Anasayfa Kimler Online

Geri git   Ezberim > Tatil Bölgeleri > Türkiyeden Tatil Mekanları > Akdeniz ve Dogu And
Kayıt ol Arama Bugünün Mesajları Bütün Forumları okunmuş kabul et

Akdeniz ve Dogu And Holiday in Turkey Akdeniz ve Dogu Anadolu Bölgelerine Ait Tatil Mekanları Tukey İn Holiday





Yeni Konu aç Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 02-25-2008, 11:22 AM   #11 (permalink)
ZoR oLaN GiTMeK DeĞiL GiDeNi BeKLeMeK
 
eLa GöZLüM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: VAN
Yaş: 20
Üye No: 26574
Mesajlar: 10.771
Teşekkürler: 1.911
1.514 Mesajına
2.121 Kere Teşekkür Edildi
Standart --->: Antalya Genel Tanitimi



ASPENDOS – BELKIS

Antalya’nın doğusunda Serik yerleşiminin yakınındaki Eurymedon- Köprüçay ırmağının yanı başındaki 40m. yükseklikteki bir akropol tepesi üzerinde kurulmuştur. Kentin adı Luwi/Etrüsk dilinde “Asiawanda”olup, “At Ülkesi”anlamındadır. Hitit yazıtlarında, “Asitawada” olarak Ahhiyawa bölgesi sınırları içersinde sayılan kentin tarihi, M.Ö.3000 yıllarında bir Akropol kent olarak başlamıştır. Zamanla gelişerek Akropol dışına taşan kentin nüfusu M.Ö.12.yy’da Truva savaşından dönenlerle artmış ve büyümeye başlamıştır. Aspendos, milattan önceki dönemlerde ve Roma döneminde Eurymedon çayının gemi ulaşımına elverişli olması nedeniyle önemli bir ticaret kenti idi. Yörede yetiştirilen atlar, tuz ve ucuz şaraplar en önemli ihraç ürünleriydi. Zamanla ırmağın alüvyonlarla dolması nedeniyle, gemi ulaşımı imkansızlaşarak kent, denizden 6 km. iç karada kalmıştır. Aspendos antik kentinden arda kalan en önemli eser, M.Ö.2.yy’da Roma dönemi içersinde bir yarışma sonucu Mimar Zenon tarafından inşa edildiği anlaşılan 12.000 kişilik tiyatrodur. Aspendos Tiyatrosu, bugün dünyanın en iyi korunmuş ve en iyi akustiğine sahip antik tiyatrosu olarak kabul edilmiştir. Roma mimari özellikleri taşıyan tiyatroya, sahne binası ile oturma sıralarının arasında yer alan dehliz biçimindeki, sağlı sollu iki adet vomitorenlerden girilir. Toplam 41 sıradan oluşan cavealar 20. sırada bir diazoma ile ikiye ayrılmış, diazomanın üzerinde seyircilerin alışveriş yaptıkları ve güneşten korundukları magazin odaları inşa edilmiştir. Cavea sıralarının alt taraflarının oval olması ve en üstteki caveaya sahne binası yüksekliğine eş yükseklikte 40 adet kemerli galerinin ek olarak inşa edilmesi, tiyatro içindeki ses akustiğinin en iyi düzeye getirilmesini sağlamıştır. Cavea sıraları üzerindeki bazı isimlerin gravür şeklinde kazınmış olması, tiyatronun daimi müşterilerinin bulunduğunu göstermektedir. Seyirciler vomitorenlerden geçtikten sonra 24m. çapındaki orkestra alanına gelip, buralardan cavea aralarındaki 10 dik taş oyma merdivenden üst sıralara ulaşabilmekteydiler. Vomitorenler üzerinde şehir yöneticilerine ait Kral locaları bulunmaktadır. Sahne binasının iç yüzü, altta 20 korint başlıklı ve üstte 20 iyon başlıklı sütunlarla dekore edilmiş olup, bu sütunların aralarında üzerleri mermer plakalar ve işlemeli rölyeflerle bezenmiş çeşitli büyüklükte nişlerle süslenmiştir. Bu nişlerin içersinde Tanrıların ve Roma imparatorlarının heykelleri bulunmaktaydı. Sahne binasının en üstünde ise, eğlence ve şarap tanrısı Baküss’un rölyefi görülebilir. Sahne binası içerisinde çeşitli büyüklükteki odalarda, hazırlıklarını tamamlayan oyuncular ortada bir büyük ve yanlardaki 4 adet küçük kapıdan orkestra üzerine kurulu 2m. yüksekliğinde ahşap bir podyuma çıkmakta ve oyunlarını bu podyum üzerinde sergilemekteydiler. Antik dönemde tiyatro oyunları, genelde üç kişi tarafından oynanmakta olup, oyuncuların arkasında, hayvan-tanrı ve çeşitli mitolojik kahramanların maskelerine taşıyan, en fazla 20 kişiden oluşan bir koro bulunmaktaydı. Kadınların oyunlarda rol alması yasaktı. Tiyatronun ilk defa şarap ve eğlence Tanrısı Baküss adına, bağ bozumu dönemlerinde sokak şenlikleriyle ortaya çıkmış olması, kökeninde tanrısal bir tören olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, Hellenistik dönemde, tiyatro oyuncuları tanrısal bir inançla saygınlık görürlerdi. Roma döneminde ise, oyuncular küçümsenen aktristen başka birşey değillerdi. Tiyatroda oynanan ilk oyun tragedia olup, oyunlarda imparator dahil olmak üzere her kişi ve her konu kritize edilebilirdi. Oyunların bitiminde ahşap podyumdan inen oyuncular, seyircilerle karşılıklı tartışmaya başlar, kritize edilen konular üzerine dialoglar saatlerce devam ederdi. Tiyatroların antik dönemde halk tarafından büyük rağbet gördüğü ve taş ve metal marka karşılığı tiyatroya giren seyircilerin bazen bütün günlerini burada geçirdikleri de olurdu. Aspendos Tiyatrosu, Bizans döneminde gerçek tiyatro özelliğini korumuş olup, hiçbir zaman kanlı oyunların sergilendiği bir arenaya çevrilmemiştir. Geç Bizans Döneminde açık hava kilisesi olarak hizmet veren tiyatro, 12.yy’da Türklerin yöreyi zaptetmesinden sonra, yakın zamana kadar kervansaray olarak kullanılmış ve böylece günümüze sağlam olarak ulaşabilmiştir. Her yıl Antalya Müzik ve Film Festivali galası burada yapılmaktadır. Tiyatro galerisinin arkasında yükselen akropol tepesinde ortada çift sıra sütunların çevrelediği bir Agora ve bunun kuzeyinde 16m. yüksekliğinde olan, ön yüzünde 5 adet nişin yer aldığı şehir yönetimine ait bir binanın kalıntısı görülür. Binanın duvar çıkıntısı, bir çift sütunla taşınmakta olup, buranın aynı zamanda tek kurnalı bir çeşme olarakta kullanıldığı sanılmaktadır. Agoranın güney tarafında ise, dikdörtgen biçimindeki büyük yapının içinde dükkanların yer aldığı bir magazin olduğu sanılmaktadır. Bu yapının güney tarafında ise, kemer şeklinde bir dehlizin içinde atık su kanalı olduğu anlaşılmaktadır. Agoranın kuzeyindeki 2m. yüksekliğinde duvarlara sahip dörtgen yapı ise, Bizans döneminde magazin binasına ek olarak yapılmış olan Ortodoks Bazilikası olarak kullanılmıştır. Agoranın batı tarafında, arkasında galeri bulunan yan yana dizili küçük dükkanlar kompleksi ve bu dükkanların önünde sütunlar üzerinde yükselen architrav bir blokla kapalı olduğu sanılan Stoa görülür. Dükkanlar iki katlı olup, ikinci katları sütunlar taşımaktaydı. Akropolun kuzey yamacında bulunan akropol şehir kapısı ise, Roma mimari özelliği göstermektedir. Tiyatronun hemen kuzeyinde kemerler üzerine inşa edilmiş olan Stadion bulunur. Batı tarafı akropol yamacına inşa edilmiş olan stadionun doğu tarafı kemerli galeriler üzerinde yükselmektedir. 10.000 seyirci kapasiteli stadionda, Aspendos’ta yetiştirilen atların çektiği tek kişilik arabalarla yapılan yarışmaların çok popüler olduğu anlaşılmaktadır. Stadionun doğusunda içinde bir sarkopag bulunan bir mezar evi görülmektedir. Bu mezar evinden su kemerlerine doğru gidildikçe çeşitli figürlerle süslenmiş sarkopaglara rastlanır. Bunların biraz ilerisinde, üzerlerinde Luwi/Etrüsk dilinde isimlerin kazınmış olduğu ve çeşitli Anadolu çiçek motiflerinin işlenmiş olduğu mezar taşları dikkati çeker. Aspendos antik kentinin bugüne ulaşmış en önemli kalıntılarından biri de kente 25 km. uzaklıktaki Toros dağlarından ve vadilerinden kaynak suyu getiren Aquadukt/Su Kemerleri’dir. Birleşik kaplar sistemine göre çalışan bu su kanalları, düz platolarda 15m., bazı noktalarda da 30m. yüksekliğinde kemerler üzerine inşa edilmiş ve yer yer çift katlı yapılmış, dönme noktalarına da yüksek kuleler eklenmiştir. Bu su kanalları, günümüzde, dünyanın sayılı Roma dönemi su kanalları örneklerinden sayılmaktadır. Eurymedon/Köprü Çayı’nın üzerinde, Roma döneminde temeli blok taşlardan, sonrada, Selçuklular tarafından yıkık temel üzerine, sekiz sivri kemerli olarak tekrar inşa edilmiş olan bir köprü bulunur. Bu köprünün önünde M.Ö.469’da Persler, Kimon komutasındaki birlik donanmasına karşı verdikleri deniz savaşında yenilmişler ve böylece 800 kalyondan oluştuğu belirtilen birlik donanması, dünyanın ilk büyük deniz zaferini elde etmiştir. Bu zaferden sonra Persler, Anadolu’da karada yaptıkları savaşlarda da bozguna uğramış, yenilerek Anadolu’dan geri çekilmeye başlamışlardır. Bugün Çay kenarında turistik alışveriş merkezleriyle alabalık restoranları bulunmaktadır.


___________________________________________________________________________

ÇöL FıRtInAsI

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için


suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
eLa GöZLüM isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-25-2008, 11:22 AM   #12 (permalink)
ZoR oLaN GiTMeK DeĞiL GiDeNi BeKLeMeK
 
eLa GöZLüM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: VAN
Yaş: 20
Üye No: 26574
Mesajlar: 10.771
Teşekkürler: 1.911
1.514 Mesajına
2.121 Kere Teşekkür Edildi
Standart --->: Antalya Genel Tanitimi



PRÜLÜ KANYON / BEŞKONAK MİLLİ PARKI

prülü Kanyon Milli Parkı, Side’den 65 km. uzaklıkta, Toros Dağlarının eteklerindedir. Park içinde, vadi ve kanyonların arasından akan 120 km uzunluğundaki Köprü Irmağı geçmektedir. Milli parkın alanı 37 bin hektardır. Doğuda yer alan Dipoyraz Dağı 2.980 m. olup, yamaçları ormanlarla kaplıdır. Park içindeki nehir vadisi, 14 km. uzunluğunda, yer yer 400 m. yükseklikte, dik duvarlı bir kanyon şeklindedir. Sahadaki en önemli morfolojik özellik bu dik yarma vadidir. Kanyonların yukarısında, Selge yakınlarındaki eğilimli arazide, Karstik topoğrafya şekillerinden Labya’lar bulunmakta olup, bu şekillere yörede “Şeytan Kayaları” adı verilmiştir. Dünyanın en yoğun Akdeniz Selvisi ormanı buradadır. İnce, uzun ve çok ömürlü olan bu ağaç türü, yüksek kalitesinden dolayı çok eski zamanlardan beri işlenmektedir. Milli parktaki florada, Kızılçam, Karaçam, Sedir, Göknar, Servi, Dişbudak, Pırnal Meşesi, Sapsız Meşe, Yabani Zeytin, Sandal, Koca Yemiş, Sakız, Keçi Boynuzu, Defne, Mersin, Alıç, Karaçalı, Zakkum, Laden, Yabani gül, Funda, Sütleğen, Ilgın, Kekik, Böğürtlen, Eğrelti ve Tesbih başlıca ağaçlardır. Kara Günlük adıyla da tanınan Tesbih Ağacı, Selge antik döneminde kentin bir sembolü olarak sikkelere işlenmiştir. Yöre halkının üzüm, şarap, zeytincilik, hayvancılık ve kerestecilikle geçimlerini sağladıkları görülmektedir. Milli Park içindeki faunada bulunan hayvan türleri ise geyik, dağ keçisi, domuz, ayı, tilki, kurt, tavşan, sansar, keklik, güvercin, çulluk, üveyik, kartal, doğan, sazan olup kanyonun ağzında alabalık üretim merkezi ve restoranlar bulunmaktadır. Kanyonda bugün rafting ve kano sporları yapılmaktadır.


___________________________________________________________________________

ÇöL FıRtInAsI

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için


suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
eLa GöZLüM isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-25-2008, 11:23 AM   #13 (permalink)
ZoR oLaN GiTMeK DeĞiL GiDeNi BeKLeMeK
 
eLa GöZLüM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: VAN
Yaş: 20
Üye No: 26574
Mesajlar: 10.771
Teşekkürler: 1.911
1.514 Mesajına
2.121 Kere Teşekkür Edildi
Standart --->: Antalya Genel Tanitimi



SELGE

Toros Dağları’nın 1250m. yüksekliğindeki Antik Selge Kenti kalıntıları bugün, Zerk Köyü / Altınkaya yerleşim birimindedir. Çam ormanları arasındaki derin kanyon, çağlayan ve dağ güzelliklerine sahip yöre, fotoğraf sanatçıları için idealdir. Selge adının Luwi/Etrüsk dilinde “derin vadi” anlamındaki “Salaga”dan türediği sanılmaktadır. Ayrıca Selge, Göktürk/Turkuas fonetik yazılımına göre Usoluğu-Suoluğu anlamındadır. Kente, tek büyük kemerli ve taş bloklardan yapılmış 2m. enindeki Moka Köprüsü’nden geçilerek varılır. Hitit yazıtlarında yörenin Pithassa/Pisidia bölgesinde yer aldığı anlatılmaktadır. Savaşcılıkları ve kahramanlıklarıyla ün salmış kent halkı, Truva savaşında, Truva Kralı Hektor’un yanında yer almış, bazı kentleri haraca bağlamış, Pers işgalinde ise onlara paralı askerlik yapmıştır. Kentin en önemli tarihi olayı, kuzeydeki Pednelisos ile yaptığı ve geri çekilip, savaşın ağır şartlarını kabul ettiği Pednelisos Savaşı’dır. Daha sonra kendileri gibi Nordik bir kavim olan Galatlılar Kralı Amintas'a bağlanmışlar ama her dönemde, kendi dilini kullanıp, korumuşlardır. Bizans döneminde, Bizans ordusu içinde bulunan Vikingler Bizansa isyan etmişler ve Bizans ordusuyla yaptıkları savaşı kaybederek Selge dolaylarına kaçarak, izlerini kaybettirmişlerdir. Zamanla İç Anadolu ile Pamfilya kıyı şeridini bağlayan kara ticaret yolunun, Kremna ve Ariassos’a kaydırılması ve yağmalar nedeniyle halk, Selge’yi terk ederek, kıyı şehirlerine yerleşmiştir. Selge’nin çevresinin surlarla kaplı ve surlar arasında, her iki yanında nöbetçi kuleleriyle korunmuş büyük bir şehir kapısının bulunduğu anlaşılmaktadır. En önemli kalıntı, alt katta 30, yukarı katta 15 caveanın yer aldığı ve cavealar arası geçişi 12 dik merdivenin sağladığı tiyatrodur. Seyirci bölümü ortadan geniş bir diazoma ile bölünmüş olup diazoma üzerinde blok taşlardan yapılı koltuklar dikkat çekmektedir. Yazıtlardan, burada 4 senede bir yarışmaların yapıldığı ve şampiyon sporculara ait heykellerin dikildiği anlaşılmaktadır. Batıdaki tanrısal alanda baş tanrı Zeus ve onun tapınaklarının kalıntıları, güneyde Anadolu Erkeklik ve Savaş tanrısı Sanda Tapınağı’nın kalıntıları yer alır. Tanrısal alanın alt kısmında, yağmur suyu toplamaya yarayan bir su sarnıcı görülmektedir. Antik kentin doğusunda, 50x50 m. boyutlarında, güney tarafı açık, diğer üç tarafında yan yana dizili dükkanların bulunduğu sütunlarla çevrili Agora bulunmaktaydı. Kuzeydeki 120 m. uzunluğundaki yapının Bizans dönemine ait bir Bazilika olduğu sanılmaktadır. En doğuda kentin Nekropol’u yer almaktadır. Nekropol tepesinin kuzey yamacında bir kısmı halen ayakta olan üç büyük mezar evi görülür.


___________________________________________________________________________

ÇöL FıRtInAsI

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için


suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
eLa GöZLüM isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-25-2008, 11:23 AM   #14 (permalink)
ZoR oLaN GiTMeK DeĞiL GiDeNi BeKLeMeK
 
eLa GöZLüM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: VAN
Yaş: 20
Üye No: 26574
Mesajlar: 10.771
Teşekkürler: 1.911
1.514 Mesajına
2.121 Kere Teşekkür Edildi
Standart --->: Antalya Genel Tanitimi



SİDE- SELİMİYE

Antalya-Alanya karayolunun 75.km’de, deniz yönüne 3 km. gidildiğinde, Selimiye’ye varılır. Aynı isimli yarımada üzerindeki Selimiye, antik Side kenti kalıntılarıyla içiçedir. Yöre, Titreyengöl ve Kumköy sahilindeki mükemmel tatil köyü ve otelleriyle Türk turizminin gözdesidir. Turiste güneş, kum, denizle birlikte kültürel, av, doğa, yat, yayla, rafting, kamp turizmi, jeep-safari turları sunulmaktadır. Anadolu mitolojisine göre, Tabiat ve Bereket Tanrıçası Side, küçük kızını alarak, Nympheler/ Su Perileri ile birlikte Manauwa/Manavgat ırmağı vadisine gider. Nymphelerle çiçek toplayan Side, ince dallı, parlak yapraklı, rengarenk çiçekli bir ağaç görür ve küçük kızına vermek için ağacın dalını koparır. Daldan kan damlamaya başlar. O anda Side, aslında kendisini kovalayan kötü insanlardan korumak için ağaç biçimi almış bir Nymphe olduğunu anlar ve çok üzülür. Hemen oradan uzaklaşmak ister. Ayakları yere çakılıp, toprağa gömülerek, kıpırdayamaz. Ayaklarından başlayarak gövdesi ince bir kabuk bağlamaya, ağaç biçimini almaya başlar. Duruma üzülen Nympheler ağlar ve gözyaşları ile Side’nin köklerini ıslatırlar. Side yaptığının hata olduğunu söyleyerek Nympheler’e “Ben bundan sonra kan rengi zengin meyvemle tabiat, yaşam ve bereketin sembolü olacağım, kızımı da sık sık buraya getirin gölgemde oynasın. Hiçbir ağaca zarar vermesin. Belki her ağaç ve çiçek biçim değiştirmiş bir Tanrıdır” der. İşte Side yarımadası, mitolojide böyle oluştuğuna inanılan Side ağaçlarıyla doludur. Side adının Luwi/Etrüsk dilinde “Nar” anlamına geldiği bilinmektedir. Side adının, Gök=Köktürk yazılımı ile ; ış.ot.oğhu – ışık otağı/ışıklı otağ– Işotağ olduğu ve bunun Fransızca’ya Chateau /Şato, İngilizce’ye “City”, Almanca’ya “Stadt”, İtalyanca’ya “Citta” şeklinde geçtiği anlaşılmakta ve “şehir” anlamında kullanıldığı görülmektedir. Side dilinin kökenin Luwi özellikleri barındırması bize kent tarihinin M.Ö.4000’li yıllara indiğini göstermektedir. Bu dönemde Side halkının küçük çapta balıkçılık ve denizcilik yaptığı sanılmaktadır. Truva savaşından dönen çeşitli Anadolu halklarının Side’ye göçüyle kent nüfusu artmıştır. M.Ö.9.yy’da Kizzuwatna Geç Hitit beyliğinin batı Klikya sınırlarında kalan kent, 7.yy’da Lidya birliğine, M.Ö.546’da Pers egemenliğine girmiştir. M.Ö.334’de Makedon Kralı Büyük İskender’e direnmeyerek kapılarını açan kent, Helen kültür öğelerini mecburen güncel yaşama katmıştır. Ayrıca dini inanışlarda da değişikliğe gidilmiştir. Athena- Anadolu Ana Tanrıçası Kybele’yle; Apollon ise, Ay Tanrısı Men’le özdeşleştirilmiştir. Kent bir dönem Bergama Krallığı’na geçmiş ve M.Ö.1yy’ın başında korsan üssü haline gelerek Akdeniz’in en büyük esir pazarı kurulmuştur. Akdeniz kıyılarının korsandan temizlemesiyle Roma topraklarına katılmış, Paxromana döneminde gelişmesi doruğuna ulaşmıştır. M.S.5.yy’dan sonra piskoposluk merkezi olmuş, tapınakların bazıları Ortodoks kilisesine çevrilmiştir. 7.yy’dan itibaren Arap akınlarına maruz kalarak yakılıp yıkılmış, kent halkı da Pamfilya bölgesi başkenti Attelia’ya göç etmiştir. Doğu kapısına ilerleyen kum erozyonu ve 9. ve 12.yy’daki depremlerle kent tamamen yerle bir olmuştur. 1207’de yöreye gelen Türkler antik kentin kuzeydoğusuna yerleşmişlerdir. 14.yy’a kadar Selçuklu sınırları içinde yer alan yöre 1391’de Osmanlı topraklarına katılmıştır. Yakın zamanda Girit adasından göç eden Türkler buraya yerleşmiş ve yarımadanın ucunda Selimiye adında bir köy kurmuşlardır. Kente girişte ilk dikkati çeken kalıntı, surlar ve giriş kapısıdır. Kapı yakınında Side’ye su getiren Aquadukt kalıntıları görülmektedir. Kalıntıların önünde 15m. yüksekliğinde, 35m. genişliğinde, üç katlı olduğu görülen, cephesi geometrik ve bitki motifli mermerlerle kaplı büyük anıtsal çeşme kalıntısı bulunmaktadır. Çeşmenin cephesinde korint başlıklı sütunlar arasında istiridye kabuğu şeklinde nişler görülmektedir. 250m.uzunluğundaki Sütunlu Cadde’nin üzeri günümüzde asfaltlanmış olup, caddenin iki tarafındaki ev kalıntıları, bir iç salon etrafında dizili küçük odalar, çeşme ve tuvalet yeri tarzındadır. Kentin büyük agorası sütunlu caddenin bitiminde olup, 92x92 ölçülerinde kare planlıdır. Etrafı dükkanlarla çevrili, ortasında şans ve ticaret tanrısı Fortuna’nın tapınağının bulunduğu Agoranın güneyinde tuğla kemerli 24 kişilik, mermer kaplı bir Latrine/Genel tuvalet vardır. Agoranın bitişiğindeki 16.000 kişi kapasiteli Side Tiyatrosu, yarımadanın en dar noktasına inşa edilmiştir. 120 m. çapında yarım daire şeklindeki oturma sıraları diazoma ile iki kısma ayrılmıştır. Alt kısımda 29, üst kısımda ise 22 cavea arasındaki 12 dik merdivenle geçiş bağlantısı sağlanmıştır. Üst caveaların ortasında yer alan kral locasında protokol oturmaktaydı. Caveaların alt kısımlarının yarım daire şeklinde iç bükey yontulmuş olması akustiğe yardım etmek amacını taşımaktadır. Tiyatronun orkestrası 15 m. çapında bir yarım daire şeklinde olup toprak zemini çevresinde dar bir kanal görülmektedir. M.S. 8.yy’da Arap akınları sonucu yakılıp yıkılan ve daha sonra depremle sahne binası orkestra üzerine yıkılmış olan tiyatroda, halen kazılar devam etmektedir. Alt katta yan yana bulunan 9 oda, Geç Roma Dönemi’nde demir parmaklıklar ile kapatılarak vahşi hayvanlar ve gladyatörler için kafes olarak kullanılmıştır. Skenenin üst katındaki odalar ise oyuncuların soyunma ve dinlenme odaları olarak hizmet vermiştir. Alt taraftaki düz yüzeylerde şarap ve eğlence tanrısı Baküs’ün mitolojik enstantanelerini anlatan frizler bulunmaktaydı. Bizans Dönemi’nde bu tiyatro açık hava ayinleri için kullanılmıştır. Tiyatronun kuzey batısında ise tek kurnalı, cephesi mermerlerle kaplı 15m. yüksekliğinde, 7m. genişliğinde, 8 korint başlıklı sütunla süslenmiş Vespesian Çeşmesi yer almaktadır. Tiyatronun batı tarafında ise, 12x6m. ölçülerinde bir cellası bulunan Baküs tapınağı görülmektedir. Güney-batıdaki büyük liman hamamında 4 büyük salon, 3 küçük oda ve iki jimnastik salonu bulunmaktadır. Büyük liman hamamının yakınında ise Anadolu Ay Tanrısı Men adına inşa edilmiş Men Tapınağı bulunmaktadır. Side yarımadasının güney ucunda yer alan bitişik peripteros planlı iki tapınaktan doğudakinin Işık, sanat ve güzellik Tanrısı Apollon’a, batıdakinin ise Zeus’un kızı olan bilim, doğruluk ve bakireliğin tanrıçası Athena’ya ait olduğu bilinmektedir. Apollon adına inşa edilen tapınak 17x30m. ölçülerinde, dörtgen şekilli olup, etrafında 8,90m. yüksekliğinde, 6x11 korint başlıklı sütun bulunmaktadır. Sütunlar üzerindeki mermer blok üzerinde ki medusa kafaları arasında triglifon diye adlandırılan aslan pençesi frizleri görülmektedir. Athena Tapınağı ise 20x35m. boyutlarında, Apollon Tapınağıyla aynı yükseklikteki korint sütunlarla çevrilmiştir. Bu tapınakların Side limanı ve Side gemilerini koruduğuna ve onlara yol gösterdiğine inanılmaktaydı. Bizans Dönemi’nde bu iki tapınağın kuzey tarafına, Temenos’un üzerine bir bazilika inşa edilmiştir. Yarımadanın en güney ucunda yer alan Liman, Side gibi denizcilikle uğraşan bir kent için çok önemliydi. Roma döneminde inşa edilen hamam kompleksi ise son yıllardaki restorasyonlarla Side Müzesi haline getirilmiştir ve kazılarda bulunan sarkopaglar, sütunlar, büstler, Torşo yazıtlar, heykeller, heykel kaideleri, sütun başlıkları, frizler, rölyefler ve steller görülmektedir. Bugün bahçe olarak görülen bölüm, aslında Roma Hamamı’nın jimnastik salonu / palaestranın avlusudur. Avludaki en önemli eser, Denizler Tanrısı Poseidon’un mitolojik enstantenelerinin yer aldığı friz serisidir. Agora hamamı olarak da isimlendirilen hamamdaki soğuk su havuzunun ortaya yakın bir bölümünde, Roma Dönemi’nde konulan bir güneş saati bulunmaktadır. Tepidarium salonunda 9 adet büyük kemerli niş içerisinde tanrı, imparator, kadın, erkek çocuk heykelleri, torsolar ve büstler bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi, 1.65 m. boyunda tüccar ve hırsızların koruyucu tanrısı Hermes’in heykelidir. Salonun ortasında Roma dönemine ait 3 mermer sarkopag görülmektedir. Truva Savaşı’nın başlamasına neden olan Athena, Aphrodite ve Hera arasındaki mitolojik güzellik yarışmasını anlatan, üç güzellerin kombine mermer heykelleri de havuz önündedir. Müzedeki en önemli buluntu Artemon olarak isimlendirilen ve Luwi/Etrüsk alfabesiyle yazılmış olan yazıttır. Kent nekropolünün büyük kısmı kumlar altındadır. Son yıllarda yapılan kazı çalışmalarında doğu yönünde ortaya çıkartılan iki katlı binanın 6. Yy’da Bizans döneminde Justinianus tarafından yaptırılan ve cüzzam hastalarının da tedavi edildiği anlaşılan Cosmas Hastanesi olduğu anlaşılmıştır. Side ve yarımadası çevresinde, ilk kazılara 1947’de Prof.A.Müfit Mansel başlamış, Prof. Jale İnan devam etmiş olup, kazı ve restorasyon çalışmaları sürmektedir. Side Unesco tarafından koruma altına alınmıştır.


___________________________________________________________________________

ÇöL FıRtInAsI

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için


suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
eLa GöZLüM isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-25-2008, 11:23 AM   #15 (permalink)
ZoR oLaN GiTMeK DeĞiL GiDeNi BeKLeMeK
 
eLa GöZLüM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: VAN
Yaş: 20
Üye No: 26574
Mesajlar: 10.771
Teşekkürler: 1.911
1.514 Mesajına
2.121 Kere Teşekkür Edildi
Standart --->: Antalya Genel Tanitimi



MANAVGAT

Manavgat, Antalya’ya 76 km. uzakta olup, Manavgat ırmağının kenarında kuruludur. Sorgun Ormanı ve Manavgat Nehri deltasının alüvyonlarla dolmasıyla oluşan Titreyen Göl, dikkat çekici güzelliktedir. Kuzeyde, Manavgat nehrinin Toroslar’daki derin vadisi üzerine yapılan, kaya dolgu Oymapınar Baraj Gölü, jeep-safari turlarının yapıldığı alanlarıyla, görülmeye değer bir başka yerdir. Verimli Manavgat ovası, başta pamuk olmak üzere, tahıl ve tropik meyve dahil 45 çeşit meyve ve sebze üretimine uygundur. Ekonomide önemli yer tutan seracılığın yanısıra, sebze ve meyve yetiştiriciliği, son yıllarda da kesme çiçekcilik gelişmiştir. Ovanın en doğusunda muz plantasyonlarına rastlanır. İlçenin güneyinde yer alan Sorgun ve Titreyengöl mevkiinde dünya standartlarında turistik tesisler vardır. Manavgat adının Luwi/Etrüsk dilinde Manauwa / Ana Tanrıça Tapınağı olduğu bilinmektedir. Çeşitli dönemlerde Seleukeia ve Side antik kentlerinin ortak kutsal alanı olarak kullandığı sanılmaktadır. 1071 Malazgirt Savaşı’ndan sonra kitleler halinde, Toros Dağları’ndan Akdeniz kıyı şeridine inen Türkmen yörüklerinden Tugayoğulları batı yakaya, Senir Beyleri ise doğu yakaya yerleşmişlerdir. Manavgat Çayı üzerindeki küçük şelale, 2m. yüksekliğinde 40m. genişliğindedir. Etrafında balık restoranı, kafeterya ve dinlenme alanları ile hediyelik eşya dükkanları vardır. Küçük şelalenin Oymapınar Barajı yönünde ise büyük şelale bulunmaktadır. Çayın denize döküldüğü kısımdaki delta ayrı bir güzelliğe sahiptir. Buraya yaz sezonunda, nehir üzerinde teknelerle günlük turlar yapılmakta ve bu turlarda yörede çıkan deniz mahsülleri turistlere ikram edilmektedir.


___________________________________________________________________________

ÇöL FıRtInAsI

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için


suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
eLa GöZLüM isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-25-2008, 11:24 AM   #16 (permalink)
ZoR oLaN GiTMeK DeĞiL GiDeNi BeKLeMeK
 
eLa GöZLüM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: VAN
Yaş: 20
Üye No: 26574
Mesajlar: 10.771
Teşekkürler: 1.911
1.514 Mesajına
2.121 Kere Teşekkür Edildi
Standart --->: Antalya Genel Tanitimi



SELEUKEIA

Manavgat’ın kuzeybatısındaki Şıhlar yerleşim birimi içerisinde yer alan Seleukeia antik kenti kalıntıları bulunmaktadır. Kentin önceleri, Side için bir saldırıda son müdafaa ve korunma amaçlı bir akropol kalekent olarak kurulduğu bilinmektedir. M.Ö. 2.yy’da Side’nin korsanların eline geçmesiyle halkın bir bölümü Seleukeia’ya göçmüştür. Bu dönemde yapıldığı anlaşılan Bronz Apollon heykeli, Antalya Müzesi’nde sergilenmektedir. Paxromana döneminde ise akropol kentler zamanla eski önemlerini yitirmişlerdir. Kalıntılardan ilki, iki boğaz arasında inşa edildiği anlaşılan şehir surlarıdır. 9 m yüksekliğinde inşa edildiği anlaşılan surları olup, ortada 5 m yüksekliğinde kent kapısı yer almaktadır. Kapının arkasında, dörtgen planlı agora vardır. Agoranın güneydoğu ucunda 6 oturma sırasına sahip, müzik konserlerinin yanı sıra kentin idari meclisinin toplantılarının yapıldığı odeon bulunmaktadır. Agoranın kuzeybatı ucunda ise Bizans Dönemi’nde inşa edildiği anlaşılan ve dış apsis duvarları polygonal biçimde inşa edilmiş olan tek apsisli bir şapel görülmektedir. Agoranın kuzeyinde 20m. sonra tek cellalı ve mermer podyumlu bir Apollon Tapınağı kalıntısı vardır. Tapınağın önündeki yıkılmış duvar taşlarından anlaşıldığı üzere, sonraki dönemlerde oluşan tehlikeler neticesinde ikinci bir iç sur yapıldığı anlaşılmaktadır. Kalıntıların bulunduğu arazinin batı yamacında ise bugün bile halen içinde içme suyu bulunan ve antik dönemde vaftiz törenlerinin yapıldığı kutsal bir mağara görülmektedir. Mağaranın batısında, yamacın üstünde ortada üç ana bölüme sahip ve yanlarda çeşitli odalardan oluşan tabanı mozaikli bir Roma hamam kompleksi kalıntısı görülür. Hamamın güney batısında, tabanı renkli mermerlerle kaplı ve altında sarkopagların bulunduğu büyük bir bazilika vardır.


___________________________________________________________________________

ÇöL FıRtInAsI

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için


suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
eLa GöZLüM isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-25-2008, 11:24 AM   #17 (permalink)
ZoR oLaN GiTMeK DeĞiL GiDeNi BeKLeMeK
 
eLa GöZLüM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: VAN
Yaş: 20
Üye No: 26574
Mesajlar: 10.771
Teşekkürler: 1.911
1.514 Mesajına
2.121 Kere Teşekkür Edildi
Standart --->: Antalya Genel Tanitimi



ALANYA- KOREKESİON


Antalya’nın doğu sınırında, Toros dağlarının kıyıdan kuzeye kavislenerek oluşturduğu dar bir kıyı şeridinin tam ortasında, sağı ve solu tabii plajlarla çevrili 250m. yüksekliğinde ve 800 m. uzunluğundaki, denize dik inen bir yarımadanın üzerinde kurulmuş olan ilk yerleşim birimi, daha sonraları doğu sahil şeridinin başlangıcına kadar inmiştir. Bugün, Türk turizminin en önemli merkezlerinden biri sayılan yöre, muz ve narenciye plantasyonlarıyla kaplıdır. Kentin adının önceleri Luwi/Etrüsk dilinde “Uç/ Çıkıntılı Kent” anlamındaki “Korakassa/Karakassa” olduğu bilinmektedir. Daha sonraları bu ismin Helen ağzına uydurularak Korakession’a dönüştürüldüğü görülmektedir. Türk Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat, 1221 yılında Korekesion Kalesi’ni kuşatarak, kent halkından şehri teslim etmesini ister. Ancak, Türk askerlerinin sayısı, kentin nüfusunun sadece beşte biri kadardı. Sultan, kent halkına, kenti teslim etmemeleri durumunda 100.000 kişilik bir orduyla saldıracağını ve kenti yakıp yıkacağını bildirir. Korekesion Kralı ve yöneticilerine de belli bir süre verir. Sürenin dolacağı son günün gecesi, Türkler gece karanlığında binlerce keçinin boynuzlarına meşaleler bağlayarak, kale surlarının önünde toplanır. Türk ordusunun çok büyük bir kuvvetle saldıracağını düşünen Korekesion Kralı ve kent yöneticileri kenti Türklere teslim eder. Böylece Türk Sultanı Alaaddin Keykubat, tarihinin en ilginç blöflerinden birini gerçekleştirmiştir. Hitit yazıtlarında, bugünkü kentin bulunduğu yörede Karkisa isimli bir kentin varlığı anlatılmakta ve kent halkının kökeninin bugünkü güney batı Konya vilayeti sınırları içinde bulunan Kawana bölgesinden geldikleri sanılmaktadır. Iç Anadolu bölgesinden Akdenize, Kawana’dan geçerek, çay vadisi boyunca güneye inen ve Korekesion’da biten tarihi ticaret yolunun binlerce yıldır kullanıldığı anlaşılmaktadır. Pers ve Hellenistik dönemlerde, akropolun elverişli olması nedeniyle, birer askeri garnizon yerleştirilmiş, böylece askeri bir kale şeklini almıştır. M.Ö.2.yy’da Akdeniz’de ortaya çıkan başıboşlukta Diodotos Tryphon önderliğindeki korsanların eline geçmiş, bu dönemde korsanlar tarafından akropol kalede, başta saray olmak üzere çeşitli yapılar inşa edilerek, kentleşme başlamıştır. M.Ö.68’de Romalıların Akdeniz’deki korsanları kesin yenilgiye uğratmasından sonra Pamfilya eyaletine bağlı bir Roma garnizonu kaleye getirilmiştir. Kentin esas gelişmesi Bizans döneminde olup, kale tekrar kent özelliğini kazanmış, çeşitli büyüklükte bazilikalar ve şapeller inşa edilmiş, kale surları genişletilerek, üzerine büyükçe yeni bir saray binası inşa edilmiştir. Bu dönemde kentin adı da “Güzel dağ” anlamına gelen Kalonoros’a dönüştürülmüştür. 1221 yılında Türkler tarafından zapedilen kentin adı, Sultan Alaaddin’in anısına Alaiye olarak değiştirilerek, Türk Selçuklu mimarisini yansıtan çeşitli yapılarla donatılmıştır. Yarımadanın en üst noktasındaki iç kale 180 metre uzunluğunda olup, surlarla çevrilidir. Bu surlar doğu-batı yönlerinde uzatılarak, çeşitli dönemlerde büyütülmüş ve toplam 6 km.’ye ulaşmıştır. Kale surları üzerinde 80 kule ve 150 bastion bulunmaktadır. Girişten sonra hemen sağ tarafta kalıntıları görülen sarayın, moloz taşlarla, iki katlı olarak inşa edildiği sanılmaktadır. Buradan kuzeye doğru yüründüğünde, 6x 6 m. boyutlarında, kare planlı Bizans şapeli ve onun dört duvar üzerine oturtulmuş tek kubbesi ile iç yüzeyindeki freskler dikkati çeker. Buradan kale iç duvarına bitişik, dikdörtgen biçimindeki garnizon binasına ve hemen arkasında bulunan cephane deposuna/Arsenal gelinir. Bu bölümünden batı yönüne yüründüğünde, ölüme mahkum edilen esirlerin denize atıldığı dik bir yar bulunmaktadır. Yarımada, batı yönünde, bir şerit halinde denize dik inerek, 4000m. uzunluğundaki küçük bir yarımadacık oluşturur. Buna “cilvarda”denilmiştir. Yarımadacığın üzerinde, Selçuklu dönemi eseri olan bir gözetleme kulesi ve küçük bir Bizans şapeli bulunmaktadır. Iç kale içersinde görülen diğer bir kalıntı, çeşitli büyüklüklerde, yağmur sularını toplamaya yarayan su sarnıçlarıdır. Kalenin doğusunda, günümüzde Alanya’nın sembolü sayılan 1227 yılında Türkler tarafından inşa edilmiş, sekizgen planlı, üç katlı, ilk iki katında çeşitli odaların, yemekhane ve yatakhanelerin bulunduğu, üçüncü katında ise, üstü açık olan avlusunda büyük bir su sarnıçı ile 33m. yüksekliğinde, 29 m. çapında, kırmızı kesme taşlardan yapılmış Kızıl Kule karşımıza çıkar. Kızıl Kule’nin limanı korumak amacıyla yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Kulenin hemen ilerisinde, denize sıfır noktada inşa edilmiş, dikdörtgen planlı Tersane binası bulunmaktadır. Tersane binasının ön cephesi, gemilerin girişini elverişli kılan 5 adet kemere ve 60 metre uzunluğuna sahiptir. Kızıl Kule ile aynı dönemde yapıldığı anlaşılan Tersane binasının güney ucuna, dikdörtgen planlı bir koruma kulesi inşa edilmiştir. Yarımadanın batı yamacında, denizden 70m. içeride, bilim adamlarına göre 15.000 yılda oluştuğu sanılan, 18 metre derinliğindeki Damlataş Mağarası bulunur. Alanya yarımadasının batısında, kumsalda, kayalık yamaç dibinde bulunan Damlataş Mağarası, 1948 yılında tesadüfen bulunmuştur. Damlataş Mağarası, jeolojik bakımdan, Toroslardan bir fay sistemiyle ayrılan Alanya masifine ait yarı mermer, metamorfik kalkerler içinde, tektonik faktörler ve beyaz mermerlerde bulunan, fay ve kırık sistemleriyle, deniz dalgalarının hareketleri ve bol karbondioksit (CO2 ) gazı içeren satıh sularının kimyasal erimesiyle oluşmuştur. Damlataş Mağarası, daire biçiminde, 10m. çapında, 15m. yükseklikteki bir boşluğu doldurur şekilde, şahane güzellikte sarkıt ve dikitlerden oluşmuş, küçük bir salondan ibarettir. Silindirik boşluğa doğru uzanan 45m. uzunluktaki koridordan, mağara tabanını oluşturan kumsala, bir merdivenle inilmektedir. Damlataş Mağarası’nın tabanına konmuş sıralarda insanlar, günde 4 saat boyunca oturup, mağaranın havasını teneffüs ederek, kür tedavisi yaparlar. Girişten itibaren, silindirik boşluğa kadar olan kısımda, sarkıt ve dikitlerin birleşerek oluşturdukları, bol miktarda sütuna rastlanmaktadır. Mağaranın karbondioksit, azot ve radyoaktivite bulunduran havasının astım ve bronşit hastalarına iyi geldiği saptanmıştır. Mağara içindeki hava, sürekli 22 derecede olup, tabi olarak sarkıt ve dikitler oluşmuştur. Akropol tepesinin kuzeydoğu yamacında 16.yy’da yapıldığı sanılan Alaaddin Cami taş ve kırmızı tuğlalardan inşa edilmiş olup, dört yığma sütun üzerine dayanan üç adet kubbeye sahiptir. Caminin iç pencere kapakları, ahşap oyma işçiliğinin en güzel örneğini gösterir. Caminin doğu tarafında 35 metre uzunluğunda, 13 metre genişliğinde dikdörtgen planlı 26 oda ve geniş bir depodan ibaret olan Bedesten-Kapalı Çarşı yer alır. Damlataş Mağarası’nın hemen yanındaki müze 1967 yılında açılmıştır. Müzenin, dört kapalı ve bir açık teşhir salonu bulunmakta olup, yöreye ait arkeolojik ve etnoğrafik eserler burada sergilenmektedir. En önemli eser, Herakles’in bronz heykelidir. Bugün Alanya, muhteşem sahilleri ve turistik tesisleriyle dünya turizmine hizmet vermektedir. Yat limanı ve Eski Alanya çevresi restoranları ve alışveriş merkezleri ve deniz mağaraları olan Fosforlu ve Aşıklar Mağaralarına tekne turları turistleri cezbetmektedir. Ayrıca, Dim Çayı vadisinde rafting turları düzenlenmektedir. Dim Çayı üzerinde yeralan ve nehir sularına kurulu masa ve çardaklı restoranlarda otantik Türk yemekleri ve balık çeşitlerini bulmak mümkündür. Toroslar üzerindeki Gedevet ve Türbelinas Yaylalarına jeep-safari turları yapılmaktadır. Çayarası Yaylası yöre halkının av yeridir. Dim Mağarası’na, 1986 – 1989 yılları arasında MTA tarafından mağara araştırma raporu, mimari ve elektrifikasyon uygulama projeleri yapılmıştır. Mağara, Alanya’ya yaklaşık 13km. mesafede, Gazipaşa yönündedir. Bölgenin hakim formasyonu olan, permiyen yaşlı dolomitik, kristalize, yarı mermerimsi kalker içinde, kuzeybatı-güneydoğu yönlü bir fay üzerinde oluşmuştur. Mağara giriş ağzı, denizden 215m. yüksekliktedir. Mağaranın şahane güzellikteki sarkıt ve dikitler korumaya alınmıştır, toplam uzunluğu 350 m. kadardır. Mağara içinde, donmuş bir şelale manzarasını andıran oluşum, görülmeye değerdir. Dim mağarası, halen bir fosil durumunda olup, Antalya bölgesinin, biyolojik araştırma açısından önemli mağaralarından biri sıfatını korumaktadır.


___________________________________________________________________________

ÇöL FıRtInAsI

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için


suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
eLa GöZLüM isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-25-2008, 11:24 AM   #18 (permalink)
ZoR oLaN GiTMeK DeĞiL GiDeNi BeKLeMeK
 
eLa GöZLüM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: VAN
Yaş: 20
Üye No: 26574
Mesajlar: 10.771
Teşekkürler: 1.911
1.514 Mesajına
2.121 Kere Teşekkür Edildi
Standart --->: Antalya Genel Tanitimi



ALARA VE ALARA HAN

Ortaçağdan yakın zamana kadar Alaiye’den Antalya ve Konya’ya giden kervanlar, Alara Han’da konaklama yapardı. Alara Çayı’nın doğu kıyısındaki ilk düzlükte yer alan ve 38x50 metre boyutlarındaki dikdörtgen planlı Kervansaray, doğu duvarları hariç, üzerinde semboller görülen kesme taşlarla inşa edilmiştir. Han’ın üç cephesi üçgen ve dörtgen payandalarla desteklenmiştir. Kuzey tarafında, basık bir kemerle taçlandırılmış, arslan başı kabartmasıyla süslenmiş bir portali vardır. Portalin üzerindeki altı satırlık yazıtta, hanı inşa ettiren Sultan Aladdin’i yücelten birçok sıfattan sonra, 1232 tarihi verilmektedir. Portalin arkasındaki avludan yatak odalarına ve içinde mescit ve çeşmesi bulunan büyük avlaya geçilmektedir. Odaların üzerleri, ışık deliği bulunan beşik tonozla örtülüdür. Sivri kemerli eyvanlar, yolcuların akşamları oturup sohbet ettikleri yerlerdir. Tonozlu dehlizler şeklindeki ahırlar, hanı üç cepheden kuşatmaktadır. Odaların arka duvarlarına yolcuların uşaklarıyla konuşabilecekleri veya hayvanları görebilecekleri küçük pencereler açılmıştır. Handa, Selçuklu mimarisinde tek örnek olan, ön yüzüne arslan başı şeklinde oyulmuş kandil konsollar görülmektedir. Alara Han’ın girişi, Portalin her iki yanında inşa edilmiş kare planlı iki küçük kule, duvarlar üzerinde yağ mazgalları ve siperliklerle güvenlik altına alınmıştır. Hanın süslü salonu olan büyük salon, yıldız tonozla örtülüdür. Bugün, kervansaray, otantik aslına uygun restore edilmiş olup, turistik Türk Geceleri düzenlenmektedir. ALARA KALESİ, çayın vadiden çıkışında, doğu yönde 300m.lik bir yükselti üzerine, Bizans Döneminde kurulmuştur. Orta Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan geçiş yolunun kontrolü amacıyla inşa edilen bu akropol Kale, çeşitli dönemlerde haydutların eline geçmiş, yağmacılık merkezi olarak kullanılmıştır. Kale’nin içinden Alara Çayı’na inen gizli dehlizler görülmektedir. Bugün Alara Çayı’nda turistik kano ve rafting turları düzenlenmektedir. Yöre, muz plantasyonları ile ünlüdür.


___________________________________________________________________________

ÇöL FıRtInAsI

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için


suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
eLa GöZLüM isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-25-2008, 11:25 AM   #19 (permalink)
ZoR oLaN GiTMeK DeĞiL GiDeNi BeKLeMeK
 
eLa GöZLüM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: VAN
Yaş: 20
Üye No: 26574
Mesajlar: 10.771
Teşekkürler: 1.911
1.514 Mesajına
2.121 Kere Teşekkür Edildi
Standart --->: Antalya Genel Tanitimi



BELDİBİ

Antalya il merkezinin batısında 25 km uzaklıktadır. Beldibi bugün “Olympos Beydağları Sahil Milli Parkı” içerisinde yer almakta olup Reis burnundan Akyarlar’a kadar olan dört bin dönümlük ince uzun bir ova üzerindedir. Ovanın doğusunda dağlar denize çok dik iner ve uçurum şeklinde falezler oluşturur. Yüz elli yıl öncesine kadar tamamen meşe ormanlarıyla kaplı olan yöreye gelen üç aile yerleşim kurmuşlar ve daha sonra Anamurdan gelenlerle nüfus artarak Kemer muhtarlığına bağlı bir mahalle olmuştur. Kocasu kaynağının hemen yanı başındaki gölün üstünde yer alan 30-40 dönümlük arazi üzerine yayılmış bir şekilde Marma Antik Kenti’nin kalıntıları bulunmaktadır. Kalıntıların bulunduğu alan sık ormanlarla kaplı durumdadır. Antik yapı kalıntılarının bir kısmı ise yamaçta bulunan büyük bir kaya kütlesinin üzerinde yer almaktadır. Kentte kazı ve araştırma yapılmadığından pek fazla bilgi yoktur. Bilinen tek şey ise yağmacılıkları nedeni ile komşu Phaselislilerin isteğiyle M.Ö. 3.yy’da ordusuyla kışı Phaselis’te geçiren İskender tarafından cezalandırıldıklarıdır. 1973 yılında Muhtarlık ve daha sonra 1994 yılında Belde olan yerleşim doğası, narenciye ürünleri, yürüyüş yolları, günübirlik piknik alanları, turistik tesisleri ve çevresindeki alışveriş merkezleriyle bugün önemli turizm merkezlerimizden birisi olmuştur. GÖYNÜK, Beldibi’nden Kemer’e kadar uzanan, yarım daire şeklindeki bir ovadır. Kemer’in başlangıcındaki ince kumlu koyu ile Kındıl Çeşme günübirlik dinlenme yerleridir. Göynük adının Luwi/Etrüsk dilinde “Mavi göğün / mavinin birleştiği noktadaki nehir kıyısındaki verimli ova” anlamındaki Gökbük’tür. Nitekim Göynük ovası dikkatle incelendiğinde sanki gökyüzüyle birleşmiş gibi görünmektedir. Bölgenin kuzeyindeki Eski Yol denilen antik yolun Göynük’ü, Pisidia, Termessos ve Attelia’ya bağladığı anlaşılmaktadır. Antik dönemde Göynük çayı vadisi, her zaman önemli bir konuma sahip olmuş, bu yüzden Pisidialı yağmacı halkların kontrolünde kalmıştır. Platodan kıyıya inen tüccarların, kıyıyı takip ederek batıda Phasalis’e, doğuda ise Attelia ovasına geçtikleri anlaşılmaktadır. 11.yy’ın sonlarında Cuma ovası ve Altınyaka yaylalarına yerleşen Türkmen yörükleri bu yolu sahile iniş için kullanarak canlandırmışlar, daha sonraları Kemer’e bağlı bir mahalle olarak küçük bir yerleşim kurmuşlardır. Bugün Göynük sahilinde dünya standartlarında turistik tesisler yer almaktadır. Yörede alternatif olarak Göynük Çayı vadisine yapılan yürüyüş turları dikkati çekmektedir. 350m. yüksekliğinde, 6m. enindeki dar kanyon gizemlerle dolu olup, turizmin hizmetindedir. KEMER / İDYROS, Antalya il merkezinden 40km. sonra Kemer’e varılır. Yerleşim, aynı isimli koyun arkasında, Toros dağlarına kadar uzanan yine aynı isimli ova üzerindedir. Yörede 251 çeşit çiçek yetişmektedir.Mitolojik anlatımlara göre Abıhayat/Bengisu, yani ölümsüzlük suyu kaynağının Kemer körfezinin güney batı ucundaki Ağva deresinin aktığı burnun denizde kalan kısmında bir yerde olması gerekmektedir. Luwilerce, Abaawa yani “Kutsal Su Kaynağı” olarak isimlendirilen yöre, daha sonraları buraya gelen Türkmen yörüklerince aynı fonetik söylenişle “Ağva” olarak adlandırılmıştır. Yöre tarihinin milattan binlerce yıl öncesine kadar indiğini bilmekteyiz.Luwi mitosuna göre, boğa başlı, erkeklik timsali baş tanrı Adra/Toro/Toros denizde yunusların yüzmelerini takip ederken, bundan çok hoşlanır ve kendisi de Tahtalı dağından atlayarak denize dalar. Gördüğü güzel renkli balığın peşinden yüzer, Çalış Dağı’nın denize dik indiği kıyıya gelir. Burada Abıhayat/Bengisu yani kutsal ölümsüzlük suyunun kaynağını bulan Adra, sudan içerek ebedi ölümsüzlüğe kavuşur. Luwiler, bu mitostan yola çıkarak Kemer körfezinde, Ölümsüzlük suyu yakınına ana tanrıçanın erkeği Adra’nın ülkesi anlamında “Adrawana” Kutsal Tapınağını inşa eder. Büyük İskender de kutsal tapınak ve tanrı Adra/Toro/Toros’un efsanesinden çok etkilenerek, tapınağın adını Helen dilindeki fonetiği ile “Idyros” şeklinde telaffuz eder. Makedon tarihçiler de alelacele bu mitosun bir versiyonunu Büyük İskender’e uyarlarlar. Buna göre, İskender’e ahçısı “Andrea” tavada ızgara balık pişirmek ister, balıklar birden canlanıp, yüzerek kaçar. Aşçı da balıkların ardından suya dalar ve Abıhayat/Bengisu yani kutsal ölümsüzlük su kaynağına ulaşarak, ölümsüzleşir. Toros mitosu, her dönemde özelliği ve kutsallığı korunarak, dönemin şartlarına uyarlanır. Buradan, Antik kentin sadece Anadolu’da değil tüm Akdeniz ülkelerine tanınan büyük kutsal bir Adra tapınağına sahip olduğunu anlamaktayız. Adra Tapınağı, sonraları Toroslardan inen sel sularının katıldığı Ağva Çayı’nın çok sık taşmasıyla yıkıma uğramış ve alüvyon topraklar altında kalmıştır. Zamanla tamamen bataklığa dönüşüp sivrisineklere terkedilen tapınağın bulunduğu Kemer ve Ağva ovaları, 1800’lü yılların sonlarında Teke Yörükleri tarafından Eskiköy adıyla ıslah edilmiştir. Ancak tekrar dağlardan gelen seller nedeniyle yıkılan köyün yerinde bataklık bir göl oluşmuştur. Yöre 1916-1917 yılları arasında Toros yaylalarından gelen yörükler tarafından tekrar kurulmuştur. Köyü korumak amacıyla Kızılcık dağının eteklerine taşdan duvar şeklinde bir koruma kemeri örülmüştür. Bu duvar, bir kemere benzetilerek kurulan köy daha sonraları Kemer adı ile anılır olmuştur, 1992 yılında ise belde olmuştur. Kemer halkı zamanla Kemer ve Ağva ovasındaki bataklıkları ıslah etmiş ve ünlü Kemer portakalını yetiştirmişlerdir. Daha sonra bölgede turizm potansiyeli hızla gelişmiştir. Kemer Ayışığı Koyu üzerinde yörük yaşam tarzının etnoğrafik özelliklerini taşıyan Yörük Parkı günübirlik tesis ve restoranları görülmeye değerdir. Şehircilik konusunda tüm alt yapıları ile birlikte yeniden planlanan Kemer, dünyaca ünlü turistik tesisleriyle, önemli turizm merkezlerinden birisi olmuştur. Kemer Beycik Yaylası, nem oranının düşüklüğü, serin havası ve doğal güzellikleri arasında inşa edilen tesis ve villalarla dağ dinlenme yerine dönüşmüştür. “Anatolian Rally” Kemer’in yaylalarında spor safari aktivitesi olarak 2000 yılından beri yapılmakta olup, Dünya Rally Şampiyonası Takvimine “Rally of Turkey” adıyla girmiştir. Toros Dağları’nın doğal güzellikleri arasında Ovacık-Konyaaltı-Kemer-Phaselis-Olympos-Myra-Simena-Aspendos–Perge güzergahlarında 18 özel etap parkuru olup, toplam 1300km. kapsamaktadır. Üç ayak üzerinden yapılan rally’nin, toprak parkurda 380 km. lik özel etabı vardır. Her yıl Kemer’de “Altınlar Turizm Karnavalı” ve Beydağları üzerindeki yaylarından Söğütcuması, Gödene ve Belen üzerinde her yıl “Yeşilyayla Yağlı Pehlivan Güreşleri”düzenlenmektedir. Aynı yayla üzerinde turistler için jeep-safari turları düzenlenmektedir. Ayrıca, Kemer –Kuzdere –Karataşlar -Sapandere- Aslanbucak güzergahlarında eşsiz doğal güzellikler arasında turistik yürüyüş turları gerçekleştirilmektedir. Kemer –Ağva Burnu ise, sualtı dalış için mükemmel imkanlar sağlamaktadır. Kısacası ölümsüzlük kaynağının yanıbaşında kurulan Kemer, bugün dünyanın dört bir yanından gelen turiste yüksek standartlı turistik tesislerinin kapısını açmakta, eksiksiz dostluk ve sevgi gösterileri ile alışveriş imkanları sunmakta, muhteşem doğa gezileri ile onlara ölümsüz anılar ve güzellikler bahşetmektedir. ÇAMYUVA, Kemer yerleşiminin batısında Ağva Deresi’nin suladığı dar bir ovadır. Bugün, muhteşem turistik tesisleriyle bir turizm merkezidir. Ağva doğal limanın en büyük özelliği 1917 yılında, I. Dünya Savaşı’nda Paris II ve Aleksandra savaş gemilerinin batırıldığı yerdir. KİRİŞ, Kiriş aynı isimli doğal koyun mavi denizin çam ormanlarıyla kucaklaştığı bir koy olup, bugün dünyaca ünlü turistik konaklama tesislerine sahiptir. Kiriş – Çamyuva ve Kemer arasında, orman içinden, sahilden yürüyüş yolları vardır.


___________________________________________________________________________

ÇöL FıRtInAsI

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için


suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
eLa GöZLüM isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 02-25-2008, 11:25 AM   #20 (permalink)
ZoR oLaN GiTMeK DeĞiL GiDeNi BeKLeMeK
 
eLa GöZLüM - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2007
Nerden: VAN
Yaş: 20
Üye No: 26574
Mesajlar: 10.771
Teşekkürler: 1.911
1.514 Mesajına
2.121 Kere Teşekkür Edildi
Standart --->: Antalya Genel Tanitimi



PHASELIS / TEKİROVA

Antalya’dan sahil yolu boyunca Finike yönüne gidilip, 60. km’den sonra 2 km daha denize doğru inildiğinde Phaselis antik kentinin bulunduğu yarımadaya varılır. Kent, üç küçük koylu bir yarımada üzerinde kuruludur. Etrafı çam ormanlarıyla kaplı antik kentte makiler, Akdeniz çiçekleri, okaliptüs ve oleander ağaçları dikkat çeker. Kentin kuzey limanı kumsalı caretta kablumbağalarının doğal yumurtlama alanı olup, koruma altındadır. Kent adının Luwi dilinde “Deniz Kentçiliği” anlamındaki “Phasala/Paassala olduğu sanılmaktadır. Nitekim deniz ticareti yapan Fenikeliler kente “Tanrının esirgediği deniz kenti” tanımlamasını yapmışlardır. Yörenin tarihinin M.Ö. 4000’li yıllara kadar indiği yöredeki Luwi özelliklerinden anlaşılır. Dağların 900 m. yüksekliğinde kurulu Termessos’ta dağ yamaçları boyunca, kaya yamaçları içine oyulmuş kanallardan Phsalaa’ya şarap ve zeytinyağı gibi sıvı ürünler akıtılırdı. İzleri bugün bile seçilebilen kanallarla akıtılan sıvı ürünler, limanda anfora ve testilere doldurulup, gemilerle Akdeniz ülkelerine gönderilirdi. Ayrıca kentin bulunduğu yörede yetişen sayısız Akdeniz çiçeklerinin ünü tüm antık dünyaya yayılmıştı. Parfüm ve çiçek yağları üretilip ihraç eden kent, bugünün Paris’i gibiydi. M.Ö.12.yy.’da Truva savaşından dönen Anadolu halkının göçüyle nüfusu artan bu küçük liman kentine, M.Ö. 690 yıllarında Rodoslular katılmış ve esas kentleşme başlamıştır. Helen kültür öğelerinin günlük yaşamda ön plana çıkarılmasıyla, kentin Rodostan gelenlerce kurulduğu ifade edilmiştir. Ama bunun doğru olması mümkün değildir. Çünkü kolonistler nereden gelirse gelsin, Anadolu kıyılarında hangi kente göç ederlerse etsinler, Anadolu halkının daha önce kurduğu kentleri karşılarında bulmuşlardır. Bu yüzden Helenli tarihçilerin anlattığı gibi; Phaselis’in üzerinde kurulduğu yarımadanın, Rodoslu kolonistlerce yöredeki bir çobandan kurutulmuş balık karşılığında satın alındığı anlatımı gülünçtür. Bu uydurmaca alay konusu olmuş, “olmayacak duaya amin demek” anlamında yalanını onaylat karşılığı “Phaselis usulü kurutulmuş balık kurban et” deyimi kullanılmıştır. Antik dönemin ünlü Phaselisli düşünürü filozof Teodectes’dir. Ayrıca, tarihte Phaselisliler cimrilikleriyle ünlüdürler. Makedon kralı Büyük İskender’in kente gelişine kadar, Pers egemenliğinde kalan Phaselis bu işgal döneminde de deniz ticaretine devam etmiştir. Sonraları Likya Birliği içerisinde görülen Phaselis, M.Ö 1.yy’da korsanların istilasına uğramış, sonra Roma İmparatorluğu sınırlarına dahil edilmiştir. Bu dönemde, liman kenti özelliğini koruyup, gelişen kent, Bizans döneminde tekrar korsanların eline geçmiş, M.S. 7. yüzyıldan sonra da Arap akınına uğramıştır. Bataklık haline dönüşen ovayı, sivrisinek ve eşekarılarının işgal etmesiyle, önemini yitirmiş ve boşaltılmıştır. Uzun yıllar terkedilen yöreye 12.yy’da gelen Türkmen Yörükleri, kalıntıların 2 km kuzeybatısında bataklıkları ıslah ederek tarım arazileri açmışlardır. Bugün antik kentin kalıntıları genelde harap durumdadır. Yarımada üzerinde kuzey, güney ve doğu yönünde liman olarak kullanılan tabi üç koy bulunmaktadır. Kuzey ve güney limanları birbirine bağlayan, tabanı taş bloklarla döşeli, sağlı ve sollu sütunların bulunduğu kolonel cadde kentin en işlek yeriydi. Bu caddenin orta yerinde yuvarlak şekilli Agora meydanı, batı ucunda iki katlı olduğu sanılan, Bauleterion Belediye Sarayı yer almaktaydı. Meydanının doğu ucunda soğuk ve sıcak su havuzlarının bulunduğu, yerden ısıtma hypocaust sistemle çalışan Roma Hamamının kalıntıları vardır. Buradan akropole doğru çıkıldığında, M.Ö. 4yy’ izleri taşıyan ve 20 caveaya sahip tiyatro görülür. 3 bin kişi kapasiteli tiyatronun biri küçük toplam üç oyuncu kapısı bulunmaktadır. Binanın yüzü mermer relyöflerle kaplı olup, en üstte eğlence tanrısı Baküss’un heykeli bulunduğu sanılmaktadır. Geç Roma devrinde arenaya dönüştürülen tiyatroda, seyircileri yırtıcı hayvanlardan korunmak için, sahne binasının alt odalarına kafesler yapılmıştır. Akropolün doğu yamacında Phaselis’in baş tanrısı Athena Poltas ve Ticaret Tanrısı Hermes’e ait iki tapınak kalıntısı görülmektedir. Kuzey yönden girişte büyük kısmı yıkılmış zafer takı şeklinde inşa edilen giriş kapısının, Roma İmparatoru Hadrian’ın kenti ziyaretinde anısına yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu kapının hemen bitişiğindeki su kanalları 25 km. uzaklıktaki Tahtalı dağından kente su getirmekteydi. Ayrıca yağmur sularını toplamaya yarayan çok miktarda su sarnıcı bulunmaktadır. Kentteki iki nekropolde, çeşitli lahitler, lahit kapakları ve üzerlerine işlenmiş eros ve aslan figürleri dikkati çeker. Kentteki kazılarda ortaya çıkartılan kalıntılar Antalya Müzesinde sergilenmektedir. Bugünkü Tekirova yerleşim birimi dünya standartlarındaki tesisleri ve alışveriş merkezleriyle turizm merkezi haline gelmiştir.


___________________________________________________________________________

ÇöL FıRtInAsI

Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için


suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
eLa GöZLüM isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Cevapla
Anahtar Kelimeler:



Konu Araçları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Gaziantep Genel Tanitimi eLa GöZLüM Güney Dogu Anadolu 21 06-24-2008 01:25 AM
Mersin Genel Tanitimi eLa GöZLüM Akdeniz ve Dogu And 11 03-06-2008 06:27 PM
Adana Genel Tanitimi eLa GöZLüM Akdeniz ve Dogu And 22 02-25-2008 11:16 AM
Osmaniye Genel Tanitimi eLa GöZLüM Akdeniz ve Dogu And 11 02-25-2008 10:53 AM
Karamanmaraş Genel Tanitimi