|
|||||||
| Akdeniz ve Dogu And Holiday in Turkey Akdeniz ve Dogu Anadolu Bölgelerine Ait Tatil Mekanları Tukey İn Holiday |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#21 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
CHIMAERA / ÇIRALI
Olympos Antik Kentinin kuzeydoğusunda, denizden 250m yüksekteki yer Türkler tarafından “Yanartaş/Çıralı” olarak adlandırılır. Serpanten arazi ve kalkerli kayaların birleştiği yerlerde tektonik yer sarsıntıları sonucu oluşan çatlaklardan çıkan ve % 46 hidrojen, % 34 metan bileşiminden oluşan yanıcı gaz nedeniyle yöreye Yanartaş adı verilir. Mitolojiye göre, Luwi Beyi Glaukos’un oğlu Bellerophon kanatlı at Pegasos’a sahip olmak ister. Tanrıça Athena ona altın bir dizgin hediye eder ve dizgini Pegasos’a vurduğunda, atın kendisine ait olacağını söyler. Bellerophon Pegasos’u bularak, dizgini başına geçirir. Böylece uçmaya başlar ve göklere hakim olur. Yanlışlıkla çok sevdiği bir arkadaşını öldüren Bellerophon çok üzülür ve dünyayı dolaşmaya başlar. İyilere yardım eden kahraman, Finike’ye geldiğinde halk, “Chimaera adlı, aslan başlı, keçi vücutlu, yılan kuyruklu ve ağzından ateşler saçarak çevresindeki köyleri yakan canavarı öldürmesini ister.” Bellerophon, uçan atıyla Chimaera’yı öldürür ama ağzından çıkan ateşi söndüremez. İşte Olympos meşalesinin ateşlendiği yer burasıdır. Olayın anısına insanlar, olimpiyatların da başlangıcını oluşturan şenlik ve festivaller düzenler. Bellerophon, İdyrosa gidip, ölümsüzlük suyundan içmek istediğinde, akıllı bir hayvan olan Pegasos uçmak istemez. Bellerophon ısrar edince de onu sırtından atar. Atını kaybeden Bellerophon ölüne dek insan arasına karışmadan tek başına dolaşır. Yörede dikkat çeken antik kalıntı, içinde papazların ikamet bölümleri ve kiliselerin yer aldığı Bizans Ortodoks Bazilika kompleksidir. Güneyindeki merasim ve kabul alanının büyük yekpare blok taşlardan yapılmış olması burada Ateş Tanrısı Tapınağının varlığını anlatır. “Ateş Yolu” olarak tanımlanan antik yoldan devam edildiğinde bir büyük ve iki küçük yanar daha görülür. Yukarıda, yol ikiye ayrılır, batıdakine Kutsal Merasim Yolu denir. 15 km doğuda ise 800 m yükseklikte Göktaş Kalesi bulunur
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#22 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
OLYMPOS / YAZIR KÖYÜ
Antalya il merkezinden 75. Km. batıda Musa Dağı’nın yamaçında ve aynı isimli çayın denize kavuştuğu yerde “Olympos-Beydağları Milli Parkı” içindedir. Kentin adının kökeninde Luwi/Etrüsk dilinde “Aluamapa /Oluamapa/ Olyamapa’dır. Luwi dilinde “Alu’nun çeşitlemesi olan “Olu’nun Işık/güneş anlamında, “Ama” sözcüğü ise Luwi ve Hitit dilinde “anne” demektir. “Pa” sözcüğünün su/dere/göl olduğunu bilmekteyiz. Bütün bunlardan kentin adının “yüce ışık ananın/Gök ananın kutsal su kaynağı” olduğunu anlıyoruz. Nitekim bugün de Olympos çayının kaynağı aynı çağrışımla “Gökpınar” olarak isimlendirilmektedir. Ayrıca Luwi dilinde yaban inciri anlamında “olyntos” kelimesi kullanılmaktaydı. Patara’da bulunan Stadiasmus yol anıtında Olympos kenti Musa Dağı’nın eteğinde gösterilmektedir. Bugünkü deniz kenarındaki kalıntıların bulunduğu yer ise Korykos’tur. Nitekim, Olympos adı tüm antik dönemde yüksek dağ ve akropollere verilmiştir. Likya Birliği içersinde yeralan ve M.Ö. 75.yy’da yıkılan dağdaki Olympos kentinin halkı, kıyıya inerek M.Ö. 78’de Romalı İsauricus’un korsanları kesin yenilgiye uğratmasından sonra Roma topraklarına katılmıştır. Roma döneminde deniz ticareti gelişmiştir. Bizans döneminde, piskoposluk merkezi olmuştur. Osmanlılar döneminde kent, özelliğini yitirmiş, sel baskınları nedeniyle halk yöeyi terk etmiştir. Limanın güneyindeki 8 bin kişilik tiyatronun, bugün cavealalarının bir kısmı ve tiyatro giriş yeri ayaktadır. Tiyatro Bizans döneminde açık hava Ortodoks bazilikası olarak kullanılmıştır. Roma Hamamının kalıntıları ve nehrin güney kıyısında dikdörtgen planlı, geniş kemerli pencerelere sahip bir Bizans Kilisesi kalıntısı görülür Nehrin güneyindeki ana nekropolünde, 200’ün üzerinde yazılı mezar bulunmaktadır. Son kazılarda Liman Anıtsal Mezarı olarak adlandırılan 2 sarkopag ortaya çıkarılmıştır. Bugün yöre, eşsiz güzellikteki plajı ve doğaya uygun küçük konaklama tesisleri, restoranları, yörük tipi bungalov ve ağaç üzerindeki çardak evleriyle turistlerin gözdesidir.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#23 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
ADRASAN/ÇAVUŞKÖY
Adrasan yerleşimi, Antalya’dan 90 km. batıda aynı isimli körfezin kuzey ucundadır. Batıda Kuz Dağı ile Şapşal Dağları, kuzeydoğuda Musa Dağı ile çevrilmiş, denize dar bir vadiyle bağlanan düz bir alüvyon ova üzerinde yer almaktadır. Bu ovanın denizle birleştiği noktada oluşan Adrasan Koyu doğal bir liman özelliği göstermekte olup, antik dönemden beri Olimpos Kentinin gemilerinin emniyetle barındığı bir liman olarak kullanılmaktadır. Bugün koruma altında bulunan Doğal Körfez ve yöre, doğaya uygun küçük otel, motel ve ev pansiyonculuğu ile turizmin hizmetindedir. Adrasan adının Adra/Odra/Toro/Toros yani “Boğa Ülkesi” anlamında Luwi/Etrüsk dilinde “Adrasawana”kökeninden geldiği bilinmektedir. Antik Adrasan’ın koruma kalesi kalıntısı güney yönünde, diğer kalıntılar ise doğu yöndedir. 11.yy’da yöreye Türkler iskan edilmiş bir köy, zamanla gelişerek belde olmuştur. Yöre, doğal yürüyüş turları için ideal olup, golf alanı olarak projelendirilmiştir. Adrasan doğa koruma alanı içinde bulunmaktadır.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#24 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
LIMYRA/TURUNÇOVA
Finike ovasının kuzey doğusundaki Zengerler Köyü’nde ve dağ yamaçlarında antik Limyra Kenti’nin kalıntıları görülmektedir. Limyra adı, Luwi/Etrüsk dilinde “Işık/Ay-Güneş Ana” anlamındaki “Luamira”dan gelir. Tarihi Luwi dönemine kadar inmektedir. Burada Güneş Ana adına kutsal bir tapınma merkezinin olduğu anlaşılmaktadır. M.S.2. yy’a ait 8 bin kişilik tiyatronun, 28 caveası bulunmakta olup, bugün üst kısmı yıkılmıştır.Tiyatronun önünde, çeşitli Roma yapı kalıntılarının bulunduğu Agora’nın üzerinde bugün fazla bir şey yoktur. Limyros çayı yanında Bizans dönemine ait bir bazilika ve rahip sarayı ile kaya bir podyuma oturtulmuş Gaius Caesar’ın anısına yapılan Heroon vardır. Limyra Antik Kenti Nekropol’ü, üç kısımda incelenebilir. Birinci kısımda kaya oyma mezarları, ikinci kısımda lahitli sarkaphoglar, üçüncü kısımda ölen yüksek dereceli kişiye ait bilgilerin bulunduğu sarkophağın konulduğu anıt mezarlar vardır. Tiyatrodan dağa doğru çıkıldığında 300 m yükseklikte akropole gelinir. Bugün yöre narenciye deposu durumundadır. FİNİKE, Antalya’nın batısında aynı isimli ovanın güneyinde kurulu ilçede, son zamanlarda gelişen turizme paralel, limanı da genişleterek, yat limanına dönüştürülmüştür. Kilometrelerce uzunluktaki sahili ve elverişli ikliminin yanısıra yeni inşa edilen konaklama birimleriyle önemli turizm merkezi olmaya adaydır. Finike ovası Kaledonya burnuna 30 km uzunluğunda, denizden Toroslara 10 km derinliğindedir. Ovada narenciye, seracılık yapılır. Finike portakalı dünyaca ünlüdür. Yerleşim yeri Alacadağın, Finike ovasına kıyıya dik indiği ve kıyının dağla birleştiği noktadır. İlçenin dağlık yerlerinde çam ormanları, maki toplulukları, sulak kısımlarda okaliptüs ve oleandar ağaçları vardır. İlçenin Türkler tarafından kurulmuş bir yerleşim birimi olduğu bilinir ve adının Finikelilerle ilgili olduğu sanılmaktadır. Alacadağ eteklerinde rastlanılan birkaç kaya mezarı kalıntısı bunu doğrulamaktadır. İlçenin bulunduğu yerde Likyalılara ait bir liman karakolunun bulunduğu sanılmaktadır.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#25 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
ARYKANDA / ARİF
Antalya’nın batısında Finike’nin kuzeyinde, Arif Köyü’ne yakın bir ören yeridir. Arykanda’nın görülebilecek kalıntılarına yarım saatlik bir yürüyüşten sonra ulaşılır. Kentin, Luwi/Etrüsk dilinde adının “Sunak yerine sahip Halk” anlamında “Arukawanda / Aruwawanda”olduğu bilinmektedir. Bir akropol kent olan Arykanda, Likya, Pers, Makedon, Ptolemaioslar, Seleukoslar ve Rodos egemenliğinden sonra M.S. 43’de Roma’ya bağlanmıştır. Bizans Dönemindeki büyük bir depremden sonra kent, Ortaçay isimli yöreye taşınmıştır. Bugün, antik Arykanda’dan kalan en önemli eser, M.S. 2 yy.’da doğal zemine oturtularak inşa edilmiş, 20 cavealı tiyatrodur. Tiyatroda her yıl Klasik Müzik Konserleri düzenlenmektedir. Tiyatronun önünde tabanı mozaiklerle kaplı portikoya sahip bir odeon, batı yönünde bouleterion, gymnasium, Roma hamamı kalıntıları bulunmaktadır. Kentin doğu nekropolünde Likya tipi sarkopaglar, ev tipi üzerleri frizlerle süslü mezar odaları bulunmaktadır. Kaya mezarları ise batı taraftadır. Yöre, Arykanda su kaynağı ile ünlüdür
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#26 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
MYRA /DEMRE-KALE
Teke yarımadasının güneydoğu ucunda yer alan Demre ovası, Akdağ eteklerinden doğup, Kasaba ovasının topraklarını taşıyarak denize ulaşan Demre çayının getirdiği alüvyonlarla oluşmuştur. Toros Dağlarının kuzeye doğru kavislenip, kıyıya yönelmesiyle oluşan, yarımdaire şeklindeki Demre ovasının dağ yamacı ile birleştiği noktada kurulan antik kent Myra’nın kalıntılarına ilçe içinden geçilerek ulaşılır. Demre bugün başta St. Nikolaus Kilisesi olmak üzere benzersiz kaya mezarları ve harikulade sahiliyle bölgenin en önemli turistik merkezlerindendir. Kentin adının Luwi/Etrüsk dilinde “Yüce Ana Tanrıça’nın Yeri” anlamında “Maura” olduğu anlaşılmaktadır. Bu ad önce “Mura” sonra da Myra’ya dönüşmüştür. Ayrıca Myra adı eski Gök-Köktürk yazılımı ile anlamlı bir biçimde okunabilmektedir. Buna göre Myra’nın adını “Amay yeri”olarak okunabileceği ve “Amay Ana- Ulu Ana yeri” anlamına geldiği görülmektedir. Demre ovasını kuzeybatıdan çevreleyen dağların denize bakar durumundaki yamacının üzerinde antik akropol kentin kalıntıları görülmektedir. 200m. yükseklikteki akropolun surları, Kyklop türü taşlarla inşa edilmiştir. Likya dilindeki yazıtlarda Termilia olarak bahsedilen yöre tarihinin İ.Ö.birkaç bin yıl öncesine indiği anlaşılmaktadır.. M.Ö.7. yy’da Likya birliğinin kurulmasıyla kent halkı akropolden inip, bugünkü antik kent kalıntılarının bulunduğu ovaya yerleşmiştir. Myra üzerinde ana tanrıça betimlemesi olan ilk sikkesinin M.Ö. 4 yy.’da basmıştır. Likya birliğinin üç oya sahip başlıca kentlerinden Myra M.Ö.300. yy’a kadar Pers işgalinde kalmış, sonraları korsanların eline geçmiştir. Bugün kurumuş Myra Çayı’nın kentin içinden geçerek, Akdeniz’e döküldüğü yerde Andriake adıyla bir liman yerleşim birimi kurulmuştur. Nehrin yatağının gemi ulaşımına elverişli olmaması nedeniyle nehre giren gemiler Myra kenti içerisine kadar ulaşabilmişlerdir. Böylece deniz ticareti çok gelişen kent, çeşitli dönemlerde istilalara muruz kalmıştır. Bu sebeple de esas ana kent olan Myra’yı korumak amacıyla Andriake limanındaki nehir ağzına tehlike anında düşman gemilerinin girişini engellemek için kalın zincirler gerilmiştir. M.Ö. 42’de Romalı Lentulus’un bu zincirleri kırması sonucunda kent Romalıların eline geçmiştir. Myra, Pax Romana döneminde çeşitli yapılarla donatılarak en parlak düzey erişmiştir. M.S. 2.yy’da ve Bizans Döneminde Metropollüğe yükselen kent önemli bir Hristiyanlık merkezi olmuş, 4.yy’da yaşayan St. St. Nicholaus isimli psikoposun çalışmalarıyla büyük bir üne kavuşmuştur. St. Nicholaus un burada ölmesi üzerine adına bir kilise inşa edilmiştir. 7. ve 9.yy’da Arap akınlarıyla hasara uğrayan kent, bir süre Arapların işgalinde kalmış, II.yy sonlarında yöreye gelen Türkler, Myra Antik Kentinin önündeki düz ovaya yerleşerek, bugünkü Demre ilçesini kurmuşlardır. Bugün Demre narenciye ve seracılık merkezidir. Antik kentin kalıntıları ilçenin Kocademre adı verilen 1 km kuzeyindeki bölgededir. Kalıntıların bulunduğu alanda ilk dikkati çeken tiyatrodur. Daha önce varolan küçük tiyatronun kalıntıları üzerine M.S.2.yy’da tekrar yapıldığı anlaşılan 110 m çapında Tiyatro, Roma dönemi mimari özellikleri taşımaktadır. Tiyatronun önünde, Demre çayının kenarında dor nizamı sütunlarla çevrili olan büyük bir Agora’nın bulunduğu sanılmaktadır. Tiyatro meydanı olarak da kullanıldığı sanılan Agora meydanı bugün tamamen alüvyonların altındadır. Tiyatro sıraları akropol tepesinin yamacına yapılmış olup, sahne binasına eş yükseklikte içinde taş merdivenlerin yükseldiği iki adet vomitoren seyirci giriş yerleri görülür. Buralardan tiyatroya giren seyirciler diazomaya gelmekte, diazomadan tekrar dikey taş merdivenlerle aşağıdaki ve yukarıdaki cavealarla ulaşmaktaydılar. Cavealar 3 m genişliğindeki bir diazoma ile ikiye bölünmüş olup alt tarafta 29, üst tarafta ise 9 sıra halindedirler. Diazomanın tam ortasında apsise denk gelen noktadaki duvarda Şans Tanrıçası Fortuna’nın bir rölyefi bulunmaktadır. Bu rölyeften çizilecek olan bir apsis tam orchestranın orta noktasına gelmektedir. Orchestra ile cavealar arasına Geç Roma döneminde 2 m yüksekliğinde taş bir koruma duvarının yapılmış olması, Tiyatro’nun bu dönemde gladyatör ve vahşi hayvan mücadeleleri için bir Arena olarak da kullanıldığını göstermektedir. Sahne binasının iki katlı olduğu ve ön yüzünün 1. katının iyon nizamı sütunların arasında kemerli nişlerin zengin bitki rölyefleriyle bezenmiş mermer tabakalarla kaplı olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca sahne binasının podyumunun alt kısmı tiyatro maskeleri rölyefler ve çeşitli bitkilerle süslü frizlerle süslenmiştir. Tiyatro girişinde, M.S. 141’de büyük deprem neticesinde yıkılan tiyatronun Rodiapolisli Opramoas tarafından finanse edilerek yeniden inşa edildiğini anlatan bir yazıt bulunmaktadır. Tiyatronun güney girişinde yerde bulunan bir yazıtta ise kentin ithalat ve ihracat şartlarını anlatan bir obelisk yer almaktadır. Tiyatronun hemen kuzeyinde yer alan akropol surlarının temelinin çok eski zamanlara dayanmasına rağmen, üst tarafının M.Ö. 6.’yy’da tekrar inşa edildiği anlaşılmaktadır. Polygonal sistemle kesme taşlardan yapılmış olan surların batı yakasında 4 m genişliğinde 9 m yüksekliğinde eski şehir kapısı görülmektedir. Kapının her iki yanında kuleler inşa edilmiştir. Akropolün doğu yamacında ise 20 km uzunluğunda aquadukt kalıntıları görülür. Bu aquaduktun kuzeyindeki yaylalardan yer yer kayalar oyularak inşa edilmiş olan su kanalları bağlantılarıyla kente taze su getirdikleri anlaşılmaktadır. Myra antik kent çevresi antik dönemde liman bağlantısı Andriake’ye kadar çeşitli noktalardan ve Demre çayı boyunca çok sayıda sularla korunmuş ve belirli noktalarla koruma ve gözetleme kuleleri inşa edilerek, nehir ticareti koruma altına alınmak istenmiştir. Antik Myra kentinin bugün görünen en önemli kalıntıları dünyada eşi bulunmayan Likya tipi Kaya mezarlarıyla dolu Nekropol’dür Likyalılar, insanların öldükten sonra ruhlarını uçan bir melek tarafından alınarak sorgulanmak üzere önce göklere daha sonra da yeraltına Hades isimli cehenneme getirileceğine inandıkları için ölülerini hep yüksek kaya podyum üzerlerine konulmuş olan sarkopaglara veya dağların yüksek noktalarında kaya yüzeylerine oyulmuş olan kaya mezarlarına koymuşlardır. Myra’da da görülen bu kaya mezarlar, doğu yönünde dik bir yamaca yapılmışlardır. Ön cepheleri bir ev şeklinde inşa edilmiş olan bu mezar odaları bir veya birkaç odalı olmakta ve ölüler oda içerisinde yine kayadan oyma bir podyum üzerine sevdiği eşyaları, takıları, elbiseleri ve yiyecekleri ile birlikte konulmaktaydılar. Kaya mezarının tek bir girişi bulunmakta ve bu giriş de büyük bir taş ile kapatılmaktaydı. Kaya mezarları yüzeyinde ölenin sağlığındaki mesleği ile ilgili rölyefler bulunmaktadır. Mezarlardaki yazıtların hepsi Likya dilinde yazılmış olup, mezar araları taş merdivenlerle birbirine bağlanmıştır. En yukarıda bulunan ve cephesi sütunlu bir tapınak şeklinde oyulmuş bir Kayamezarı, rölyefleri bakımından dikkati çeker. Burada ölenin aile bireyleri, karısı ve çocukları dönemin kıyafetleriyle ve kendisi de savaşçı elbiseleriyle stilize edilmektedir. Kişinin yaşamından çeşitli enstanteneler anlatılmaktadır. Batı yönünde bulunan üzerinde iki savaşçı rölyefinin işlenmiş olduğu bir kaya mezarına gelinir. Burada arkadaki savaşçının sağ elindeki bir kalkanla önündeki bir askeri kovalaması enstantenesi yer almaktadır. Tiyatronun doğusunda üç kemerli yüksek odalı 36 m genişliğinde ve girişte büyük bir kemerli kapıya sahip tuğladan inşa edilmiş üç bölümden oluşan Hamam kalıntısı görülmektedir. Kalıntıların bulunduğu yörede otantik yöre hediyelik eşyalarını satan dükkanlar, kafeteryalar ve restoranlar bulunmaktadır. ST. NICHOLAUS – NOEL BABA, M.S. 300 yıllarda Patara’da doğan St. Nicholaus, Myra şehrinde psikoposluk yapmış ve burada ölmüştür. Yaşadığı dönemde çeşitli mucizeler yarattığına inanılan St. Nicholous’un denizcilerin, tüccarların, fakirlerin, düşkünlerin ve en önemlisi çocukların en büyük koruyucusu ve kollayıcısı olduğu kabul edilmiştir. Bugün bile her yılbaşında tüm Hristiyanlık dünyasınca çocuklara hediyeler getirdiğine inanılmaktadır. Batı dünyasında o ülkenin coğrafi yapı özelliklerine göre benimsenen Noel Baba, Skandinav ülkelerinden Ren Geyiklerinin çektiği bir kızakla çocuklara hediye getirirken, Akdeniz ülkelerinde ise kırmızı kurdelalı elbisesi ile kapıdan ve bacadan girerek hediye getirir şekillerde tasvir edilmektedir. Aslında, 25 Aralıkta yapılagelen bu Noel kutlamalarının kökeni çok eksik zamanlara ait olup “Görülmeyen Güneş’in /Amon-Ra’nın Doğuşunu kutlayan bir putperest bayramı olduğunu belirtmeliyiz. Nitekim, Latince “Natalis İnvecni Soli” adı altında kış başlangıcı ayinleri M.S. 3.yy’la kadar bu nitelikte sürmüş ve bu çağdan sonra Hıristiyan dinine mal edilmiştir. Özünde hümanist bir piskopos olan ve insan sevgisini ön plana çıkaran bir yaşam biçimini benimsediği anlaşılan St. Nicholaus zengin bir ailenin çocuğu olarak Patarada doğmuştur. Annesi ve babası kentin en zengin ve en kuvvetli dini inanca sahip bir aile idi. Bebekken küvette yıkandığında dik olarak duran St. Nicholaus , annesinin sütünü sadece Çarşamba ve Cuma günleri emmiştir. Gençliğinde arkadaşları gibi sokakta aynamak yerine düzenli olarak kiliseye gitmiş ve kutsal yazıyı öğrenmiştir. Daha sonra ise Xanthos’daki manastırda teoloji öğrenimi görmüştür. Annesi ve babasının ölümünden sonra tanrı adına insanlara ne gibi iyilikler yapacağını düşünerek hayatını bu yola adamıştır. Bir gün Myra’da komşusunun evinin önünden geçerken duydukları kendisini etkilemiş ve ilk iyiliğini dini bütün yoksul aileye yapmıştır. Anlatılanlara göre, ailenin üç kızı çeyizsiz evlenemeyeceği için yoksul baba çaresiz bir durumdadır. Bu durumun kendi günahından kaynaklandığını düşünen ve gece gündüz Tanrı’ya dua eden babaya, kızlarından herbiri kendisini esir pazarında satıp, diğer kardeşlerine bu yolla çeyiz parası temin etmeyi öneriyordu. Bu tartışmayı duyan St. Nicholaus pencereden bir kese altın atmış ve böylece yoksul aileye yardım etmiştir. Ertesi akşam yine pencereden ikinci bir kese altını daha atan St. Nicholaus arkasından koşarak kendisini gören ve hemen ayaklarına kapanan yoksul komşusuna bundan kimseye bahsetmemesini istemiştir. Bu arada Myra’daki kilisede piskoposluk seçiminde, fazla aday olduğu için bir karar verilememektedir. Kilise heyetinin en yaşlı temsilcisi bir gece gaipten bir ses duymuş ve bu ses, kendisine sabahki ayine kilise kapısından girecek ilk kişinin adının St. Nicholaus olduğunu ve bu kişinin piskoposluk makamına getirilmesi gerektiğini söylemiştir. Nitekim sabahki ayine ilk St. Nicholaus gelmiş ve piskoposluk koltuğuna oturmuştur. Piskoposluğu sırasında insanlar arasında bir ayrım gözetmemiş ve herkese eşit davranmıştır. Tavsiyeleri ikna edici, çabuk ve yumuşak bir ses tonuyla söylemiş, hayatını gece gündüz ibadetle geçirmiş ve kadın topluluklarından uzak durmuştur. M.S. 325’deki İznik Konsülüne Myra piskoposu olarak katılan St. Nichalous kendisini hiç görmemiş fakat ününü duymuş denizcilerin fırtınaya yakalanması ve batma tehlikesi geçirmesi esnasında St.Nicholaus ’tan ağlayıp dua ederek yardım istemişlerdir. Bunun üzerine orada St. Nicholaus’un hayaleti belirmiş ve denizcilere “bakın ben buradayım, beni çağırdınız size yardım edeceğim” deyip, fırtınayı durdurmuştur. St. Nicholaus, kırılan gemi direği ve yırtılan yelkenin tamir etmiş ve denizciler Tanrıya dua ederek kurtularak Myra’da karaya çıkmışlardır. Hemen Kiliseye gidip St. Nicholaus ’un elini öpmek isteyen denizcilere St. Nicholaus “ben size yardım etmedim, bu olay sizin Tanrı’ya olan inancınızdan kaynaklanmış, sizlere Tanrı’nın bir bağışıdır” demiştir. Bir gün Myra’da büyük bir kıtlık ortaya çıkınca, halk kırılmak üzere iken Myra limanına uğrayıp, İskenderiye’ye giden bir gemide ambarların ağzına kadar buğday dolu olduğu duyulmuştur. Bunun üzerine gemicilerden kent halkı için buğday isteyen St. Nicholaus buğdayların imparatora ait olduğunu ve verme yetkilerinin olmadığını söyleyen denizcilere, korkmalarına gerek olmadığını, onlar için duacı olacağını söylemiştir. Bunun üzerine buğdayları alıp kıtlık çeken halka dağıtmış ve bunlar kent halkına iki sene yetmiştir. Bu arada Myra’dan ayrılarak İskenderiye’ye varan geminin ambarları açıldığında buğdayın eksik olmadığı, tıka basa dolu olduğu görülmüştür. Bu ve buna benzer efsaneler ve mucizeler nedeniyle St. Nicholaus ’un ünü tüm dünyaya yayılmış ve kendisi sevgi ve iyiliğin babası olarak kalplere yerleşmiştir. Avrupa’da bazı kentlerin koruyucusu olarak en yüksek azizlik mertebesine ulaşmıştır. Bugün her yıl Myra’daki St. Nicholaus törenleri 6 Aralık günü kutlanmaktadır. 1955 yılında Türkiye’de adına posta pulu çıkartılan Noel Baba için 1981 yılından itibaren ise Turizm Bakanlığı tarafından uluslar arası bir sempozyum yapılmaktadır. Doğu ve batı dünyası arasında hümanist nitelikli bir köprü kurulmasını sağlayan bu kutlamaların dünya barışına katkıda bulunacağına inanılmaktadır. Bu nedenle 1993 yılında Demre’de bir barış parkı inşa edilmiştir. St. Nicholaus Kilisesi Anadolunun Ana Tanrıçası Kyble’nin ardılı Artemis Elothea adına yapıldığı sanılan Tapınağın, M.S. 2.yy’da yaşanan büyük depremle yok olmasından sonra, tapınağın kalıntıları üzerine Bizans döneminde bir Ortodaks Kilisesinin yapıldığı sanılmaktadır. M.S.343’de 6 Aralık günü ölen St. Nicholaus ’un, Roma döneminden kalan bir mermer lahit içine konarak kilisenin güney yönündeki orta apsisin içine yerleştirildiği bilinmektedir. M.S. 7 ve 9.yy’lar arası tüm Güney Akdeniz’i kapsayan Arap akın ve yağmalarına bu kilise de maruz kalmış ve yıkılmıştır. Bizansın karışıklıklar içerisindeki Anadoluda, son dönemlerinde 1087 yılında yöreye gelen Bari’li İtalyan tacirler lahiti kırarak St. Nicholaus ’un kemiklerini çalıp İtalya’ya kaçırmışlardır. Fakat aceleyle yapılan bu hırsızlıkta utulan azizin birkaç parça kemiği bugün Antalya Müzesinde sergilenmektedir. Sonraki yıllarda Rus Çariçesi, Kilisenin bulunduğu araziyi satın almış ve daha sonraları kilise ve kubbeli çatısı yine Ruslar tarafından tamir ettirilmiştir. Güney yönündeki orta apsisin içinde yer alan ve çeşitli bitki rölyefleriyle ve ornamentlerle süslü, beyaz mermer bir sarkopag dikkati çeker ki, bunun Aziz St. Nicholaus ’a ait olduğu anlaşılmaktadır. Kilise esas olarak Ortodoks haçlı bazilika şeklinde inşa edilmiş olup, ortada kubbeli büyük bir ana bölüm, yanlarında iki yan salon, güneyde küçük dörtgen bir oda ile iki küçük odadan oluşmaktadır. Ana bölüm, üzeri yanlarda yarım kubbelerin desteklediği ortada büyük bir kubbe ile kapalı olup, dış taraftan polygonal sistemle yapılmış ve odasına düz kemerli pencere açılmıştır. İçinde kemerli bir dehliz üzerine 9 cavealı bir Synthranon inşa edilmiştir. Kemerli bir kapıdan yan odalara ve buradan da diğer yan bölümlere geçilmektedir. Bu yan odaların tabanları renkli mozaiklerle ve taşlarla döşenmiştir. Duvarlarda çeşitli dini olayların sembolize edildiği fresk kalıntıları görülür. Doğu tarafta ise iki küçük şapelin yarım daire şeklinde küçük apsisleri dikkati çeker. Bizans döneminde yapılmış olan ek odacıklar kuzey yönde bulunmakta olup, buraların çeşitli amaçlarla kullanıldığı sanılmaktadır. Odacıkların bitiminde bulunan ve yüksek duvarlarla çevrili bahçede çeşitli Bizans sütün başlıkları, mermer rölyef parçacıkları ve lahitler bulunmaktadır. Bahçenin köşesinde dörtgen şeklinde bir kurna dikkati çekmektedir ki, bunun kutsal su kurnası olduğu tahmin edilmektedir. Kilise uzun yıllar alüvyonlar altında kalmasına rağmen sıkça restore edilerek bugüne ulaşmıştır. Yöreye gelen Türkler, Kiliseye dokunmamışlar ve St. Nicholaus ’un kişiliğine saygı göstermişlerdir.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#27 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
ANDRİAKE / MYRA LİMANI
Demre çayının denize döküldüğü noktada, Myra kentine bağlı bir liman olan Andriake’nin en önemli kalıntısı, sekiz odalı, dikdörtgen planlı Granarium’dur. 7 bölümlü yapının giriş kapısının yanında Roma İmparatoru Hadrian ve İmparatoriçe Sabrina’nın ornamentlerle süslü bloklar üzerindeki büstleri görülmektedir. İkinci kapının ortasında Sarapis ve Pluton rölyeflerini altında, ticaret ve gümrük bilgilerinin verildiği kitabe yer almaktadır. Kentte, idari binalar, ev kalıntıları, nekropoldeki likya tipi sarkofaglar ve halen apsisleri seçilebilen iki Bizans dönemi kilisesi ile su kemerlerinin kalıntıları görülmektedir. Diğer antik kalıntılar bataklık altındadır. Bugün Çayağzı olarak adlandırılan bu bölge, günübirlik Kekova yat turlarının start noktasıdır. Turistik balıkçı restoranlarının bulunduğu kumsalın kuzeybatı yönünde 15° sıcaklığında, insan organizmasını güçlendiren ve deri hastalıklarına iyi gelen Demre İçmesi (kaplıca) bulunmaktadır.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#28 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
SURA
Demre’den Kaş istikametine doğru batıya gidilip, 6.ncı km’den güneye yönelen anayola ulaşıldığında, yolun kenarında birkaç evden oluşan Sura Köyü’ne varılır. Köyün batısında, 80 metre yükseklikteki tepenin üzerinde Akropolkent Sura’nın kalıntılarına ulaşılır. Adın kökeninin,Luwi/Etrüsk dilinde “Kutsal ve yüce Swa/ Soa” anlamındaki “Soaura” dan türediği anlaşılmaktadır. Nitekim burada Anadolu ay ve ışık tanrısı Men adına kutsal tapınak ve kehanet merkezi bulunmaktaydı. Men’in ardılı Apollon tüm Likya’da olduğu gibi bu yörede de kutsanmış ve kutsal tapınakla kehanet merkezinin adı “Apollon Soura” olmuştur. Painus’un anlattığına göre kutsal kehanet tapınağındaki rahipler balıkları şişlere geçirerek suya batırır ve balık etlerinin su içindeki şekillerine göre gelecekle ilgili kehanette bulunurdu. Akropol tepesindeki bir kaya mezarında, 6.yy’dan kalma, Likya dilindeki yazıtta Sura’nın Likya birliğinde yer alan, doğu Likya bölgesinin en önemli Apollon kutsal alanı ve kehanet merkezi olduğu anlatılmaktadır. Pers ve Roma dönemlerinde kutsal yer özelliğini devam ettirmiştir. Hristiyanlığın Anadolu’da yayılmasıyla, Apollon tapınağı ve kehanet merkezinin kuzeyine tek apsisli Bizans şapeli inşa edilmiş ve Ortodoks bazilikası olarak kullanılmıştır. Zamanla Myra’daki Noel Baba Kilisesinin ön plana çıkması ve hac yeri niteliğine bürünmesiyle, Sura önemini yitirmiştir. Akropol kentin, doğu ve batısı kalın duvarlarla sınırlandırmıştır. Akropol surlarının doğu ve güneyinde koruma kuleleri vardır. Akropolün güneydoğusunda Likya tipi Sarkopag ve bunun karşısında Likya dilinde yazıtı bulunan kaya mezarı vardır. Apollon tapınak ve kehanet merkezine, akropolün kuzeyindeki kaya oyma merdivenlerle inilir. Tapınak antis planlı olup etrafı dor başlıklı sütunlarla çevrilidir. Tapınağın kuzeyinde Bizans döneminde inşa edilen tek apsisli bir şapelin yıkıntıları görülmektedir. Ayrıca surların dışında anayola yakın bir yerde gözetleme kulesi kalıntısı yer almaktadır.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#29 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
KEKOVA ADASI Yöreye adını veren ada, Kaleköyünün önünde bulunmakta olup, ulaşım teknelerle gerçekleşir. Kıyıya en yakın yeri 500 metre olan ada, 7,4 km uzunluğunda ince ve dardır. Ada ile kıyı arasındaki derinlik en fazla 104 m.’dir. Maki ve yer yer de kızılçamlarla kaplı adada en çok yabani zeytin yetişir. Ayrıca adada tatlı su kaynağı da bulunur. Demre ve Kaş’dan teknelerle yöreye günlük turlar yapılır. Kent adının Luwi/Etrüsk orijinalinde “Khawakuwa” olduğu ve “Davar/Boğa yurdu” anlamına geldiği bilinmektedir. “Khawa” sözcüğü fonetik çeşitlemelerle İngilizceye “cow” ve Almancaya “Kuh” olarak geçmiş olup bu dillerde de aynı anlamda kullanılmaktadır. Buradan, Kekowa’da “Boğa/duvar/kültü” varlığını ve davar, boğa ve inek gibi kutsal sayılan hayvanların barınma ve kutsal üreme yeri olduğunu anlıyoruz. Nitekim II.yy’da yöreye gelerek adanın karşı kıyısına yerleşen Türkmenler bu töreyi hayvanlarını her yıl adaya bırakmak suretiyle bugüne kadar koruyarak yaşatmışlardır. Ayrıca, Kekova adı, eski Gök=Köktürk yazılımı ile anlamlı bir biçimde okunabilmektedir. Buna göre, Kekova’nın “İngögova / mavigökova” anlamına geldiği görülmektedir. Adanın aynı isimle anılan yerleşim birimi kalıntıları ana karaya bakan kuzey tarafındadır. Antik dönemdeki depremle adanın birkaç metre denize gömülmüş olduğu, adanın kuzey kıyısında görülen deniz içinde gömük durumdaki yapılardan anlaşılmaktadır. Depremden sonra kurtulanlar karşı kıyıdaki kardeş kentler Simena ve Teimiussa’ya yerleşmişlerdir. Tekne ile Kekova adasının ana karaya bakan tarafına yaklaşıldığında su içerisinde Batık Kent’in liman duvarlarını, dükkanlarını, yaya yollarını ve taş merdivenlerini görebiliriz. Ayrıca bazı evlerin bir kısmının denize batık durumda, bir kısmının da denizin üstünde olduğu görülmektedir. Tersane koyunda Ortodoks misyonerlerinin dinlerini Likya’da yaygınlaştırmaları sonucunda M.S. 5.yy’da yapıldığı sanılan, kare planlı ve fresklerle bezenmiş bir Bizans Kilisesinin ayakta kalan apsisi bulunmaktadır. SİMENA / ÜÇAĞIZ KALEKÖY, Simena antik kenti Kekova Adası’nın karşısında yer alan yarımada üzerindedir. Tarihi kalıntılar arasında küçük bir balıkçı köyü Kale bulunmaktadır. Demre-Kaş karayolundan güneye inilerek 20 km sonra karadan da Üçağız köyüne ulaşılabilmektedir. Buraya Demre/Çayağzı ve Kaş’dan tekne turları ile gelinmekte, deniz kenarındaki balıkçı restoranları ile tekne ve yat turistlerine her türlü hizmet verilmektedir. Kallipos, Simena kentinin kurucuları arasında bulunan bir kahramandır. Simena adının Luwi/Etrüsk dilindeki “Ulu Anaülkesi” anlamındaki “Soamawana”nın fonetik bir bozulması olduğu anlaşılmaktadır. Kentin adı Bizanslı tarihçi Stephanos’un bir eserinde Somena olarak geçmektedir. Kent tarihi M.Ö 3000’lere dayanır. M.Ö. 12.yy’daki Truva Savaşında, Truvalı Hektor’un bağlaşıklarından Kallipolililer/Gelibolulular’ın Soamawana’ya yerleştikleri anlaşılmaktadır. Kent sonra, Likya birliğine katılmış ve ilk sikkesini M.Ö. 4.yy’da basmıştır. Bir depremle Kekova kentinin denize gömülmesiyle, bu afetten kurtulanların katılımıyla Simena’nın nüfusu artmış ve kent kale dışına taşmıştır. Bir süre korsanların istilasında kalan Simena, Roma döneminde bağımsız kent özelliği ile Luwi/Etrüsk kültürünü ve dilini korumuştur. 9.yy’daki deprem ve susuzlukla önemini yitirmiştir. Yörede ilk dikkatimizi çeken yer yer oktogonal ve polygonal duvar sistemleriyle çevrilmiş olan Akropol Kaledir. Burçların sivri kemerli olması, Etrüsk/Trak kavmi mimari kültür özelliğidir. Surlar Bizans döneminde ve orta çağda restore edilmiştir. Kalenin ana giriş kapısı dikdörtgen olup, düzgün blok taşlardan yapılmıştır. Kale içinde su sarnıçları vardır. Ayrıca 8 sıra cavealı, 400 kişilik küçük bir tiyatro bulunmaktadır. Toprak bir zemine sahip orchestranın arkasındaki yapı, oyuncuların ahşap bir odacıkta soyunup giyindiğini akla getirir. Likya bölgesinin en küçük tiyatrosunun burada yapılması, balıkçılık ve denizcilikle uğraşan erkek nüfusunun sürekli kentlerinden ayrı kalmasına bağlanabilir. Surların denize bakan dış kısmında Poseidon’un tapınağının stoası bulunmaktadır. Kıyıya inildiğinde dikdörtgen planlı ve polygonal duvar sistemiyle inşa edilmiş hamam kalıntısı görülmektedir. Hamamın, İmparator Titus’a armağan edildiğini anlatan bir yazıt dikkati çekmektedir. Yörede çeşitli noktalarda ev kalıntıları görülür. 20’nin üzerindeki ev tipi kaya mezarları kayalara oyulmuş, pencere ve kapı şeklinde işlenerek, üzerlerine Likya dilinde ölen kişiyle ilgili bilgiler yazılmıştır. Sarkopaglar toş oyma olup, kapakları sivri kemerlidir. Simena’nın hemen batısında Üçağız Köyü |