskunluk yeminleri etmiş Meryem kadar sessiz anlatsın masumluğunu.
Özlemlerin, Medine’de Muhammed’in(s.a.v) gelişini bekleyen insanların coşkusuyla karşılasın vuslatını.

(II)
Düşüncelerine tutun.
Kendi vicdanının yargıcı,
kendi günahının tövbekarı ol.
Kendi acısının sabredeni,
kendi sıkıntısının ilacı,
kendi dertlerinin dermanı ol.
Kendi yalnızlığının dostu,
kendi cümlelerinin anlamı,
Kendi sessizliğinin sesi ol.

(III)
Kalbine tutun.
Hayatın sana bırakılan sokaklarına, karmaşık duygularını kapıların arkasına kilitleyerek çık. Bütün yürüyüşlerin, bütün yolların sonu kendinde bitsin. En çok da kendine özlem duy. Aynada gördüğün yüzün, kalbindeki senden başkası olmaması için özlemlerine tutun. Yol uzun, vakit kısa. Zamanın hayat törpüleyen basamaklarından, ömrümün son durağına esenlikle gitmek istiyorsan, en çok kendini özle. En çok kalbine, kendine tutun.
Çünkü;
Hayat bilmeli ki aslolan, Muhammed’in (s.a.s) Hira’dan hayatın merkezine indirdiği cümlelerin oluşturduğu yankıdır.
Hayat bilmeli ki aslolan, ölümün gözlerine yaşarken bakabilmektir.
Hayat bilmeli ki aslolan, kalbinin gerçek sahibine sımsıkı tutunmaktır


Aşk Duası

Rabbim

Bir insan koy kalbime
Ama o insan seninde sevdigin olsun
Onunla el ele tutustugumuzda
Ikimizin uzerinde Senin elin olsun

Bana öyle gözler göster ki
Ben o gözlerden sana bakayim
Bana öyle bir sevgili ver ki
O gözler cennete acilan iki pencere olsun
Onunla öyle bir yolda yürüyelim ki

Kilavuzumuz sen olasin ey Rabbim
Öyle bir sevgili verki bana
Ona sarildigimda kainat bize baksin
Birbirine sarilsin
Sevgimiz kurtla kuzulari baristirsin
Bize bakip seytan Adem'e secde etsin
Günah sevap ugruna kendini feda etsin

Olüler birer birer uyansin sevgimizle
Bize öyle bir sevgi ver ki Rabbim!
Sevgimizde Muhammed sevilsin

Oyle sevelimki birbirimizi
Hz. Hatice göklerden bize seslensin
Ve desin ki;
"Bak ya Muhammed bak su sevgililere onlar bizde... bizde onlardayiz.
Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..
Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor...


Dua


Biz,kısık sesleriz...minareleri,
Sen,ezansız bırakma Allahım!
Ya çağır şurda bal yapanlarını,
Ya kovansız bırakma Allahım!
Mahyasızdır minareler...göğü de,
Kehkeşansız bırakma Allahım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allahım!
Bize güç ver...cihad meydanını,
Pehlivansız bırakma Allahım!
Kahraman bekleyen yığınlarını,
Kahramansız bırakma Allah'ım!
Bilelim hasma karşı koymasını,
Bizi cansız bırakma Allah'ım!
Yarının yollarında yılları da,
Ramazansız bırakma Allah'ım!
Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,
Ya çobansız bırakma Allah'ım!
Bizi sen sevgisiz,susuz,havasız;
Ve vatansız bırakma Allah'ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allah'ım!


Mümin Müminin Aynasıdır

Anadolu evliyasından “Atâ Efendi”ye, bir gün mahalleden birkaç kişi gelip,
- Efendim, “Mümin, müminin aynasıdır” deniyor. Bu ne demek? diye sordular.
- “Anlatayım”, buyurdu.
Ve şöyle anlattı:
Bir gün, Peygamber Efendimiz, Eshabın büyükleriyle bir yerde otururken yanlarına edepsiz biri gelip hakaret etti.
- Efendimize mi hakaret etti?
- Evet. “Senin kadar kötü, senin kadar çirkin birini görmedim”dedi Efendimize.
- Eshab-ı kiram ne yaptılar peki?
- Efendimize baktılar. Bir işaret etse, parçalayacaklardı adamı.

“Doğru söylüyorsun!”
Sordular yine:
- Efendimiz bir şey buyurdular mı?
- Evet, “Doğru söylüyorsun”buyurdular.
Ve devam etti anlatmaya:
O edepsiz adam gitti. Az sonra hazret-i Ebu Bekir geldi oraya. Efendimizi görünce,
- “Yâ Resulallah! Ömrümde senin kadar güzel, senin kadar sevimli bir kimse görmedim”dedi.
- Efendimiz ne buyurdular peki?
- Yine “Doğru söylüyorsun”, buyurdular.
- Çok şaşırdık efendim, ikisine de “Doğru söylüyorsun” buyurmuşlar.
- Evet. Eshab-ı kiram da şaşırdılar ve “Yâ Resulallah! O adama da doğru söylüyorsun dediniz, Ebu Bekir’e de. Hikmeti nedir?” diye sordular.
- Efendimiz ne buyurdu peki?
- “Ben aynayım”, buyurdular. “Bana bakan, kendini görür. İkisi de kendilerini görüp, gördüklerini söylediler”.

Kul hakkı mühimdir
Bir gün de cemaatine;
- “Ahirette her şeyden hesap var”, buyurdu. “Hele kul hakkı çok mühimdir.”
- Efendim, kul hakkı, sadece maddî şeylerde mi olur? diye sordular.
- “Hayır, manevî de olabilir”, buyurdu. Mesela “gıybet”.
- Gıybet kul hakkına girer mi ki?
- Elbette. “İftira” da kul hakkıdır, “Su-i zan” da. Hatta “Mümine sert bakmak” bile kul hakkına girer.
- Peki ne tavsiye edersiniz efendim?
- Ölmeden önce helallaşın. Yoksa çok zor olur ahirette, çaresi bulunmaz. Çünkü cenab-ı Hak kul hakkını affetmiyor. Helallaşmaktan başka çare yoktur.


golgeemre isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
golgeemre Mesajına
2 Kere Teşekkür Edildi:
bycin (02-07-2007), rebelgirl (02-08-2007)