|
|||||||
| Akdeniz ve Dogu And Holiday in Turkey Akdeniz ve Dogu Anadolu Bölgelerine Ait Tatil Mekanları Tukey İn Holiday |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
Anadolu’nun güneyindeki Toros sıradağları, doğu-batı doğrultusunda Akdeniz’e paralel olarak uzanmakta ve böylece kıyıda üç tarafı dağlarla çevrili güneyi denize açık dar ovalar meydana getirmektedir. Bazı kıyılarda dağların denize dik olarak indiği yerlerde ise küçük doğal koylar ve yarımadalar oluşmaktadır. Antalya’nın bulunduğu ova da dağların sahilden uzaklaşmasıyla oluşmuş, 35 m. yükseklikte, falezli iki düzlük şeklindedir. Kıyıdaki ilk falezli düzlükte kent merkezi, Kepezüstü olarak adlandırılan arka düzlükte ise küçük yerleşim birimleri kurulmuştur. Sahil uzunluğu 530km. olup, batıda Eşen, doğuda ise Kaledran çayıyla sınırlandırılmıştır. İlin yüzölçümü 20.820 km2 dır dır. Ovanın toprak yapısı konglomera, alüvyon ve traverten falezlerdir. Toros dağlarının ise kalker ve serpantin araziden oluşmuş karstik yeryüzü şekillerine sahip olduğundan üzerinde çokca derin vadiler, mağaralar, yarıklar ve kırılmalar oluşmuştur. Kıyıdan 300m. Yükseklikteki sulak yerlerde maki adı verilen zakkum, yabani çilek, sandal, kocayemiş, mersin, tespih ağacı, defne, hayıt, harnup, katırtırnağı, sütleğen gibi bodur ağaçlar ve ayrıca kekik, adaçayı, safran, çakırdikeni, çirişotu, kuşkonmaz, böğürtlen, krizantem ile seyrek olarak meşe, çınar, ahlât, zeytin ve ıhlamur ağaçlarına rastlanmaktadır. 300 metreden sonra kızılçam ve meşe ormanları ile sulak yerlerde okaliptüsler görülmektedir. 1200m’den sonra ise sedir, köknar, sarıçam, ardıç ve kayın cinslerinin bulunduğu ormanlar başlamaktadır. Ovalardaki alüvyonlu toprak tarıma elverişli olup, sebze, meyve ve kesme çiçek seracılığı yapılarak, ihraç edilmektedir. Akdeniz’in ılık rüzgârlarına açık yörelerde, portakal, mandalina, limon ve greyfurt bahçeleri görülmektedir. Antalya ovasının doğusunda muz ve avokado yetiştirilmektedir. Endüstri bitkisi olarak pamuk ekilmekte olup, pamuk üretimi, çırçır ve tekstil fabrikaları ile Türkiye için önemli bir potansiyele sahiptir. Dağlık platolarda ise elma, armut, ayva, üzüm ve susam yetiştirilmektedir. Yöre faunası av turizmi için çok uygundur. Toros’larda 10.000 hektarlık Düzlerçamı’nda kontrollü olarak alageyik, yaban keçisi ve karaca avlarına izin verilmektedir. Kurt, tilki, bozayı, sansar, yaban domuzu, yaban kedileri ve çakal sık karşılaşılan yabani türlerdir. Yakın zamana kadar Toros Leoparının varlığı bilinmektedir. Keklik, bıldırcın, üveyik, yaban güvercinleri, karatavuk, çulluk, turaç ve yaban ördeği av kuşları arasında sayılabilir. Yöre grida balığı ile ünlüdür, bunun yanısıra çipura, istavrit, karagöz, izmarit, kefal, kırlangıç, mezgit, palamut, tekir, zargana, torik, mercan, burbunya önemli deniz balıkları olup, pavurya, istakoz, karides, ahtapot ve midye diğer deniz mahsüllerindendir. Ayrıca sahilde altı noktada denizde kafes balıkçılığı yapılarak levrek ve kefal yetiştirilmektedir. Eşen, Dim, Köprüçay, Manavgat, Akçay ve Alara ırmaklarında oltayla tatlısu balıkçılığı yapılmaktadır. Özellikle Dim Çayında su içinde kurulu balık restoranları çok ünlüdür. Tatlısu balıklarının başlıcaları tatlısu kefali, levrek, sazan, aynalı sazan, yılan balığı, gökçe ve karabalıktır. Torosların su ve nehir yataklarına yakın yerlerinde sayısız alabalık üretme çiftlikleri ve restoranları mevcuttur. Antalya ili 36,07º - 37,29º kuzey enlemleri ile 29,20º - 32,35º doğu boylamları arasında bulunmaktadır. Yöre, kuzeyin soğuk rüzgârlarına kapalı olduğu için yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı tipik Akdeniz iklimine sahiptir. Yılın 10 ayı güneşli geçen yörede, temmuz ve ağustos aylarında sıcaklık 45º’ye çıkmaktadır. Denizden esen Meltem ve karadan esen Poyraz rüzgârları yöreyi bu sıcaklık altında rahatlatmaktadır.
Aylar Ortalama sıcaklık Deniz suyu Sıcaklığı Ocak 16,5 17,6 Şubat 16,6 17 Mart 18 16,5 Nisan 20,5 18,5 Mayıs 24 20,5 Haziran 29 24,5 Temmuz 32 28,5 Ağustos 33 29,5 Eylül 30 27,5 Ekim 27 25 Kasım 22 21 Aralık 18 18 Toros dağlarının en yüksek noktası Akdağ olup 3025 metredir. Şehir merkezinin kuzeybatısında ve 50 km uzaklıkta, Beydağları üzerinde Saklıkent kayak ve dinlenme merkezi bulunmaktadır. Burada ocak-nisan aylarında kayak yapılıp daha sonra kıyıya inilerek denize girilebilmektedir. Bu özelliği ile kent Türk rivierası olarak isimlendirilmektedir. Saklıkent’de iki adet telesky ve kayak parkuru mevcut olup yörede villalar ve konaklama tesisleri vardır. Saklıkent’in arkasındaki Bakırlı Tepe üzerinde ise 40 m çaplı ayna teleskop ve 150 cm ayna çaplı teleskopa sahip Antalya Ulusal Uzay Gözlem Evi yer almaktadır. Yılın belirli günlerinde meteor yağmurları ve yıldız kaymaları izlenebilmektedir. Nehirlerde rafting ve kano sporları, Toroslar üzerinde ise jeep safari, av ve trekking turları düzenlenmektedir. Alternatif olarak Geyirbayırında Kaya tırmanışı, Kuş gözlem turizmi, Foto-safari, yayla turizmi, olta balıkçılığı, talasso ve dializ merkezlerine sağlık turizmi yapılmaktadır. Myra, Noel Baba ve Patara’da inanç turizmi etkinlikleri vardır. Kıyıda ise başta Kemer, Çamyuva, Olympos, Adrasan, Kaş, Kalkan, Üçağız, Kekova, Side ve Alanya olmak üzere su altı dalış merkezleri bulunmuktadır. Ayrıca Antalya Limanından Düden Şelalesi-Karpuzkaldıran ve Kemer’e, Side’den Alanya’ya, Demre-Çayağzı’ndan Kekova’ya, Kaş’dan Kekova’ya, Kemer’den Çıralı-Olympos-Adrasan ve Gelidonya Burnuna yat turları yapılmaktadır. Manavgat çayı üzerinde tekne, Xanthos Çayı üzerinde kano turları da vardır. Ayrıca güneybatı Anadolu sahilini kapsayan mavi tur Antalya’da sona ermektedir. Alanya’dan Kıbrıs’a, Antalya’dan ise İtalya’ya feribot seferleri yapılmaktadır. Bugün Antalya eşsiz turistik konaklama tesisleri, doğası ve tarihi güzellikleriyle dünya turizm merkezidir. Antalya ili bir vali ve il meclisi tarafından yönetilmekte olup, bir Büyükşehir ve üç ilçe belediyesine sahiptir. Antalya limanı, Türkiye’nin önemli ihracat ve ithalat limanlarındandır. Limanda bulunan Serbest Ticaret Bölgesi başta tekstil, Madenler ve Tarım ürünleri olmak üzere her türlü ürünün rahatça ihracına hizmet etmektedir. TARİHİ Kentin kuzeyinde yer alan Karain mağrasında yapılan araştırmalar neticesinde yörenin prehistorik dönemden beri iskân edildiği anlaşılmaktadır. M.Ö. 3000’li yıllarda Avrasya steplerinden güneye inen Turkuas / Etrüsk boylarının tüm Anadolu gibi Antalya bölgesinede yerleşip kentlerini kurdukları bilinmektedir. Yöre Hitit yazıtlarında Ahhiyava olarak isimlendirilmektedir. Turkuas’ların Luwi ve Lukka boylarının Antalya kent sınırları içerisinde bulunan dağlık Psidia, Likya ve Pamfilya bölgesine de yerleştikleri bilinmektedir. Yöre, 7.yy’da Kimmer, daha sonra Pers, Makedon, Bergama, Roma ve Bizanslıların yönetimine girmiş ve nihayet 1207’de Türklerin eline geçmiştir. Kent adının kökeninin Turkuas/Luwi dilinde “Attala“ yani “Tanrının oğlu Hakan’ın Kenti” olduğu anlaşılmaktadır. Bir süre Karamanoğullarının topraklarında Teke Sancağının merkezi olmuş, 19.yy’da Konya vilayetine bağlanmış ve nihayet 1923’de il olmuştur. Roma ve Bizans döneminde “Adalia” olan kent fonetik bir söylenişle bugün Antalya’ya çevrilmiştir. ANTALYA GÜNCEL YAŞAMI KÜLTÜR VE ETNOĞRAFYA Antalya yöresi tarihi geçmişi nedeniyle geniş bir kültür ve etnoğrafyaya sahiptir. Yöre insanı yerleşik kültür özelliklerinin yanısıra yörük kültürü özelliklerini de sentezlemiş, ve kendine has bir kültür oluşturmuştur. Yazların çok sıcak olması nedeniyle sahilden Toroslardaki yaylalara göçen yöre halkının gereksinimleri bu yönde ortaya çıkmış, sahilde yetiştirdiği ürünlere bir de göçer kültürünün ihtiyaçlarını üretmek zorunda kalmıştır. Her şeyden önce koyun ve keçi sürülerine sahip bu insanlar, yaylalarda barınmak için önce bu evcil hayvanlarının yününden keçe çadırları imal etmiş ve yaylada yine buna paralel olarak süt, tereyağı, peynir gibi hayvansal ürünlerin üretiminde uzmanlaşmıştır. Dağlardaki çeşitli meyveleri kurutmuş bunlardan reçeller yapmış, turşular kurmuş ve üzümden pekmez çıkarmıştır. Yörede başlıca turunç, bergamot, ayva, kaysı, elma, patlıcan, karpuz, incir, dağ çileği, karadut, böğürtlen başta olmak üzere 40 çeşit reçel yapılmaktadır. Ayrıca Toros’lardaki yaylalara göçen yöre halkı, yaylada hayvancılık, süt ürünleri ve avlanmanın dışında el sanatlarına da değer vermiş, başta yörenin ünlü halısı olan Döşemealtı Halılarını dokumuşlardır. Bu halılar, orta boyda olup doğal kökboyalı ve genelde kırmızı, lacivert ve yeşil renklerdedir. Atkısı ve çözgüsü saf yünden olan bu halılar, beş taş, deve ayağı, dallı ve haçlı motiflidir. Yörükler, gecenin karanlığından ve her türlü uğursuzluktan kendilerini korumak için eski Türk inanç ve töresine göre evlerine, çadırlarına, binek ve evcil hayvanları ile yeni doğmuş çocuklarına nazar boncuğu olarak isimlendirilen mavi göz taşı takmaktadırlar. Bugün Döşemealtı denen Toros yamaçlarındaki köylerde aynı şekilde kilimler, erzak çuvalları, çorap, çeşitli ev örtüleri dokunmakta ve tığ işi ince oya süslemelerinde yapılmaktadır. Akseki tarafında şimşir ağacından tahta kaşık gibi küçük ev aletleri oymacılığı yapılmaktadır. Yörenin tüm bu otantik ürünleri kent içerisinde restore edilmiş Tek Kapılı Han, Alarahan, Serapsu Han, Bedesten gibi han ve turistik eşya dükkânlarında satışa sunulmaktadır. Günümüz ürünleri ise her çeşit mücevher, altın el sanatları, gümüş, deri hazır giyim ürünleri, Türk el halıları, dünya tekstil markaları, her türlü hediyelik eşya çeşitleri, havaalanı çevresindeki alışveriş merkezlerinde, Festival Çarşısında, Migros ve Liman Megacenter’lerinde satılmaktadır. Antalya yöresel yemeklerinin en ünlüleri tahin, sarımsak, ceviz ve haşlanmış kuru fasulyeden oluşan piyaz, kimyon ve tahin karışımlı acılı hibeş, şiş köfte, tandır kebap, domates civesi, şakşuka ve zeytinyağlı soğuk Akdeniz mutfağı çeşitleridir. Kent merkezindeki Dönerciler Çarşısı yöre yemeklerinin bulunduğu otantik bir merkezdir. Doğu Garajı’nda, Meltem Çarşısı’nda, Lara ve Konyaaltı plajlarında her türlü deniz ürünlerinin bulunduğu balık restoranları hizmet vermektedir. Ayrıca, Tünek Tepe üzerindeki Döner Gazino ve Restoran eşsiz bir Antalya panoromasına sahiptir. Antalya folklörü, genelde saz, tahta kaşık, darbuka ve tefle oynanan, zeybek oyunlarını içerir. Toros dağlarında bir kısım yörükler tarafından dinsel amaçlı sema denilen halk oyunları oynanmaktadır. Yörüklerde ayrıca boğaz havaları denilen ve sadece sözsüz olan oyun havaları vardır. Günümüz Antalya sı her yıl artan turizm potansiyeli ile dünya turizm ve kültür merkezidir. Alanya’dan Fethiye’ye kadar sayısız konaklama tesisleri, restoranları ve turizm aktiviteleriyle yaz ve kış turizmine hizmet vermektedir. Kentte her yıl Expo Center’de turizm fuarı ile Turistik İşletmeler donanımı gibi turizme dönük yiyecek – içecek fuarı başta olmak üzere çeşitli uluslar arası fuarlar düzenlenmektedir. Her yıl düzenlenen uluslar arası Altın Portakal Film Festivali, Aspendos Tiyatrosunda yapılan Klasik Müzik Festivalleri, Cam Piramit ile Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen turizm amaçlı sergi, konser, seminer, konferans ve söyleşiler önemli kültürel ve sanatsal etkinliklerdendir. Kent, modern tiyatroları, sanat evleri, sergi salonları, senfoni orkestrası ile çağdaş yaşamın gereksinimlerine de sahiptir.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
ANTALYA ŞEHİR İÇİ TARİHİ ESERLERİ
Eski Antalya’nın bulunduğu yere bugün, Kaleiçi denilmektedir. Kaleiçi’nde binlerce yıllık kalıntılar, tapınaklar, kiliseler, bazilikalar ile Selçuklu ve Osmanlı konutlarından 715 ev ve 47 adet anıt vardır. Bunların çoğu restore edilerek turizmin hizmetine sunulmuştur. Yapılan çalışmalar sonucunda Turizm Oskarı olarak kabul edilen Altın Elma 1984 yılında Antalya Kaleiçi’ne verilmiştir. Bölgedeki Roma dönemi eserlerinin en önemlisi İmparator Hadrian’ın kenti ziyareti anısına M.S 139’da yapılmış Hadrianus Kapısı’dır. Üç Kapılar olarak da isimlendirilen üç kemerli, iki katlı monomental kapının ön ve arka tarafında kaideler üzerine oturtulmuş Korint başlıklı 8 sütun bulunmaktadır. Kapının her iki yanında kare planlı nöbetçi kuleleri bulunmaktadır. Antalya Parkı’nın batı falezleri ucunda ise, Roma dönemine ait 14m. Yüksekliğinde iki katlı ve deniz feneri olarak kullanıldığı sanılan Hıdırlık Kulesi görülmektedir. Altı kare planlı, üstü yuvarlak tarzda kesme taşlardan yapılmış ve iç duvarlarında fresk kalıntıları görülen kule, daha sonra bazilika olarak kullanılmıştır. Hıdırlık Kulesi’nin doğu yönünde, Bizanslılar tarafından inşa edilmiş Panagia Bazilikası 1467 yılında Türk Sultanı Korkut tarafından tek şerefeli bir minare eklenerek camiye çevrilmiştir. Yapı çift haç şekilli iki bölümden oluşmakta, kemerli kapısı ile kapı-pencere kenarlarının rölyefleri ve mermer sütunları dikkat çekmektedir. 1896’daki yangın camiyi harap etmiş ve minaresinin yarısı yıkılmıştır. Bu nedenle bugün Kesik Minare olarak adlandırılır.Kentin sembolü olan Yivli Minare ve Ulu Cami Külliyesi 1230 yılında Sultan Alâeddin tarafından Bizans kilisesinin yıkıntıları üzerinde inşa edilmiştir. Kare şeklinde bir taş kaide üzerinde, tuğladan inşa edilmiş 38m. Yüksekliğindeki minarenin gövdesi 8 adet yiv şeklinde kuşaklı yapılmış olup, üst kısmı açık mavi renkte, dört köşe mozaik taşlarla süslenmiştir. Taban yüzeylerinde firuze renkli taşlarla ve çinilerle Allah ve Muhammed kelimeleri yazılmıştır. Minarenin bitişiğindeki Ulu Cami, sade yapılışta olup, 12 sütun üzerinde yükselmekte olan 6 adet kubbesi kiremitlerle örtülüdür. Caminin hemen bitişiğinde küçük odacıklardan oluşan Karatay Medresesi bulunur. Döneminin yüksek okulu olan Medrese’de, teknolojinin yanı sıra fen bilimleri, felsefe ve psikoloji dersleri okutulmaktaydı. Cami’nin kuzeybatısında, 18yy da yapılmış, beşik tonozlarla desteklenmiş kare planlı ve üstü kiremit örtülü bir kubbeye sahip Mevlevihane yer almaktadır. Külliyenin doğu yönünde, kare taban üzerine sekizgen planlı, kesme taş duvarlı ve üzeri kiremitlerle örtülü, piramit külah şeklinde çatısı bulunan Mehmet Bey Türbesi bulunmaktadır. Batı yönde ise, duvarları moloz taşlarla örülü, kare planlı bir buhar odasına sahip ve üzeri yuvarlak kubbelerle örtülü bir Selçuklu Hamamı görülmektedir. Kale Kapısı olarak bilinen mevkiine yer alan Saat Kulesi ise, sonradan saat konulmuş olan, Kale Kapısını korumak amacıyla kapının her iki yanında inşa edilmiş olan nöbetçi kulelerinden biridir. 25m. Yükseklikteki bu kulelerden ayakta kalan doğu yönündeki kule, kare planlıdır. Kuyucu Murat Paşa tarafından 1570’de yaptırılan Murat Paşa Cami, on kenarlı bir kasnak üzerinde, yüksek bir kubbe ile örtülü olup, iç duvarlarındaki yazıtlar iç cepheyi şerit gibi dolaşmakta ve Türk-Selçuklu hat sanatının en güzel örneğini sunmaktadır. Üzeri rölyeflerle işlemeli mermer minberinin yanındaki mihrabı, sade bir yapılıştadır. Son cemaat yeri, dört yuvarlak sütun üzerinde, renkli taşlı, sivri kemerler üzerinde yükselen üç kubbe ile örtülmüştür. İki şerefelidir ve bahçesinde şadırvan bulunmaktadır. Kent merkezinde, 16.yy. Şeyh Sinan tarafından moloz taşlarla yaptırılmış olan Sinan Cami, tek şerefeli olarak, kısa minaresi kesme taştan inşa edilmiştir. Caminin tabanı tahta olup, üzeri kiremitli bir çatıyla örtülüdür. Caminin karşısında Şeyh Sinan’ın türbesi vardır. Kale kapısı’nda, Saat Kulesinin arkasındaki Tekeli Mehmet Paşa Cami 16.yy. tarihlenir. Kuzeyde bulunan giriş kapısı etrafı ve pencere kenarları kesme taştan yapılmıştır. Dörtgen planlı caminin üzerinde bir büyük ve üç küçük kubbe bulunmaktadır. Kent merkezinde, Balibey sokaktaki Balibey Cami 15.yy. Akın Beyi Malkoçoğlu Balibey tarafından yaptırılmıştır.1769 yılında Kapıcıbaşı Mehmet Ağa tarafından yaptırılan Müsellim Cami kesme taştandır. Kuzeybatı köşesinde, tuğladan yapılmış tek şerefeli bir minaresi vardır. Cami, 4,8 ve 10 kenarlı üç kademe halinde bulunan kasnaklar üzerinde büyük bir kubbeyle örtülüdür. 1249 yılında Ahi Yusuf tarafından yapılmış olan Ahi Yusuf Cami, temeli kare biçiminde ve moloz taşlardandır. Bu küçük mescit kiremitli yuvarlak bir kubbe ile örtülüdür. Kent merkezinin doğu yönünde ise 18.yy. yapılmış olan Demirci Karaali Cami ve yeniden inşa edilip, bir minare eklenmiş KırCami bulunmaktadır.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
ANTALYA ARKEOLOJI MÜZESI
Türkiye’nin ikinci büyük müzesi olup 7000 m²’lik bir alanı kapsamaktadır. Müze, 1988 yılında çalışmalarıyla “Avrupa Konseyi Özel Ödülü” nü almıştır. İçinde 13 teşhir salonu ve bir açık hava galerisi bulunmaktadır. 5000 kadar eser sergilenmektedir. Antalya Müzesi, Türkiye’nin çocuğa yönelik bölümü olan tek müzesidir. Müzenin ilk salonundaki antik dönemde çocukların kil tabletler üzerinde yaptığı ev ödevleri ve matematik işlemlerini gösteren yapıtlar sergilenmektedir. Tabiat Tarihi ve Prehistorya Salonununda Jeolojik döneme ait gelişme ve canlılarla ilgili fosil ve mineral örnekleri vardır. Bunlar Çam kozalağı fosili, denizkestanesi ve kolsuayaklılar fosilleridir. Burada ayrıca Prehistorik, Paleolitik, Neolitik ve Kalkolitik çağlara ait Antalya yöresindeki Karain ve Beldibi mağaralarında bulunan el baltaları, ok ucları, kesici taşlar, kemik aletler, kamalar ve çeşitli aletler sergilenmektedir. Salonun batı tarafındaki bölümde ise Elmalı Semahöyük ve Karataş’daki kazılarda bulunan eserler ile küp ve tuğla mezar örnekleri sergilenmektedir. Bu mezarlardan çıkarılan çeşitli formlarda pişmiş toprak kaplar, mühürler, fırça sapları ve ölü iskeleti orijinal Küp mezar içinde Hucker biçiminde yani, bebeğin ana karnında duruş biçimiyle teşhir edilmektedir. Tanrılar Galerisi bölümünde ise vitrinlerde çeşitli formlarda siyah vernikli figürsüz kaplar, üzerinde amazonlarla grifonların savaşını gösteren çankrater, lekiyhthoslar, Aspendos’ta bulunmuş siyah ve kırmızı figürlü vazolarda danseden üç genç figürlü kırmızı vazo görülmektedir. Tanrı heykellerinin bulunduğu salonda ise, tanrıların babası Zeus, Perge’nin koruyucusu ve ana tanrıçanın devamı sayılan Artemis, Leto, Şans Tanrıçası Fortuna, Kader Tanrıçası Nemesis, Aphrodite, Toprak ve Bereket Tanrıçası Demeter, Yeraltı Tanrısı Serapis, Doğa Güçlerini elinde tutan Tanrıça İsis ve hırsızların-tüccarların koruyucu tanrısı Hermes’in heykelleri bulunmaktadır. Küçük ve Sualtı Eserleri Salonundaki ilk eser Foça’da bulunmuş, boğa başı üzerindeki asasına dayanan, güç ve kuvvetin sembolü Herakles’in bronz heykelidir. Frig külahlı Atis heykeli, zeka ve akıl tanrıçası Athena’nın ve bir zencinin bronz büstü, Hermes figürleri, Tanrı Apollon’un Seleukea’da bulunmuş bronz heykeli, som gümüşten yapılmış Athena kabartmalı tabak, altın ve kıymetli taşlardan yapılma yüzük, küpe, bilezik, iğne, madalyon, kolye, fibula, seramik ve bronz kandiller, kabartma figürlü yazı ve kaplar ile çeşitli ziynet ve cam eşyalar sergilenmektedir. Su altı buluntularının başlıcaları ise, çeşitli taş ve demir çapalar ile antik dönemde sıvı taşımaya yarayan amfora ile çeşitli kaplardır. Diğer vitrinlerde ise taş heykelcikler, gözyaşı şişeleri sergilenmektedir. İmparatorlar Salonunda Roma dönemine ait Traian, Hadrianus ve Augustus gibi imparatorların büyük boy heykellerinin yanısıra imparatoriçe Sabina, Lulia Donna ile Plancia Magna’nın heykelleri bulunmaktadır. Ünlü Üç Güzeller ve siyah beyaz mermerden yapılmış dansöz heykelleri ilginç örneklerdir. Mezar Kültleri Salonunda gömme geleneği ile ilgili lahit mezarlar ve kabartmalar sergilenmektedir. Lahit salonunda yer alan ilk lahit Damitlas Filskas ve ailesine aittir. Yekpare bir sanduka ve üstündeki kapaktan oluşmaktadır. Kapakta karı koca bir kliniye uzanmış olarak tasvir edilmiştir. Bu lahidin hemen solunda madalyonlu lahit yer almaktadır. Lahidin kenarında, ortada bir medusa başı çelenk içersinde olup yanlarına Eros figürleri bulunmaktadır. Lahit üzerindeki sahneler mutluluk ve başarılarla dolu bir hayatı sembolize etmektedir. Salonun arka tarafında ise Herakles’in mitolojik yaşamının çeşitli enstantenelerini gösteren figürlerle bezenmiş iki lahit yer almaktadır. Ayrıca 2 Girlandlı lahit bulunmaktadır. Mozaik ve İkonalar Salonunda sergilenmekte olan mozaiklerin şüphesiz en çarpıcısı Seleukia’da bulunmuş olan bordüründe Salon, Tykydires, Lykuyrgos, Herodotos, Hesiodos, Demostenes, Pytagoras gibi ilkçağın en meşhur düşünür, hatip, tarihçi ve matematikçilerinin isimleriyle birlikte yer aldığı Filozoflar Mozaiği’dir. Ayrıca Xanthos’da bulunmuş Akhilleus Mozaiği görülmeye değerdir. Bu bölümün arka kısmında Korydalla/Kumluca definesi yer almaktadır. Demre’deki St. St. Nicholaus olmak üzere çeşitli kiliselerden derlenmiş İkonalar salonungüney tarafında sergilenmektedir. Buradaki ikonalar İsa ve Meryem’in hayatlarından enstanteneler, Genesis, Son Akşam Yemeği, Mahşer, Meryem’in Ölümü/Koimesis, Pantokrator İsa, 12 Havariler, Vaftiz, Çarmıha Geriliş, Mucizeler ile Noel Babanın iki portresi ile içinde kemiklerinin olduğu iddia edilen röllikler bulunmaktadır. Sikke Salonunda M.Ö.6.yy’dan günümüze kadar gelen 2500 yıllık Anadolu Sikke basma geleneği, tekniği ve ekonomisi eğitsel bir düzen içersinde izlenmektedir. Ayrıca sikke salonunda, yörede ve Batı Anadolu’da bulunmuş Frigya, Lidya sikkeleri ile Elmalı Sikkeleri sergilenmektedir. Etnoğrafya Salonunda Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait yöresel eserler, giysiler, el yazması kitaplar, silahlar ve kaplar gibi çeşitli eserler görülmektedir. Ayrıca çiniler, porselenler, dini eserler, kilitler, bindallılar ve yörük malzemeleri sergilenmektedir. Sağda 4, solda 3 Niş’in bulunduğu sinevizyon salonunun bitişiğinde yer alan Perge Salonunda ortada döner bir kaide üzerinde Marsyas heykeli ve etrafında ise Perge tiyatrosundan çıkarılan tanrı heykelleri bulunmaktadır. Duvarın üst kısmında ise Perge tiyatrosunda bulunan frizler sergilenmektedir. En uçta ise, dış cephesi Likya sarkopag mimarisi tarzında inşa edilmiş ve içinde Likya dönemi buluntularının sergilendiği Likya Salonu yer almaktadır. Açık Hava Galerisinde içeride sergilenemeyen lahitler, mezarlar, mezar taşları, heykeller gibi büyük boy eserler sergilenmektedir. SUNA-İNAN KIRAÇ AKDENIZ MEDENIYETLERI MÜZESI, 17. yy’da Türk kökenli Ortodoks inanışlı Karamanlılar tarafından yaptırılan Ayayorgi Kilisesi, yakın zamanda restore edilerek bir etnoğrafya müzesi, araştırma kütüphanesi, fotoğraf, belge, arşiv ve konferans salonundan oluşan bir müze kompleksine dönüştürülmüştür. ATATÜRK EVI MÜZESI, 6 Mart 1930 yılında Antalya’yı ziyaret eden Atatürk’e tahsis edilmiş ev olup daha sonra müzeye dönüştürülmüş ve o döneme ait tefrişler ile Atatürk’e ait eşyalar muhafaza edilmiştir.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
DÜDEN ŞELALESİ VE DENİZE DÖKÜLDÜĞÜ YER
Kent merkezine 12 km. uzaklıktadır. Karstik bir çöküntünün oluşturduğu şelale 20m. yükseklikte olup, döküldüğü alanda aynı zamanda yeraltından da fışkırmaktadır. Şelalenin altında yer alan Dilek Mağarası’na girilerek suyun arkasına da geçilebilmektedir. Şelalenin bulunduğu yer, çeşitli bitkileriyle botanik bir cennet görünümündedir. Şelaleden düşerek akan suyun oluşturduğu derin vadide mesire yerleri ve alabalık restoranları bulunmaktadır. Vadi etrafında görülen kaya mezarlarından yörenin antik çağlarda kutsal bir alan olduğu akla gelmektedir. Şelalenin suları küçük bir dere oluşturarak 8km. sonra, Lara bölgesinde 40 m. yükseklikteki falezlerden muhteşem bir görüntü yaparak denize dökülür. Falezler üzerinde deniz ve şelale manzaralı restoranlar ve piknik alanları bulunmaktadır. Şelaleye Yat Limanınıdan turistik tekne turları düzenlenmektedir.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
KARAİN MAĞARASI
Karain Mağarası, Antalya’nın 30 km. kadar kuzey batısında, Yeniköy yerleşim birimine ait Yağcı Köyü’ndedir. Prehistorik (tarih öncesi) bir mağaradır. Batı Toros kalker kuşağının, traverten ova ile teşkil ettiği sınırda, yamacın 80 m. kadar üstünde, denizden 370 m. kadar yükseklikte bulunmaktadır. Karain Mağarası, 1946 yılından itibaren 1973 yılına kadar sistematik bir şekilde Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Prehistoriya Profesörü İ. Kılıç KÖKTEN tarafından incelenmeye başlandı ve mağara girişindeki kalın dolgu tabakasında kazılar yapıldı. Kazılar halen devam etmektedir. Ortaya çıkan bulgulardan, Karain Mağarası’nın Orta Paleolitik (Yontma Taş Devri) çağlarında sürekli iskan edildiği anlaşılmıştır. Klasik çağlarda da bu iskanın devam ettiğini ve mağaranın kutsal bir adak ve tapınma yeri olarak kullanıldığını dış duvarlar üzerindeki kitabe ve monogramlardan anlamak mümkündür. Karain Mağarası’ndaki kültür katları arasında, çakmak taşından yapılmış el baltaları, çeşitli kazıyıcılar, süs takıları ve ok uçları; ayrıca, su aygırı, gergedan, fil gibi hayvan kemikleri ile ; orta paleolitik çağı insanı homo sapiens’e ait fosil kemik parçaları bulunmuştur. Karain Mağarası’ndan çıkarılan buluntuların çoğu yamaçla ova sınırında bulunan küçük müzede ve bir kısmıda Antalya Müzesi’nin Prehistorya Salonunda sergilenmektedir. Mağaranın doğusunda Düden suyunun oluşturduğu yaban ördeği avcılığıyla ünlü Kırkgözler Sazlığı ile bu sazlığın kıyısında 12.yy’da yapılmış 25x45m. ölçülerinde Kırkgöz Han bulunmaktadır. Han’ın kuzeyinde yer alan Toroslardan geçerek İç Anadolu’yu Akdenize bağlayan yöredeki tek geçit olan 924m. yükseklikteki Çubuk Boğazı’dır. Antik dönemde de Pamfilya’yı Pisidia’ya bağlayan yol Boğazın doğu tarafında Döşemealtı köylerinden başlamakta kuzeye doğru çıkarak Kremna/Bucak yerleşimine bağlamaktadır. Roma döneminde tabanı taş bloklarla döşeli bu antik yol, yakın zamana kadar kullanılmış ve yöreye kurulan köylere bu sebeple Döşemealtı köyleri denmiştir. Antik yolun başlangıcındaki bina kalıntılarının o dönemem ait depo, gümrük binası ve garnizon kalıntıları olduğu sanılmaktadır. Bugün yöreye yerleşen Türkmen yörükleri ünlü Döşemealtı halılarını dokumaktadırlar.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
TERMESSOS
Antalya’nın 22 km. kuzeybatısında, Antalya-Korkuteli karayolunun güneyinde yer alan 1650 m. Güllük/Solym dağının, 1050 m. yüksekteki yamacında antik Termessos Kenti kalıntıları bulunmaktadır. Bölge, flora, çiçek ve maki bitki örtüsünün en güzel örnekleri ile başta yaban keçisi olmak üzere faunasının eşsizliği nedeniyle “Güllük/Termessos Milli Parkı ve Koruma Alanı” olarak ilan edilmiştir. Adın kökünde yer alan “Terme” kelimesi Luwi/Etrüsk dilinde “Dağ Beli/Geçit”, “Assa” ise, “Yüksek Hisar” anlamına gelip “Dağbeli üzerindeki Hisar kent” anlamında Termeassa olarak adlandırılmıştır. Yöre aynı zamanda “Termila” yani “Terme Geçidi” olarak isimlendirilmiş olup, bu kelime bugünkü Türkçe’de değişik bir fonetik söyleyişle “Dirmil” şekline dönüşmüştür.Yörenin prehistorik dönemlerden beri insanlar için yerleşim yeri olduğu ve M.Ö. 3000’li yıllarda Etrüsk/Luwi yerleşim birimi içerisinde yer aldığı bilinmektedir. M.Ö.3000’lerden, M.Ö.700’lü yıllara kadar devam eden Nordik kavimlerin, yani Turkuas/İsokatların göçü nedeniyle Anadolu’daki küçük Luwi yerleşim birimleri, kentleşmeye başlamış ve tarih sahnesine çıkmışlardır. Termil boyunun Pisidia-Likya-Pamfilya sınırında kurduğu en önemli kentlerden biri Termeassa’dır. M.Ö.6. yy’dan sonra kentleşip gelişmeye başlayan Termessos, Solym Dağı’nın güneyinde yer alan, diğer bir Likya kıyı kenti olan Phaselis ile bağlantı kurarak denize açılmıştır. Yöredeki araştırmalarda, Solym dağı eteklerinden güneye doğru, Phaselis kenti istikametinde kayalara oyulma kanallar ortaya çıkartılmıştır. Bu kanallarla yörede elde edilen şarap ve zeytinyağı kıyıdaki Phaselis’e akıtılıp, testilere doldurularak, gemilerle başka ülkelere gönderilmiştir. M.Ö.5 yy’da Anadolu’nun hemen hemen tamamı Pers işgaline girmesine rağmen, Termossos Perslerin eline geçmemiştir. M.Ö.337’de Termossos’u kuşatan Makedon Kralı İskender, Termessosluların savunmasıyla karşılaşmış ve ele geçiremeyeceğini anlayarak Pamfilya kıyısına yönelmiştir. Termessos, İskender’in Asya seferinde, Anadolu’da ele geçiremediği tek kenttir. Daha sonra yöreye gelen Bergamalılar ile iyi ilişkiler içinde bulunan Termessos, Bergama Krallığı’nın varisi Roma ile de bu ilişkilerini geliştirerek M.Ö.72’de bir anlaşma imzalamış ve bu anlaşmadan sonra kent, çeşitli yapılar ile donatılarak, gelişmeye başlamıştır. M.S. 5. ve 9. yy’larda meydana gelen depremler sonucunda yıkılıp harap olan ve tarihinde hiçbir ordu tarafından zapt edilemeyen Termossos kenti, tekrar inşa edilme imkanı bulamamış ve kent halkı kıyıdaki diğer Pamfilya ve Likya kentlerine göç etmişlerdir. Böylece kent kalıntıları bugüne kadar ulaşmıştır. Yöreye gelen Tekeoğlu Türkmenleri kentin doğusundaki vadide bulunan Eudokias Bizans kutsal alanına Evdir Han adıyla Kervansaray inşa etmişlerdir. Antik Termessos kalıntılarına ulaşan Kral yolu üzerinde önce ana giriş kapısı ve onun doğusunda Gymnasium Kompleksi bulunmaktadır. Felsefe ve pozitif bilimlerin öğretilmesinin yanı sıra, her türlü bedensel spor faaliyetlerinin ve yarışmalarının yapıldığı komplekste en önemli dersin savaş oyunları ve güreş olduğu anlaşılmaktadır. Yamaca dayalı olarak inşa edilmiş iç şehir surlarının Gymnasium meydanına bakan tarafında Galeriler görülmekte olup, bunların üzerinde Stadionun oturma sıralarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Gymnasiumun önünden güneydoğu istikametinde 26 adet oturma sıraları ile 6000 kişi kapasiteli olduğu sanılan, tiyatro bulunmaktadır. Odeon’un önünde üç tapınak yer almakta, batıdakinin Zeus Solymos, ortadaki küçüğün Artemis ve doğudakinin Büyük Artemis Tapınağı olduğu anlaşılmaktadır. Sütunların arkasında alışveriş dükkanları yer almaktadır. Buradaki en önemli mezarlardan birisi Likya tarzında inşa edilmiş, ev tipi, arslan başı rölyefli mezar olup, çok sayıda Likya tipi sarkofag görülmektedir.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
KURŞUNLU ŞELALESİ
Kent merkezinden 24 km. uzaklıkta doğu yönünde yer alan şelale ve çevresi 33 hektarlık bir alanı kapsamaktadır. Botanik bir bahçe şeklindeki alanda birbirine şelale yaparak bağlanmış 7 gölet bulunmaktadır. 18 metrelik Şelale ve çevresi yeşil alan ve faydalı kuşlar yeni bir koruma yeri şeklindedir. Ayrıca piknik, gezi yerleri ve restoranı ile güzel bir dinlenme yeridir.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
PERGE – AKSU
Antalya’nın 12 km. doğusunda, Aksu-Kestros Irmağı’nın kenarında kuruludur. Kentin adı, Luwi/Etrüsk döneminde “Yüksek” anlamındaki “Parga” dan gelmiştir. Antik dönemin en ünlü Pergelisi geometride elipsin özelliklerini hesaplayan Apollonios’tur. Kentin çok küçük bir yerleşim birimi olarak Hititler döneminde Ahhiyawa ülkesi sınırları içerisinde bulunduğu bilinmektedir. İlk dönemler akropolun güney- doğu yamacında kurulu olan kent nüfusu Truva savaşından dönenlerle çoğalmış, sınırı da düz araziye yayılmıştır. Büyük İskender’in M.Ö. 330’da kenti almasıyla, Pers işgali sona ermiştir. M.Ö.1. yy’da çıkan karışıklıklardan sonra, Roma İmparatorluğu sınırlarına dahil edilen kentin baş tanrıçası Artemis ve onun kardeşi Apollon adına yapılan tapınaklar, Hristiyanlığın ilk dönemlerinde kiliseye çevrilmiş, Artemis Meryem Ana’yla, Apollon’da İsa Peygamber’le özdeşleştirilmiştir. Hristiyanlığın ilk dönemlerinde misyonerlik merkezi olan kente, Pax Romana döneminde yeni surlar eklenmiştir. 7.yy’da Arap akıncılarının istila ve yağmasına maruz kalmıştır. Aksu ırmağının alüvyonlarla dolarak, gemi ulaşımına elverişsiz hale gelmesi ve deniz ticareti imkanını kaybetmesiyle, halk diğer kentlere göç ederek, Perge’yi terketmiştir. Kent kalıntılarından ilk olarak M.S. 2. yy’da yapıldığı sanılan tiyatro karşımıza çıkar. 15.000 seyirci kapasiteli tiyatronun, 43 caveası, ortadan bir diazoma ile ikiye ayrılmıştır. En üst caveanın bitimine bir galeri yapılarak, akustiğinin en iyi düzeye getirilmesi amaçlanmıştır. Oturma sıralarıyla orkestranın arasında koruyucu duvarların bulunması, tiyatronun geç Roma döneminde arena olarak kullanıldığını göstermektedir. Sahne binası iki katlı olup, yüzeyi mermer rölyeflerle bezenmiştir. Rölyeflerde ve kabartmalarda eğlence ve şarap Tanrısı Baküss’un mitolojik yaşamından efsaneler sergilenmektedir. En dikkati çekeni nehir Tanrısı Kestros’un ayakta duran kader Tanrıçası – Fortuna ile olan kabartması ve üç Pergeli kadının nehirde yıkadığı bir çocuğa ait frizlerdir. Tiyatronun karşısında yer alan U şeklindeki Stadion 25 bin kapasiteli olup, Roma dönemi eseridir. 34 x 234 m. boyutlarındaki yapı, 50 yuvarlak kemer üzerine inşa edilmiş, 17 caveadan oluşmaktadır. Kemerlerin dışa bakan cepheleri, antik dönemde satış mağazaları olarak kullanılmış, çıkan yazıtlarda en çok satılan malın, tahtadan yapılan Artemis heykelleri olduğu anlaşılmaktadır. Stadionun kuzeyinde, 10m. yüksekliğindeki iki gözetleme kulesini birleştiren, üzeri mermer plakalarla kaplı, geç Roma dönemine ait bir Şehir Kapısına gelinmektedir. Kapı girişinin arkasındaki duvarlar da mermer kaplı olup, içerisinde Tanrı heykellerinin bulunduğu sanılan, 4 yuvarlak kemerli gömme niş bulunur. Bu kapıdan 70m. uzunluğunda Septimus Severus Meydanı’na girilir. Meydanın sağında protokol locasının yıkıntıları görülür. Sol tarafta ise anıtsal çeşme kalıntısı vardır. 15m. yüksekliğindeki çeşmenin yüzeyi Artemis, Afrodit ve Nymphe perilerine ait rölyeflerle işlenmiş ve mermer plakalarla kaplıdır. Biraz ileride Roma Hamamı kompleksine ait ve tabanı renkli mozaiklerle döşeli jimnastik ve güreş sporlarının yapıldığı bir salon olan Palestra’ya gelinir. Bunu karşısında, iç duvarlarında nişler bulunan küçük bir soyunma odası ve yanında da 1m. derinliğinde soğuk su havuzunun bulunduğu Frigadarium/soğuk hava odası yer alır. Ayrıca oturma ve dinlenme bölümü olarak da kullanılan Tepidarium/ılık hava odası ve tabanı mermerlerle döşeli Caldarium/sıcak hava odasına geçilir. Bu bölüm, Roma buluşu olan Hypocaust/sıcak hava sistemiyle tabandan ısıtılmaktaydı. Odanın köşesinde sıcak havanın geçtiği tuğla sütunlarının kalıntıları görülebilir. Bu bölümden, dar bir kapıyla tüm yüzeyleri mermerlerle kaplı, beş kare mermer küvetin bulunduğu, Sudatorium/buhar ve ter odasına geçilir. Roma döneminde hamam kültürü çok gelişmiş olup, hamamlar yüksek bürokratların ve tüccarların hemen hergün buluştuğu, günün büyük bir kısmını geçirdiği, ülkenin ticari ve politik konularının konuşulup, tartışıldığı ve ayrıca önemli kararların alındığı çok önemli mekanlardır. Bu hamamlara kadınların girmesi yasak olup, tüm hizmetler erkekler tarafından verilir. Septimus Severus Meydanı’ndan akropole doğru gidildiğinde, iki büyük yuvarlak kulenin koruduğu ve arkasında at nalı biçiminde küçük bir protokol alanına sahip, ilk şehir kapısı olan Hellenistik Kapı’ya gelinir. Kulelerde nöbetçiler için, yatakhane olarak hizmet veren ahşaptan odacıkların bulunduğu sanılmaktadır. Kulelerin arkasındaki protokol meydanına bakan surların iç yüzeylerindeki nişlerde, Tanrıça Artemis ve Tanrı Apollon başta olmak üzere, çeşitli tanrı ve Roma imparator heykellerinin konulduğu anlaşılmaktadır. Meydanın bitimindeki üç kemerli mermer bir tak önüne şehrin en zengin kadını Rahibe Plangia Magna’nın heykeli konulmuştur. Buradan Sütunlu Cadde’ye geçilir. Caddenin arkasında 4m. genişliğindeki Stoa/ Yaya yolu ve onun arkasında da dükkanlar yer almaktadır. Cadde üzerindeki en önemli sütunlar, 7m. uzunluğunda ve üzerleri Apollon, Artemis, kahraman Calhas ve şans Tanrıçası Fortuna’nın sembolize edildiği kabartma rölyefle süslenmiş, korint başlıklı dört mermer sütundur. Sütunlu caddenin sonunda, 21m. uzunluğunda Akropol Nympheumu/Anıtsal Çeşmesi görülür. Akropolde Bizans döneminde çeşitli büyüklüklerde su sarnıçları inşa edilmiş olup, ünlü Artemis Pergeia Tapınağı’nın da burada olduğu sanılmaktadır. Sütunlu caddeden güneye doğru geriye gidildiğinde Hellenistik Kapının yanında kare planlı Agora ile karşılaşılır. Çift sıra korint başlıklı granit sütunlarla çevrili Agoradaki yaya yolunun tabanı renkli mozaiklerle süslü geometrik motiflerle bezenmiştir. Yaya yolunun arkasında, odacıklar halinde ve birbirine geçişli küçük dükkanlar bulunur. Her dükkanın simgesi, giriş kapısının üzerindeki mermere rölyef olarak işlenmiştir. Agora Meydanının ortasında yuvarlak bir yapı bulunmakta ve bunun su şebekesinin dağıtıcısı olduğu sanılmaktadır. Agora meydanı, antik dönemde kent halkının, kölelerin ve çeşitli halk tabakalarının buluştukları, boş vakitlerini geçirdikleri, zaman zaman çeşitli ikili oyunlar oynadıkları ve kentin ticari - politik sorunlarını tartıştıkları, kitlesel halk eylemlerini gerçekleştirdikleri bir alan olarak da görülmektedir. Agora Meydanı’nın güney yönünde şehir kanalizasyonunun kalıntıları görülebilir.
___________________________________________________________________________ ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
< |