PDA




Orijinalini görmek için tıklayınız : Temel ingilizce Dilbilgisi(bol örnekli) 2


eLa GöZLüM
05-02-2008, 07:57 PM
THE PAST TENSES - GEÇMİŞ ZAMANLAR

Bu grubun içinde iki zaman vardır.

a. the simple past tense - geçmiş zaman (di'li)
b. the past continuous tense - sürekli geçmiş zaman

Bu zamanları da çok kısa bir şekilde ve örnekleriyle görelim :


the simple past tense - geçmiş zaman

Özneden sonra fiil, düzenli fiiller grubundansa, -ed eki almış olarak, düzensiz fiiller grubundansa, ikinci şekliyle, yani geçmiş zaman şekli getirilerek geçmiş zaman kipi yapılmış olur.

I walked to the window. Pencereye yürüdüm.
She drank some wine. Biraz şarap içti.

We cleaned the table. Masayı temizledik.
They wrote letters. Mektuplar yazdılar.

Bu cümleleri soru yapmak için cümle başına (do yardımcı fiilinin geçmiş şekli olan) did getirilir. Olumsuz yapmak için fiilin önüne did not getirilir. Cümleye bu ilaveler yapılırken esas fiil düzenli bir fiilse ed ilavesi kalkar, düzensiz bir fiilse geçmiş zaman için kullanılan ikinci şeklinden çıkıp ilk şekli olan yalın hale (infinitive) döner.

Did I walk to the window? Pencereye yürüdüm mü?
Did she drink any water? Hiç su içti mi?
Did we clean the table? Masayı temizledik mi?
Did they write letters? Mektuplar yazdılar mı?

I did not walk to the window. Pencereye yürümedim.
She did not drink any water. Hiç su içmedi.
We did not clean the table. Masayı temizlemedik.
They did not write letters. Mektuplar yazmadılar.


the past continuous tense - sürekli geçmiş zaman

Ing eki almış esas fiil önüne to be yardımcı fiilinin geçmiş zaman halleri getirilirse sürekli geçmiş zaman kipi oluşur. To be fiilinin geçmiş zaman şekilleri was ve were'dir. Özne tekilse was, çoğulsa were kullanılır.

I was walking. Yürüyordum.
He was resting. İstirahat ediyordu.
You were swimming in the pool. Yüzme havuzunda yüzüyordunuz.
They were building a bridge. Bir köprü yapıyorlardı.

Bu cümleleri soru yapmak için to be yardımcı fiili (was, were) cümlenin başına getirilir. Olumsuz yapmak için to be ile esas fiil arasına not konulur.

Was I walking? Yürüyor muydum?
Was he resting? İstirahat ediyor muydu?

Were you swimming in the pool? Yüzme havuzunda yüzüyor muy-
dunuz?
Were they building a bridge? Bir köprü yapıyorlar mıydı?
I was not walking. Yürümüyordum.
He was not resting. İstirahat etmiyordu.
You were not swimming in the Yüzme havuzunda yüzmüyordunuz.
pool.
They were not building a bridge. Bir köprü yapmıyorlardı.

THE PERFECT TENSES - BİTMİŞ ZAMANLAR

Bu grubun içinde altı zaman vardır.

a. the present perfect tense - şimdiki bitmiş zaman
b. the past perfect tense - geçmişte bitmiş zaman
c. the present perfect continuous tense - sürekli şimdiki
bitmiş zaman
d. the past perfect continuous tense - sürekli geçmişte
bitmiş zaman
e. the future perfect tense - gelecekte bitmiş zaman
f. the future perfect continuous tense - sürekli gelecekte
bitmiş zaman
Bunları da kısaca örneklerle verelim.


the present perfect tense - şimdiki bitmiş zaman

Bu kipte, fiilin üçüncü şekli yani "past participle - geçmiş zaman ortacı" ile onun önünde have yardımcı fiili kullanılır. Bilindiği gibi düzenli fiillerin üçüncü şekilleri "ed" ekiyle yapılır, düzensizlerin üçüncü şekilleri ise ayrı olarak mevcuttur. Bunlar 112-116 sayfalarda bir liste halinde görülmektedir.

Have yardımcı fiili, cümlenin öznesi tekilse has şekline girer.

I have finished my work. İşimi bitirdim.
She has seen the visitors. Ziyaretçileri gördü.
You have taken their pens. Onların kalemlerini aldın.
He has changed his mind. Fikrini değiştirdi.
They have gone to Paris. Paris'e gittiler.

Bu cümleleri soru yapmak için have yardımcı fiili cümlenin başına getirilir, olumsuz yapmak için esas fiille have arasına not konulur.

Have I finished my work? İşimi bitirdim mi?
Has she seen the visitors? Ziyaretçileri gördü mü?
Have you taken their pens? Onların kalemlerini aldın mı?
Has he changed his mind? Fikrini değiştirdi mi?
Have they gone to Paris? Paris'e gittiler mi?

I have not finished my work. İşimi bitirmedim.
She has not seen the visitors. Ziyaretçileri görmedi.
You have not taken their pens. Onların kalemlerini almadın.
He has not changed his mind. Fikrini değiştirmedi.
They have not gone to Paris. Paris'e gitmediler.


the past perfect tense - geçmişte bitmiş zaman

Fiillerin üçüncü şekli "past participle - geçmiş zaman ortacı" önünde have yardımcı fiilinin geçmiş şekli olan had kullanmak suretiyle yapılır. Had her türlü özne önünde aynı kalır. Tekil ve çoğul için değişmez.

You had accepted his offer. Onun teklifini kabul etmiştin.
She had washed the towels. Havluları yıkamıştı.
We had eaten the sweets. Tatlıları yemiştik.
He had broken your glass. Sizin bardağınızı kırmıştı.

Bu cümleleri soru yapmak için had yardımcı fiili cümlenin başına getirilir, olumsuz yapmak için esas fiille had arasına not konulur.

Had you accepted his offer? Onun teklifini kabul etmiş miydin?
Had she washed the towels? Havluları yıkamış mıydı?

Had we eaten the sweets? Tatlıları yemiş miydik?
Had he broken your glass? Sizin bardağınızı kırmış mıydı?

You had not accepted his offer. Onun teklifini kabul etmemiştin.
She had not washed the towels. Havluları yıkamamıştı.

We had not eaten the sweets. Tatlıları yememiştik.
He had not broken your glass. Sizin bardağınızı kırmamıştı.


the present perfect continuous tense -
sürekli şimdiki bitmiş zaman

Fiilin ing eki almış şekli önünde have ve to be yardımcı fiillerinin birlikte kullanılmasıyla yapılır.

To be fiilinin bu kipte kullanılan şekli been'dir. Have fiili tekil öznelerle has, çoğul öznelerle have şeklinde olur.

You have been waiting for hours. Saatlerdir bekliyorsun. (beklemek-
tesin.)
She has been cleaning the Halıları temizliyor. (temizlemekte.)
carpets.
They have been working on a Bir proje üzerinde çalışıyorlar.
project.
He has been typing my letters. Mektuplarımı daktilo ediyor.

Bu cümleleri soru yapmak için have yardımcı fiili cümlenin başına alınır, olumsuz yapmak için not sözcüğü have ile been arasına getirilir.

Have you been waiting for hours? Saatlerdir bekliyor musun?
Has she been cleaning the Halıları temizliyor mu?
carpets?
Have they been working on a Bir proje üzerinde çalışıyorlar mı?
project?
Has he been typing my letters? Mektuplarımı daktilo ediyor mu?
You have not been waiting for Saatlerdir beklemiyorsun.
hours.
She has not been cleaning the Halıları temizlemiyor.
carpets.

They have not been working Bir proje üzerinde çalışmıyorlar.
on a project.
He has not been typing my Mektuplarımı daktilo etmiyor.
letters.
the past perfect continuous tense -
sürekli geçmişte bitmiş zaman

Fiilin ing eki almış şekli önünde have yardımcı fiilinin had şekliyle to be yardımcı fiilinin been şeklinin birlikte kullanılmasiyle yapılır. Had ve been her türlü özne için aynı kalırlar.

I had been sleeping. Uyumaktaydım.
He had been reading. Okumaktaydı.
We had been trying to repair Makineyi tamir etmeye çalışmaktay-
the machine. dık.
They had been drinking. İçmekteydiler.

Soru haline sokmak için had cümle başına alınır, olumsuz yapmak için had ile been arasına not sözcüğü yerleştirilir.

Had you been sleeping? Uyumakta mıydın?
Had he been reading? Okumakta mıydı?
Had we been trying ta repair Makineyi tamir etmeye çalışmakta
the machine? mıydık?
Had they been drinking? İçmekte miydiler?

You had not been sleeping. Uyumakta değildin.
He had not been reading. Okumakta değildi.
We had not been trying to Makineyi tamir etmeye çalışıyor
repair the machine. değildik.
They had not been drinking. İçmekte değildiler.


the future perfect tense - gelecekte bitmiş zaman

Fiillerin üçüncü şekli ile shall (will) ve have yardımcı fiillerinin birlikte kullanılmasıyla yapılır.

I shall have finished the book. Kitabı bitirmiş olacağım.
You will have learnt. Öğrenmiş olacaksın.
He will have eaten the food. Yiyeceği yemiş olacak.
They will have seen everything. Her şeyi görmüş olacaklar.

Soru hali shall (will) cümle başına alınarak, olumsuzluk shall (will) ile have arasına not konularak yapılır.

Shall I have finished the book? Kitabı bitirmiş olacak mıymı?
Will you have learnt? Öğrenmiş olacak mısınız?
Will he have eaten the food? Yiyeceği yemiş olacak mı?
Will they have seen everything? Her şeyi görmüş olacaklar mı?

I shall not have finished the book Kitabı bitirmiş olmayacağım.
You will not have learnt. Öğrenmiş olmayacaksın.
He will not have eaten the food. Yiyeceği yemiş olmayacak.
They will not have seen every- Her şeyi görmüş olmayacaklar.
thing.


the future perfect continuous tense -
sürekli gelecekte bitmiş zaman

ing eki almış fiilin önünde shall (will), have ve to be fiillerinin üçünün birden kullanılmasiyle yapılır. Özneye uygun shall (will) yardımcı fiillerinden biri alındıktan sonra have getirilir. Bundan sonra da to be yardımcı fiilinin been şekli konulur.

I shall have been working. Çalışıyor olacağım.
She will have been singing. Şarkı söylüyor olacak.
You will have been running. Koşuyor olacaksınız.
They will have been playing. Oynuyor olacaklar.

Soru şekli için shall (will) cümle başına alınır, olumsuzluk için shall (will) ile have arasına not konulur.

Shall I have been working? Çalışıyor olacak mıyım?
Will she have been singing? Şarkı söylüyor olacak mı?
Will you have been running? Koşuyor olacak mısınız?
Will they have been playing? Oynuyor olacaklar mı?

I shall not have been working. Çalışıyor olmayacağım.
She will not have been singing. Şarkı söylüyor olmayacak.
You will not have been running. Koşuyor olmayacaksınız.
They will not have been playing. Oynuyor olmayacaklar.

Bu fiil zamanı İngilizcede pek az kullanılır.

THE FUTURE TENSES - GELECEK ZAMANLAR

Bu grubun içinde iki kip ile bunlara ilaveten going to yapısı vardır.

a. the future tense - gelecek zaman
b. the future continuous tense - sürekli gelecek zaman
c. going to form - going to yapısı

Bunları da teker teker ele alarak kısaca bilgi verelim:




the future tense - gelecek zaman

Bu zaman kök halinde "infinitive - mastar" fiil önüne shall (will) yardımcı fiilini getirmek suretiyle yapılır. Özne I ve we ise shall, bunlar dışında will kullanılır. (Fakat I ve we ile de çoğu kez will kullanıldığı görülür.)

I shall understand it. Onu anlayacağım.
You will like them. Onları seveceksin.
He will buy a boat. Bir kayık alacak.
They will come again. Tekrar gelecekler.

Soru yapmak için shall (will) cümle başına getirilir, olumsuzluk için shall (will) ile esas fiil arasına not konulur.

Shall I understand it? Onu anlayacak mıyım?
Will you like them? Onları sevecek misin?
Will he buy a boat? Bir kayık alacak mı?
Will they come again? Tekrar gelecekler mi?

I shall not understand it. Onu anlamayacağım.
You will not like them. Onları sevmeyeceksin.
He will not buy a boat. Bir kayık almayacak.
They will not come again. Tekrar gelmeyecekler.


the future continuous tense - sürekli gelecek zaman

ing eki almış fiil önüne to be yardımcı fiilinin be şekli ile shall (will) getirmek suretiyle yapılır.

I shall be waiting for you. Seni bekliyor olacağım.
She will be sweeping the room. Odayı süpürüyor olacak.
You will be sleeping then. O zaman uyuyor olacaksın.
It will be eating the food. Yiyeceği yiyor olacak.

Soru yapmak için shall (will) cümle başına alınır, olumsuz yapmak için shall (will) ile be arasına not konulur.

Shall I be waiting for you? Seni bekliyor mu olacağım?
Will she be sweeping the room? Odayı süpürüyor mu olacak?
Will you be sleeping then? O zaman uyuyor mu olacaksın?
Will it be eating the food? Yiyeceği yiyor mu olacak?
I shall not be waiting for you. Seni bekliyor olmayacağım.
She will not be sweeping the Odayı süpürüyor olmayacak.
room.
You will not be sleeping then. O zaman uyuyor olmayacaksın.
It will not be eating the food. Yiyeceği yiyor olmayacak.

going to form - going to yapısı

Yalın halde bir fiilin önüne going to getirilirse gelecek zaman ifadesi veren bir yapı kurulmuş olur. Bu yapıda going to'dan önce cümlenin öznesine uygun to be fiili kullanılır: I için am, tekil özne için is, çoğul özne için are.

Türkçe'ye future tense - gelecek zaman gibi çevrilen going to yapısı anlam bakımından ondan biraz farklıdır.

I am going to sell my carpet. Halımı satacağım.
He is going to make a toy. Bir oyuncak yapacak.
We are going to pay the bill. Hesabı ödeyeceğiz.
They are going to clean the Evi temizleyecekler.
house.

Soru haline sokmak için cümledeki to be fiili başa getirilir, olumsuzluk için not sözcüğü to be ile going arasına yerleştirilir.

Am I going to sell my carpet? Halımı satacak mıyım?
Is he going to make a toy? Bir oyuncak yapacak mı?
Are we going to pay the bill? Hesabı ödeyecek miyiz?
Are they going to clean the Evi temizleyecekler mi?
house?

I am not going to sell my carpet. Halımı satmayacağım.
He is not going to make a toy. Bir oyuncak yapmayacak.
We are not going to pay the bill. Hesabı ödemeyeceğiz.
They are not going to clean the Evi temizlemeyecekler.
house.
__________________


THE AUXILIARIES - YARDIMCI FİİLLER

Yardımcı fiiller hakkında daha önce genel bir fikir verdik. Burada her bir yardımcı fiili tekrar ele alarak daha ayrıntılı bilgi vereceğiz.

Yardımcı fiillerden be, have ve do temel yardımcı fiiller (primary auxiliaries) diye adlandırılırlar. Bunların kullanılış alanı çoktur. Birçok zamanların yapılmasında kullanılırlar.

Bunlar dışındaki yardımcı fiillere kip belirteçleri (modals) denir. Birlikte kullanıldıkları fiilin anlamı üzerinde değişiklik yaparlar.

Bu konuda şunu da ilave edelim: Yardımcı fiiller bölümünde incelediğimiz bu fiillerin bir kısmı ayrıca olağan fiii olarak da kullanılırlar. Her bir fiili incelerken bunları da belirteceğiz.
__________________


TO HAVE To have yardımcı fiilinin, 1. infinitive - mastar, past tense - geçmiş zaman, past participle - geçmiş zaman ortacı şekilleri şunlardır: 1 2 3 have had had Aşağıdaki tablolarda to have fiilinin şimdiki zaman ve geçmiş zaman halinde çekimlerini görüyoruz. şimdiki zaman olumlu normal şekil kısaltılmış şekil anlamı I have I've benim var you have you've senin var he has he's onun var she has she's onun var it has it's onun var we have we've bizim var you have you've sizin var they have they've onların var soru soru şekli anlamı have I? benim var mı? have you? senin var mı? has he? onun var mı? has she? onun var mı? has it? onun var mı? have we? bizim var mı? have you? sizin var mı? have they? onların var mı? olumsuz normal şekil birinci kısaltma ikinci kısaltma anlamı şekli şekli I have not I haven't I've not benim yok you have not you haven't you've not senin yok he has not he hasn't he's not onun yok she has not she hasn't she's not onun yok it has not it hasn't it's not onun yok we have not we haven't we've not bizim yok you have not you haven't you've not senin yok they have not they haven't they've not onların yok olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı have I not? haven't I? benim yok mu? have you not? haven't you? senin yok mu? has he not? hasn't he? onun yok mu? has she'not? hasn't she? onun yok mu? has it not? hasn't it? onun yok mu? have we not? haven't we? bizim yok mu? have you not? haven't you? sizin yok mu? have they not? haven't they? onların yok mu? Kısaltmaların sadece olumlu ve olumsuz cümlelerde yapılabildiğini, soru halindeki cümlelerde kısaltma olmadığını görüyoruz. geçmiş zaman olumlu normal şekli kısaltılmış şekil anlamı I had I'd benim vardı you had you'd senin vardı he had he'd onun vardı she had she'd onun vardı it had it'd onun vardı we had we'd bizim vardı you had you'd sizin vardı they had they'd onların vardı soru soru şekli anlamı had I? benim var mıydı? had you? senin var mıydı? had he? onun var mıydı? had she? onun var mıydı? had it? onun var mıydı? had we? bizim var mıydı? had you? sizin var mıydı? had they? onların var mıydı? olumsuz normal şekil 1. kısaltma 2. kısaltma anlamı I had not I hadn't I'd not benim yoktu you had not you hadn't you'd not senin yoktu he had not he hadn't he'd not onun yoktu she had not she hadn't she'd not onun yoktu it had not it hadn't it'd not onun yoktu we had not we hadn't we'd not bizim yoktu you had not you hadn't you'd not sizin yoktu they had not they hadn't they'd not onların yoktu Olumsuzda ikinci kısaltma şeklinde got fiili kullanılır. (I'd not got, he'd not got, we'd not got) olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı had I not? hadn't I? benim yok muydu? had you not? you hadn't you? senin yok muydu? had he not? hadn't he? onun yok muydu? had she not? hadn't she? onun yok muydu? had it not? hadn't it? onun yok muydu? had we rot? hadn't we? bizim yok muydu? had you not? hadn't you? sizin yok muydu? had they not? hadn't they? onların yoktu? To have fiili olağan bir fiil olarak diğer zamanlarda da kullanılır. Aynen onların uyduğu kurallara göre çekimlenir. (to have) fiilinin yardımcı fiil olarak kullanılışı 1. to have fiili, fiillerin üçüncü şekilleriyle, yani "past participle - geçmiş zaman ortacı" ile birlikte "perfect tenses - bitmiş zamanlar" oluşturur. Bu zamanlar şunlardır: the present perfect tense şimdiki bitmiş zaman the past perfect tense geçmişte bitmiş zaman the future perfect tense gelecekte bitmiş zaman I have seen your brother. Erkek kardeşini gördüm. He has carried all the wood. Bütün odunu taşıdı. She had learnt all the words. Bütün sözcükleri öğrenmişti. The girl had worked all day Kız bütün gün boyu çalışmıştı. long. We shall have seen the result. Sonucu görmüş olacağız. They will have finished the Kitabı bitirmiş olacaklar. book. 2. to'lu bir mastar önünde zorunluluk ifade eder. O fiilin gösterdiği eylemin yapılmasının zorunlu olduğunu belirtir. Bu anlamı must yardımcı fiiline çok yakındır, fakat aynı değildir. Have to ile gösterilen zorunluluk sözü söyleyenin isteği değil, kural veya içinde bulunulan durumun yani dış etkenlerin ortaya koyduğu bir zorunluluktur. You must go. Gitmelisin. sözü bunu söyleyenin ortaya koyduğu bir zorunluluğu göstermektedir. Bir nevi "Ben gitmeni istiyorum." anlamındadır. You have to go. Gitmelisin. sözünde ise gitme zorunluluğunu dış etkenler ortaya çıkarmaktadır. Bu sözde "gitmen kurallar veya program gereğidir." gibi bir zorunluluk anlamı vardır. She has to answer all the Bütün sorulara cevap vermek questions. zorundadır. They have to shut the doors at Kapıları saat altıda kapamak zorun- six o-clock. dadırlar. We have to clean the kitchen Mutfağı her sabah temizlemek zo- every morning. rundayız. The students have to stand up Öğretmen geldiği zaman öğrenciler when the teacher comes. ayağa kalkmak zorundadırlar. I have to buy a new hat. Yeni bir şapka almak zorundayım. Özne tekil olduğu zaman have'in has şeklinin kullanıldığına dikkat ediniz. Have to'nun geçmiş zaman şekli had to'dur. I have to write my name. Adımı yazmalıyım. (Yazmak zorundayım.) I had to write my name. Adımı yazmak zorunda kaldım. She had to change her dress. Elbisesini değiştirmek zorunda kaldı. Philip had to pay ten pounds. Philip on paund ödemek zorunda kaldı. We had to give it back. Onu geri vermek zorunda kaldık. have got to, had got to Have to ve had to yapısının içine anlama hiç zarar vermeden got sözcüğü girebilir. Bu şekil kullanışa çok rastlanır. We have to show our passports. Pasaportlarımızı göstermek zorun- dayız. We have got to show our Pasaportlarımızı göstermek zorun- passports. dayız. She has got to answer in English. İngilizce olarak cevap vermek zo- rundadır. They had got to pay for the Hasarı ödemek zorunda kaldılar. damage. I had got to be at school at Saat sekizde okulda olmak zorunda eight o'clock. kaldım. He has got to get up early. Erken kalkmak zorundadır. He had got to get up early. Erken kalkmak zorunda kaldı. Have got to, had got to yapısı kullanıldığı zaman çoğunlukla have (had) özne ile birleştirilerek kısaltılır. I've got to see them every Onları her sabah görmek zorunda- morning. yım. She'd got to take the children Çocukları okula götürmek zorun- to school. da kaldı. We've got to take this medicine Bu ilacı düzenli olarak almak zorun- regularly. dayız. They'd got to clean the rifles Silahları sık sık temizlemek zorunda often. kaldılar. soru ve olumsuz yapma Have to ile yapılmış cümleler iki şekilde soru ve olumsuz yapılabilir: 1. yardımcı fiiller kurallarına göre, 2. olağan fiiller kurallarına göre. Yardımcı fiil kurallarına göre yapıldığı zaman, have (had) cümle başına alı-narak soru, have'den sonra not kullanılarak olumsuz olurlar. Bu durum, yapı içinde got olsun olmasın fark etmez. Zira yukarıda belirttiğimiz gibi, cümleye got ilave edilmesi anlamda değişme yapmaz. He has to eat fruit. Meyve yemek zorundadır. Has he to eat fruit? Meyve yemek zorunda mıdır? Has he got to eat fruit? Meyve yemek zorunda mıdır? He hasn't to eat fruit. Meyva yemek zorunda değildir. He hasn't got to eat fruit. Meyve yemek zorunda değildir. They had to break the box. Kutuyu kırmak zorunda kaldılar. Had they to break the box? Kutuyu kırmak zorunda mı kaldılar? Had they got to break the box? Kutuyu kırmak zorunda mı kaldılar? They hadn't got to break the Kutuyu kırmak zorunda kalmadılar. box. Olağan fiil kurallarına göre soru ve olumsuz yapıldığı zaman do yardımcı fiilinden yararlanılır. Do cümle başına alınarak soru, have'den önce do not getirilerek olumsuz yapılır. Cümle geçmiş zaman halindeyse, yani had kullanılmışsa soru ve olumsuz yaparken do'nun geçmiş hali olan did kullanılır ve had yerini have'e bırakır. Önemli olan bir nokta da şudur: do (did) ile soru ve olumsuz yapma durumlarında cümlede got kullanılmaz. You have to sign these papers. Bu kâğıtları imzalamalısın. Do you have to sign these Bu kâğıtları imzalamak zorunda mı- papers? sın? You don't have to sign these Bu kâğıtları imzalamak zorunda de- papers. ğilsin. She has to feed the dog. Köpeği beslemelidir. Does she have to feed the dog? Köpeği beslemek zorunda mıdır? She doesn't have to feed the dog. Köpeği beslemek zorunda değildir. Öznenin tekil olması nedeniyle kullanılan has, cümleye do girmesiyle have şekline girmekte, do fiili bu durumda does almaktadır. Bunu son örnekte görüyoruz. Bu iki şekil soru ve olumsuzluk yapma arasındaki küçük anlam farkı şudur: Do ile yapılan soru ve olumsuzluk cümlelerinde daha sürekli bir zarunluluk ifadesi vardır. Diğer şekilde ise daha çok bir kerelik zorunluluk anlatılır. Do you have to water the Çiçekleri sulamak zorunda mısın? flowers? (her zaman) Have you to water the flowers? Çiçekleri sulamak zorunda mısın? (şimdi) You don't have to water the Çiçekleri sulamak zorunda değilsin. flowers. (hiçbir zaman) You haven't to water the Çiçekleri sulamak zorunda değilsin. flowers. (şimdi) Did he have to brush his shoes? Ayakkabılarını fırçalamak zorunda mıydı? (her zaman) Had he to brush his shoes? Ayakkabılarını fırçalamak zorunda mı kaldı? (bir kerelik) He didn't have to brush his Ayakkabılarını fırçalamak zorunda shoes. değildi. (hiçbir zaman) He hadn't to brush his shoes. Ayakkabılarını fırçalmak zorunda kalmadı. (o sefer için) 3. başkasına yaptırılan işlerin anlatımı için have Başka kişilere yaptırılan işleri anlatmak için have fiilinden sonra tümleç ve ondan sonra da yaptırılan eylemi bildiren fiilin geçmiş zaman ortacı kullanılır. I have my room swept. Odamı süpürtürüm. I had my room swept. Odamı süpürttüm. I will have my room swept. Odamı süpürteceğim. I am having my room swept. Odamı süpürtüyorum. She has her hair dyed once a Saçını ayda bir boyatır. month. She had her hair cut yesterday. Saçını dün kestirdi. We'll have our clock repaired. Saatimizi tamir ettireceğiz. He had it translated into English. Onu İngilizceye çevirtti. They had the car washed. Otomobili yıkattılar. You have your carpets cleaned Halılarınızı sık sık yıkatırsınız. often. I had it brought on a tray. Onu bir tepside getirttim. They have the wine sent Şarabı Fransa'dan göndertirler. from France. Bu yapıda have yerine get kullanılabilir. She gets the windows cleaned Pencereleri her gün temizletir. every day. I got the books placed on the Kitapları raflara yerleştirttim. shelves. Bu cümlelerin soru ve olumsuz halleri do yardımcı fiiliyle yapılır. You have your shoes mended. Ayakkabılarını tamir ettirirsin. Do you have your shoes mended? Ayakkabılarını tamir ettirir misin? You don't have your shoes Ayakkabılarını tamir ettirmezsin. mended. She had the furniture changed. Mobilyayı değiştirtti. Did she have the furniture Mobilyayı değiştirtti mi? changed? She didn't have the furniture Mobilyayı değiştirtmedi. changed. They had the coffee brought Kahveyi bahçeye getirttiler. to the garden. Did they have the coffee brought Kahveyi bahçeye getirttiler mi? to the garden? They didn't have the coffee Kahveyi bahçeye getirtmediler. brought to the garden. We get the children vaccinated. Çocukları aşılatırız. Do we get the children Çocukları aşılatır mıyız? vaccinated? We don't get the children Çocukları aşılatmayız. vaccinated. (to have) fiilinin olağan fiil olarak kullanılması Bu fiilin temel anlamı "sahip olmak"tır. Türkçeye çevrilirken çoğu zaman "benim var, senin var" şekli uygun olur. I have green eyes. Yeşil gözlerim var. She has a big nose. Onun büyük bir burnu var. We have two houses. İki evimiz var. He had three sisters. Üç kız kardeşi vardı. They had a small car. Küçük bir arabaları vardı. have, have got Have ile got'un bu anlamda birlikte kullanılması özellikle konuşma dilinde çok görülen bir şekildir. Anlamı aynıdır. She has got a big nose. Onun büyük bir burnu var. We have got two houses. İki evimiz var. They had got a small car Küçük bir arabaları vardı. I have got a lot of books. Çok kitabım var. He had got a villa in the forest. Ormanda bir villası vardı. soru ve olumsuz yapmada İngiltere ve diğer ülkeler farkı Have (have got)'un "sahip olmak" anlamında bir olağan fiil olarak kullanıldığı bu cümleler İngilizler tarafından, have cümle başına alınarak soru, have'den sonra not getirilerek olumsuz hale sokulurlar. She has got blue eyes. Mavi gözleri var. Has she blue eyes? Mavi gözleri mi var? She hasn't blue eyes. Mavi gözleri yok. We have got two cars. İki arabamız var. Have we two cars? İki arabamız mı var? We haven't two cars. İki arabamız yok. They had got a big flat. Büyük bir daireleri vardı. Had they got a big flat? Büyük bir daireleri var mıydı? They hadn't got a big flat. Büyük bir daireleri yoktu. He had got eleven teeth. On bir dişi vardı. Had he got eleven teeth? On bir disi mi vardı? He hadn't got eleven teeth. On bir dişi yoktu. İngiltere'de yukarıda görüldüğü gibi soru ve olumsuzluk hali yapılmasına karşın Amerika ve ana dili İngilizce olan diğer ülkelerde bu durum do ile yapılır. You have a good teacher. İyi bir öğretmeniniz var. Do you have a good teacher? İyi bir öğr etmeniniz var mı? You don't have a good teacher. İyi bir öğretmeniniz yok. He has black glasses. Siyah gözlükleri var. Does he have black glasses? Siyah göziükleri mi var? He doesn't have black glasses. Siyah gözlükleri yok. They had five children. Beş çocukları vardı. Did they have five children? Beş çocukları mı vardı? They didn't have five children. Beş çocukları yoktu. She had long fingers. Uzun parmakları vardı. Did she have long fingers? Uzun parmakları mı vardı? She didn't have long fingers. Uzun parmakları yoktu. We have got many friends here. Burada birçok arkadaşlarımız var. Do we have many friends here? Burada birçok arkadaşlarımız var mı? We don't have many friends here. Burada birçok arkadaşlarımız yok. Soru ve olumsuzun do ile yapılması halinde cümlede got kullanılamaz. Son örnekte olumlu cümledeki got'un soru ve olumsuz halde kullanılmadığını görüyoruz. to have (a meal, a drink, a bath, a swim, a walk, a difficulty, a good time etc.) Have fiili "yemek, içmek, almak, yapmak, vermek, geçirmek, bir durumla karşılaşmak" gibi çeşitli anlamlar da verir. Bu durumda got kullanılamaz. Soru ve olumsuzluk halleri do ile yapılır. to have a meal (lunch, dinner) yemek yemek (öğle yemeği, akşam yemeği) We'll have lunch at one o'clock. Saat birde öğle yemeği yiyeceğiz. to have a drink içki almak, bir şeyler içmek Why don't you have a drink? Niye bir içki almıyorsun? to have a bath banyo yapmak Did you have a bath this Bu sabah banyo yaptın mı? morning? to have a swim yüzmek We don't have a swim when it Hava soğuk olduğu zaman is cold. yüzmeyiz. to have a walk yürüyüş yapmak Let's have a walk along the Sahil boyunca yürüyüş yapalım. shore. to have difficulty zorluk çekmek We had difficulty in finding Yolumuzu bulmakta güçlük our way. çektik. to have a good time iyi (hoş) vakit geçirmek They had a good time with their Arkadaşlarıyla iyi vakit geçirdiler. friends. She had a good time at the Piknikte iyi vakit geçirdi. picnic. Bu anlamda have fiili to be fiili ile birlikte ing'li şekilde de kullanılabilir. They are having a party in the Şimdi bahçede bir parti veri- garden now. yorlar. She is having a bath just now. Tam şimdi banyo yapıyor. We are having a lesson. Bir ders yapmaktayız. We are having difficulty in Onları anlamakta güçlük çekiyoruz. understanding them. Are they having a drink on the Balkonda içki mi içiyorlar? balcony? He isn't having a walk with Diğerleriyle yürüyüş yapmıyor. the others.

eLa GöZLüM
05-02-2008, 07:58 PM
TO DO To do yardımcı fiilinin 1. infinitive - mastar, 2. past tense – geçmiş zaman, 3. past participle - geçmiş zaman ortacı şekilleri şunlardır : 1 2 3 do did done Aşağıdaki tablolarda to do fiilinin şimdiki zaman ve geçmiş zaman halinde çekimlerini görüyoruz. şimdiki zaman olumlu olumlu şekil anlamı I do ben yaparım you do sen yaparsın he does o yapar she does o yapar it does o yapar we do biz yaparız you do siz yaparsınız they do onlar yaparlar soru soru şekli anlamı do I? yapar mıyım? do you? yapar mısın? does he? yapar mı? does she? yapar mı? does it? yapar mı? do we? yapar mıyız? do you? yapar mısınız? do they? yaparlar mı? olumsuz normal şekil kısaltılmış şekil anlamı I do not I don't yapmam you do not you don't yapmazsın he does not he doesn't yapmaz she does not she doesn't yapmaz it does not it doesn't yapmaz we do not we don't yapmayız you do not you don't yapmazsınız they do not they don't yapmazlar olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı do I not? don't I? yapmam mı? do you not? don't you? yapmaz mısın? does he not? doesn't he? yapmaz mı? does she not? doesn't she? yapmaz mı? does it not? doesn't it? yapmaz mı? do we not? don't we? yapmaz mıyız? do you not? don't you? yapmaz mısınız? do they not? don't they? yapmazlar mı? geçmiş zaman olumlu olumlu şekil anlamı I did yaptım you did yaptın he did yaptı she did yaptı it did yaptı we did yaptık you did yaptınız they did yaptılar soru soru şekli anlamı did I? yaptım mı? did you? yaptın mı? did he? yaptı mı? did she? yaptı mı? did it? yaptı mı? did we? yaptık mı? did you? yaptınız mı? did they? yaptılar mı? olumsuz normal şekil kısaltılmış şekil anlamı I did not I didn't yapmadım you did not you didn't yapmadın he did not he didn't yapmadı she did not she didn't yapmadı it did not it didn't yapmadı we did not we didn't yapmadık you did not you didn't yapmadınız they did not they didn't yapmadılar olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı did I not? didn't I? yapmadım mı? did you not? didn't you? yapmadın mı? did he not? didn't he? yapmadı mı? did she not? didn't she? yapmadı mı? did it not? didn't it? yapmadı mı? did we not? didn't we? yapmadık mı? did you not? didn't you? yapmadınız mı? did they not? didn't they? yapmadılar mı? Tablolarda görüldüğü gibi to do fiilinin geçmiş hali olan did bütün şahıslarla aynı kalmaktadır. (to do) fiilinin yardımcı fiil olarak kullanılışı 1. to do fiili olağan fiillerle yapılmış geniş zaman ve geçmiş zaman cüm-lelerinin soru ve olumsuzlarının kuruluşunda kullanılır. Geniş zaman için do, geçmiş zaman için did şekli kullanılır. We go to school every day. Her gün okula gideriz. Do we go to school every day? Her gün okula gider miyiz? We don't go to school every day. Her gün okula gitmeyiz. We went to school yesterday. Dün okula gittik. Did we go to school yesterday? Dün okula gittik mi? We didn't go to school yesterday. Dün okula gitmedik. They work in the office. Büroda çalışırlar. Do they work in the office? Büroda mı çalışırlar? They don't work in the office. Büroda çalışmazlar. You opened all the windows. Bütün pencereleri açtınız. Did you open all the windows? Bütün pencereleri açtınız mı? You didn't open all the windows. Bütün pencereleri açmadınız. She writes a letter. Bir mektup yazar. Does she write a letter? Bir mektup mu yazar? She doesn't write a letter. Bir mektup yazmaz. He smokes cigarettes. Sigara içer. Does he smoke cigarettes? Sigara içer mi? He doesn't smoke cigarettes. Sigara içmez. Geçmiş zaman halindeki bir cümleyi soru veya olumsuz yapmak için did kullanıldığında cümlede geçmiş zaman halinde bulunan fiil mastar haline döner. He went to the cinema. Sinemaya gitti. Did he go to the cinema? Sinemaya mı gitti? He didn't go to the cinema. Sinemaya gitmedi. We helped the poor people. Yoksul halka yardım ettik. Did we help the poor people? Yoksul halka yardım ettik mi? We didn't help the poor people. Yoksul halka yardım etmedik. They understood the questions. Soruları anladılar. Did they understand the Soruları anladılar mı? questions? They didn't understand the Soruları anlamadılar. questions. 2. Üzerinde vurgu yapılmak istenen fiillerin mastar halleri önünde do kullanılır. Verilmek istenen anlam aşağıdaki örneklerde parantez içinde açıklanmaktadır. I did like your flowers. Çiçeklerinizi sevdim. (Çiçeklerinizi sevdiğimden kuşkunuz olmasın.) They did succeed. Başarılı oldular. (Başarılı olduk- larından kuşkunuz olmasın.) 3. Rica veya davet kuvvetlendirmek için emir halindeki cümle başına getirilir. Do come in. Giriniz. (Rica ederim giriniz.) Do have some more tea. Biraz daha çay alınız. (Ne olur, biraz daha çay alın.) Do stop that nonsense. Bu saçmalığı bırak. 4. Bir soruya cevap verirken esas fiilin tekrarlanmaması için onun yerine do kullanılarak kısa bir cevap yapılır. Do you like bananas? Muz sever misiniz? Yes, I do. Evet, severim. No, I don't. Hayır, sevmem. Buradaki Yes, I do. kısa cevabı, Yes, I like bananas. cümlesinin yerini, No, I don't. kısa cevabı ise No, I don't like bananas. cümlesinin yerini tutar. Does he come early? Erken gelir mi? Yes, he does. Evet, gelir. No, he doesn't. Hayır, gelmez. Did they learn the words? Sözcükleri öğrendiler mi? Yes, they did. Evet, öğrendiler. No, they didn't. Hayır, öğrenmediler. Did the driver see the rabbit? Şoför tavşanı gördü mü? Yes, he did. Evet, gördü. No, he didn't. Hayır, görmedi. Sondaki soru ve cevaplarında görüldüğü gibi, sorudaki isim yerine cevapta şahıs zamiri kullanılmaktadır. (The driver yerine he.) Does your mother come with you? Anneniz sizinle gelir mi? Yes, she does. Evet, gelir. No, she doesn't. Hayır, gelmez. 5. Question tags - pekiştirme sorusu (değil mi?) yapımında. You like potatoes, don't you? Patates seversin, değil mi? They like potatoes, don't they? Patates severler, değil mi? He comes late, doesn't he? Geç gelir, değil mi? Tom comes late, doesn't he? Tom geç gelir, değil mi? She doesn't go to school, does Okula gitmez, değil mi? she? We don't make many mistakes, Çok hata yapmayız, değil mi? do we? They came yesterday, didn't Dün geldiler, değil mi? they? They didn't come yesterday, Dün gelmediler, değil mi? did they? "Değil mi?" pekiştirme sorusu şu kurallar uyarınca yapılır: a. Cümle geniş zaman halinde ve olumluysa to do fiilinin olumsuz şekli kullanılır, don't. (Özne tekilse doesn't.) Bu sözcükler pekiştirme sorusunda zamirin önüne gelirler. You drink milk, don't you? Süt içersin, değil mi? He drinks milk, doesn't he? Süt içer, değil mi? b. Cümle geniş zaman halinde ve olumsuzsa to do fiilinin olumlu şekli kullanılır, do. (Özne tekilse does.) Bunlar pekiştirme sorusunda öznenin önünde yer alırlar. You don't drink milk, do you? Süt içmezsin, değil mi? He doesn't drink milk, does he? Süt içmez, değil mi? c. Cümlenin öznesi bir isimse pekiştirme sorusunda bunun yerine bir zamir kullanılır. Aşağıdaki örneklerde the girl yerine she, my father yerine he, the children yerine they kullanılmaktadır. The girl looks at the birds, Kız kuşlara bakar, değil mi? doesn't she? My father doesn't smoke too Babam çok sigara içmez, değil mi? much, does he? The children play in our garden, Çocuklar bahçemizde oynarlar, don't they? değil mi? d. Cümle geçmiş zaman halindeyse "değil mi?" did ile yapılır. Olumlu cümle için didn't, olumsuz cümle için did özne önüne getirilir. He broke the vase, didn't he? Vazoyu kırdı, değil mi? Martin broke the vase, didn't Martin vazoyu kırdı, değil mi? he? They didn't bring the book, did Kitabı getirmediler, değil mi? they? The boys didn't clean their Çocuklar sıralarını temizlemediler, desks, did they? değil mi? 6. Söylenen bir sözü onaylama, veya kabul etmeme ya da ona bir ek yapma halleri aşağıdaki örneklerini gördüğümüz şekilde yapılır. He makes many mistakes. Çok hata yapar. Yes, he does. Evet, öyle. (Evet, yapar.) They like our children. Çocuklarımızı severler. Yes, they do. Evet, öyle. (Evet, severler.) She drank all the wine. Bütün şarabı içti. Yes, she did. Evet, öyle. (Evet, içti.) She didn't call on us. Bizi ziyaret etmedi. No, she didn't. Evet, öyle. (Evet, etmedi.) Gordon didn't keep his promise. Gordon sözünü tutmadı. No, he didn't. Evet, öyle. (Evet, tutmadı.) They come late. Geç gelirler. No, they don't. Hayır, değil. (Hayır, gelmezler.) She knows a lot of stories. Çok öykü bilir. No, she doesn't. Hayır, değil. (Hayır, bilmez.) Your son drinks too much. Oğlun çok içer. No, he doesn't. Hayır, değil. (Hayır, içmez.) He went to the cinema. Sinemaya gitti. No, he didn't. Hayır, değil. (Hayır, gitmedi.) Mary washed the dishes. Mary bulaşıkları yıkadı. No, she didn't. Hayır, değil. (Hayır, yıkamadı.) Edward learns quickly. So does Edward çabuk öğrenir. Helen Helen. de öyle. She likes basketball. So do we. Basketbolu sever. Biz de öyle. They like fish. So do I. Balığı severler. Ben de öyle. He learnt English. So did they. O İngilizce öğrendi. Onlar da öyle. She lived in New York. So did he. New York'ta oturdu. O da öyle. She doesn't go to bed early. Erken yatmaz. Biz de öyle. Neither do we. They didn't write a letter. Bir mektup yazmadılar. O da öyle. Neither did she. He likes oranges. But I don't. O portakal sever. Ama ben sevmem. They drink beer. But we don't. Onlar bira içerler. Ama biz içmeyiz. They came late, but we didn't. Onlar geç geldiler, ama biz (geç) gelmedik. The girl wanted to go to the Kız sinemaya gitmek istedi, ama o cinema, but he didn't. istemedi. The boys went to the seaside, Çocuklar deniz kenarına gittiler, but I didn't. ama ben gitmedim. (to do) fiilinin olağan fiil olarak kullanılışı To do fiili olağan bir fiil olarak "yapmak" anlamında kullanılır. Bu durumda geniş zaman ve geçmiş zaman halinde soru ve olumsuzluğu yine do (did) ile yapılır. I do. Yaparım. Do I do? Yapar mıyım? I don't do. Yapmam. Don't I do? Yapmam mı? You do. Yaparsın. Do you do? Yapar mısın? You don't do. Yapmazsın. Don't you do? Yapmaz mısın? She does. Yapar. Does she do? Yapar mı? She doesn't do. Yapmaz. Doesn't she do? Yapmaz mı? We did. Yaptık. Did we do? Yaptık mı? We didn't do. Yapmadık. Didn't we do? Yapmadık mı? He did. Yaptı. Did he do? Yaptı mı? He didn't do. Yapmadı. Didn't he do? Yapmadı mı? Cümlelerdeki soru ve olumsuzlarda cümlede iki tane do olduğu görülüyor. Bunların biri cümleyi soru ve olumsuz hale sokmak için yardımcı bir fiil alarak kullanılmış "do", diğeri olağan fiil olarak "yapmak" anlamında kullanılmış "do" fiilidir. Do fiili olağan bir fiil olarak çeşitli cümle yapılarında kullanılabilir. Şimdiki zaman halinde sonuna ing alabilir. We do our shopping on Alışverişimizi cumartesi günleri Saturdays. yaparız. He does his homework Ev ödevini dikkatsiz bir şekilde carelessly. yapar. She is doing the exercises in Kitaptaki alıştırmaları yapıyor. the book. What are you doing? Ne yapıyorsunuz? What does he do in the evening? Akşamleyin ne yapar? Did they do any shopping? Hiç alışveriş yaptılar mı? What did you do? Ne yaptın? Don't do it. Onu yapma. What is she doing? O ne yapıyor? What does she do? O ne yapar? How did they do it? Onu nasıl yaptılar? They are doing something. Bir şey yapıyorlar. Can you do this? Bunu yapabilir misin? We are doing our own work. Kendi işimizi yapıyoruz. How do you do? Nasılsınız? (Yeni tanıştırılan kişilerin söylediği "Memnun oldum? anlamında)
__________________
MAY

Bir yardımcı fiil olan may fiillerin önüne gelerek şu anlamları belirtir:

1. izin
2. olasılık

May yardımcı fiili bütün şahıslar önünde aynı şeklini korur. Öznenin tekil veya çoğul olmasıyla bir değişikliğe uğramaz.

I may
you may
she may
they may

May yardımcı fiilinin geçmiş zaman şekli might’tır. Ancak bu sadece indirect speech - "nakledilen söz"de kullanılır. Yani içinde may olan bir söz nakledilen söz haline sokulunca may yerine, onun geçmiş şekli olan might kullanılır. Ayrıca bir cümlenin fiili geçmiş zaman halindeyse bu cümlede might kullanılır. Bunun dışında might genel olarak bir geçmiş zaman anlamı taşımaz. Küçük bir anlam farkıyla, may gibi şimdiki zaman cümlelerinde kullanılır. Ayrıca, yine may gibi, şart cümlelerinde yer alır.

Might da bütün şahıslarla aynı kalır.

I might
you might
she might
we might

Bütün yardımcı fiillerde olduğu gibi may (might) da cümle başına getirilirse cümle soru haline girer, yanına not konulursa olumsuz olur.

Not sözcüğü may ve might'la birleşerek kısalabilir. Bunlardan mayn't şekli pek kullanılmaz.

may yardımcı fiili

olumlu I (you, he, etc.) may

olumsuz may not

kısaltılmış mayn't
olumsuz

soru may I (you, he etc.)?

olumsuz may I (you, he, etc.) not?
soru

kısaltılmış mayn't I (you, he, etc.)?
olumsuz soru

might

olumlu I (you, he, etc.) might

olumsuz might not

kısaltılmış mightn't
olumsuz

soru might I (you, he, etc.)?

olumsuz might I (you, he, etc.) not?
soru

kısaltılmış mightn't I (you, he, etc.)?
olumsuz soru


(may) ile izin belirtme

May yardımcı fiili kök halinde (yani önünde to olmayan) fiil ile kullanılarak o fiilin yapılmasına izin verilme durumunu açıklar.

Bir fiili yapma iznine sahip oluş anlamı sadece I ve we zamirleri ile kullanıldığında vardır.

I may change the dress. Elbiseyi değiştirebilirim.
We may smoke in the library. Kütüphanede sigara içebiliriz.

Bu cümlelerde (Elbiseyi değiştirmeme izin var. Kütüphanede sigara içmeye iznimiz var.) anlamı vardır.

Cümlenin öznesi I ve we dışında olduğu zaman may ile kullanılan fiilin yapılmasına sözü söyleyen kişinin müsaade ettiği anlamı çıkar.

You may drink the milk. Sütü içebilirsiniz.
She may use the computer. Bilgisayarı kullanabilir.
They may put their books Kitaplarını masamın üstüne
on my table. koyabilirler.
You may bring your child. Çocuğunuzu getirebilirsiniz.

Bu cümlelerde (Sütü içmene izin veriyorum. Bilgisayarı kullanmasına izin veriyorum. Kitaplarını masama koymalarına izin veriyorum. Çocuğunu getirmene izin veriyorum.) anlamı vardır. Yani cümleyi söyleyen kişi kendi fikri olarak böyle bir izni verdiğini belirtmektedir. Resmi yasakları belirtmek için may not ile yapılan olumsuz cümlelere sıkça rastlanır.

The visitors may not touch the Ziyaretçiler heykellere dokunamaz-
statues. lar.
The students may not smoke Öğrenciler okul bahçesinde sigara
in the school garden. içemezler.
They may not bring their wives Eşlerini toplantıya getiremezler.
to the meeting.
People may not walk on İnsanlar çimen üzerinde
the grass. yürüyemezler.

Bu cümlelerin hepsinde bir yasaklama anlamı bulunmaktadır.

Soru halindeki may cümleleri hemen hemen daima I zamiri ile yapılmış soru cümleleri olarak görülür. İngilizcede çok kullanılan kibar bir soru şeklidir. Bir hareketin yapılmasına karşıdaki kişinin izin verip vermediğini sormak için kullanılır.

May I use your pen? Kalemini kullanabilir miyim?
May I open the window? Pencereyi açabilir miyim?
May I come with you? Sizinle gelebilir miyim?
May I see the painting? Tabloyu görebilir miyim?

Might izin belirtme konusunda, biraz önce söylendiği gibi, may ile yapılmış bir cümlenin nakledilen söz haline sokulmasında may'in geçmiş hali olarak onun yerini alır.

You may take the chair. Sandalyeyi alabilirsiniz.
He said we might take the chair. Sandalyeyi alabileceğimizi söyledi.
You may go. Gidebilirsiniz.
He said I might go. Gidebileceğimi söyledi.

Might ile yapılan soru cümlelerinde bir şeye izin verilip verilmeyeceği daha kuşkulu ve çekingen bir ifade ile sorulmuş olur. Bu durumda might geçmiş zaman anlamı taşımaz. Esasen, daha önce de değindiğimiz gibi, might yukarıda nakledilen söz ve fiili geçmiş halde bulunan bazı cümleler dışında geçmiş zaman anlamında kullanılmaz. Hep şimdiki zaman anlamı verir.

May I use the kitchen? Mutfağı kullanabilir miyim?
Might I use the kitchen? Mutfağı kullanabilir miyim?
İkinci cümle daha çekinilerek sorulan ve "Bilmem acaba mutfağı kullanmama izin verir misiniz?" gibi kuşku ve tereddüt anlamı taşıyan bir soru cümlesidir.


Might we go through your garden? Bahçenizden geçebilir miyiz?
Might I make a suggestion? Bir öneride bulunabilir miyim?

Bu cümleler de "Bilmem bahçenizden geçmemize izin verir misiniz?"

"Bir öneride bulunmama acaba izin verir misiniz?" gibi çekingen ve mütereddit olunduğunu gösteren bir anlam taşırlar.

May I ......?" yapısında kibar ve resmi bir izin isteme şekli olarak çok kullanılan may'in diğer kullanılışları ile yine izin anlamında might İngilizcede fazla kullanılmazlar.

İzin anlamında may yerine can daha fazla kullanılır. Bunu can konusunda görmekteyiz. May özellikle izin isteme sorularında daha kibar bir şekil olmasına karşın can daha çok kullanılan ve anlamı daha kapsamlı olan bir yardımcı fiildir.

May çeşitli zamanları meydana getirmek için yeterli şekillere sahip olma- dığından geçmiş zaman anlamı vermek için allow fiili, passive voice - edilgen çatı halinde kullanılır.

She may come. Gelebilir. (Gelmesine izin var.)
She was allowed to come. Gelebilirdi. (Gelmesine izin vardı.)

I may take the car. Otomobili alabilirim. (Almama izin
var.)
I was allowed to take the car. Otomobili alabilirdim. (Almama izin
vardı.)

They may stay in this cottage. Bu kulübede kalabilirler.
They were allowed to stay in Bu kulübede kalabilirlerdi.
this cottage. Kalmalarına izin vardı.)


(may - might) ile olasılık belirtme

May' in izin anlamını gördük. Şimdi de kök halindeki fiil önünde may veya might kullanılarak olasılık anlamının verilişini görelim.

He may come early. Erken gelebilir. (Erken gelmesi
ihtimali vardır.)
He might come early. Erken gelebilir. (Erken gelmesi
ihtimali vardır.)
Mary may change her mind. Mary fikrini değiştirebilir. (Mary'nin
fikrini değiştirmesi ihtimali vardır.)
Mary might change her mind. Mary fikrini değiştirebilir. (Mary'nin
fikrini değiştirmesi ihtimali vardır.)

We may not finish the work. İşi bitirmeyebiliriz. (İşi bitirmeme
ihtimalimiz vardır.)
We might not finish the work. İşi bitirmeyebiliriz. (İşi bitirmeme
ihtimalimiz vardır.)

I may call you again. Sana tekrar telefon edebiliri.
(Sana tekrar telefon etmem ihtimali
vardır.)
I might call you again. Sana tekrar telefon edebilirim.
(Sana tekrar telefon etmem ihtimali
vardır.)

She may be sleeping in her Odasında uyuyor olabilir. (Oda-
room. sında uyuyor olması ihtimali vardır.)
She might be sleeping in her Odasında uyuyor olabilir. (Oda-
room. sında uyuyor olması ihtimali vardır.)

Dick may be repairing the Dick bisikleti tamir ediyor olabilir.
bicycle. (Dick'in bisikleti tamir ediyor olması
ihtimali vardır.)
Dick might be repairing Dick bisikleti tamir ediyor olabilir.
the bicycle. (Dick'in bisikleti tamir ediyor olması
ihtimali vardır.)

May ile ifade edilen olasılık might ile yapılana nazaran daha kuvvetlidir. Ancak, söylenirken may üzerinde vurgu yapılırsa bu olasılığın zayıfladığı gösterilmiş olur.

He may keep his word. Sözünü tutabilir. (Sözünü tutması
muhtemeldir.)
cümlesinde may vurgulu olarak söylenirse "Sözünü tutması ihtimali pek kuvvetli değildir." anlamı çıkmış olur.

May ile might arasında küçük bir fark vardır. Might ile belirtilen olasılık may ile belirtilene nazaran biraz daha zayıftır.

She may buy a new dress. Yeni bir elbise alabilir.
She might buy a new dress. Yeni bir elbise alabilir.

cümlelerinin ikincisinde "yeni bir elbise alma" olasılığı birincisine göre daha zayıftır.

Might ile yapılan cümlede might sözcüğü vurgulu olarak söylenecek olursa vurgulu olarak söylenen may cümlesinden de daha zayıf bir olasılık, anlatılmış olur. Adeta bu olasılığın iyice ortadan kalktığı anlatılmış olur. Buna göre "yeni bir elbise alma" olasılığı yok gibidir.

Olasılık belirten olumlu ve olumsuz cümlelerde kullanıldığını gördüğümüz may, bu anlamda bir soru cümlesi meydana getirmek üzere cümlenin başına gelemez. Böyle bir soru cümlesi için Do you think ... ? Is it likely ...? gibi kalıplar içinde think ve likely sözcüklerinden yararlanılır.

Do you think it will be sunny? Hava güneşli mi olacak sence?
Do you think the bus will come Sence otobüs vaktinde gelecek mi?
in time?
Is it likely to rain? Yağmur yağması ihtimali var mı?

Have ile fiilin üçüncü şekli önünde kullanılan may (might) geçmişte olmuş şeylerin olasılık durumlarını anlatır.

Robert may have missed the bus Robert otobüsü kaçırmış olabilir,
because he didn't come to çünkü okula gelmedi. (Otobüsü ka-
school. çırmış olma olasılığı var.)
They might have left the house. Evi terk etmiş olabilirler. Hiç
We don't see any light. ışık görmüyoruz.

Have ile birlikte olan fiilin üçüncü şekli dışında cümlede geçmiş zaman halinde bir fiil varsa, örneğin cümle "indirect speech - nakledilen söz" halindeyse bu cümlede may değil might kullanılır.

He said that the students might Öğrencilerin yeni öğretmenle tanış-
have met the new teacher. mış olabileceklerini söyledi. (Öğren-
cilerin yeni öğretmenle tanışmış
olmaları olasılığı vardı.)

Sadece might ile yapılabilen bir olasılık anlamı da şudur: Have ve fiilin üçüncü şekli önünde kullanılan might gerçekleşmemiş, yani yapılmamış bir hareket olasılığını gösterir.

You might have killed the cat. Kediyi öldürmüş olabilirdin. (Kediyi
öldürmen olasılığı vardı, fakat
öldürmedin.)

Aynı cümlede might yerine may kullanılsaydı,

You may have killed the cat. Kediyi öldürmüş olabilirsin. (kediyi
öldürmüş olman olasılığı var.)

Bu cümlede kedinin ölmüş olup olmadığı belli değildir. Ölmüş olma olasılığı vardır.

We might have chosen a better Daha iyi bir bilgisayar seçebilirdik.
computer. (Seçme olasılığı vardı, fakat seçme-
dik)
They might have learnt English. İngilizce öğrenebilirlerdi.

If ile yapılan şart cümlelerinde will kullanıldığında kesin bir durum anlatılır. Will yerine may (might) kullanılırsa olasılık anlatılmış olur.

If she comes early, she will Erken gelirse sizinle konuşacak.
talk to you.
If she comes early, she may Erken gelirse sizinle konuşabilir.
talk to you. (Konuşma olasılığı var)
If she came early, she might Erken gelmiş olsaydı sizinle konu-
talk to you. şabilirdi. (konuşma olasılığı vardı)

If John studies hard, he will John çok çalışırsa başaracak.
succeed.
If John studies hard, he may John çok çalışırsa başarabilir.
succeed.
If John studied hard, he might John çok çalışsaydı başarabilirdi.
succeed.

May ve might yardımcı fiilleri as well sözcükleri ile birlikte bir fiil önünde kullanılırlarsa o fiilin yapılmasının uygun bir seçenek olduğunu belirtirler.

I may as well go home. Eve gideyim bari. (En iyisi eve git-
mem.)
We might as well play cards. En iyisi kâğıt oynayalım.

As well yerine just as well, might ile kullanılırsa cümledeki fiilin yapılmasının diğer seçenekler kadar uygun olduğu belirtilmiş olur.

You might just as well buy a car. Bir otomobil de alabilirsin. (Bir oto-
mobil alman da aynı derecede uy-
gundur.)

Bu cümlede başka şeyler almak yerine bir otomobil almanın gayet uygun bir seçenek olduğu söylenmektedir.

He might just as well come with Bizimle de gelebilir. (Bizimle
us. gelmesi de gayet uygundur.)
They might just as well take a Trenle de gidebilirler. (Trenle gitme-
train. leri de gayet uygun olabilir.)

May inanç ve ümit hisleriyle söylenen iyi dilekleri belirten cümlelerin başında yer alır.

May God be with you! Tanrı seninle olsun!
May you be happy! Mutlu olasın! (Mutlu olmanı dilerim.)
May the New Year bring you Yeni Yıl size mutluluk getirsin!
happiness!
May your dreams come true! Düşleriniz gerçekleşsin!

Might üzerinde ısrarla durulan bir isteği ve bunun yerine getirilmemesinden doğan kızgınlığı belirtir.

You might ask them for more Onlardan daha fazla para
money. istemelisin.

Bu cümlede isteme işinin yeterince yapılmamış olmasından bir şikâyet ve kızma anlamı vardır.

She might be helpful to her Kızkardeşine yardımcı olabilir.
sister. (Niçin yardımcı olmuyor?)
You might ask the headmaster Okuldan ayrılmadan önce müdüre
before you leave the school. sormalısın.
They might listen to their Babalarını dinlemeliler.
father.

Helen might study her lessons. Helen derslerine çalışmalı.
He might bring some wood for Ateş için bir miktar odun getirmeli.
the fire.
She might have paid for the hat. Şapkanın parasını ödemeliydi. (Ama
ödemedi.)
We might have answered their Onların mektuplarına cevap verme-
letters. liydik.

eLa GöZLüM
05-02-2008, 07:59 PM
MUST

Must fiiilerin önüne gelerek o fiilin yapılmasının gerekli ve zorunlu olduğunu ifade eden bir yardımcı fiildir. Sadece tek şekli vardır. Bu şekli geniş zaman ve gelecek zaman anlamı verir.

Must yardımcı fiilinin anlamına yakın bir anlamı olan have to da aynı şekilde kullanılır. Have to yardımcı fiilinin geniş zaman (have to), gelecek zaman (will have to) ve geçmiş zaman (had to) şekilleri vardır.

Must yardımcı fiili Türkçeye "-meli, -malı" ekiyle çevrilebilir. Verdiği anlam, önünde bulunduğu fiilin yapılmasının zorunlu olduğudur. Kök halindeki fiilin önünde yer alır.

She must clean her table. Masasını temizlemeli.
Andrew must finish his work. Andrew işini bitirmeli.
The girls must wait in the garden. Kızlar bahçede beklemeli.
His brother must take the plates Erkek kardeşi tabakları mutfağa gö-
to the kitchen. türmeli.
We must change our clothes. Elbiselerimizi değiştirmeliyiz.
I must give you a clean towel. Sana temiz bir havlu vermeliyim.
They must keep their room clean Odalarını temiz ve tertipli tutmalılar.
and tidy.
He must get up at seven o'clock. Saat yedide kalkmalı.
Must ile ifade edilen zorunluluk sözü söyleyen tarafından ortaya konulan bir zorunluluk, kuvvetli bir istek veya öneridir.

You must bring the books. Kitapları getirmelisin.

cümlesi "Kitapları getirmeni mutlaka istiyorum. Kitapları getirmeni emre-diyorum." gibi bir anlam taşımaktadır.

She must help her mother. Annesine yardım etmeli.

cümlesi de yine sözü söyleyenin "mutlaka yardım edilmesi" isteğini belirt-mektedir.

Sözü söyleyen bu zorunluluğu kendisi için de ifade edebilir.

I must learn English. İngilizce öğrenmeliyim.

cümlesinde sözü söyleyen İngilizce öğrenmesinin zorunlu olduğunu düşün-düğünü belirtmektedir. Bu cümlede "Bence İngilizce öğrenmem şart." anlamı vardır.


(must) ile soru cümleleri

Must cümle başına alınarak yapılan sorularda kendisine soru sorulan kişinin böyle bir zorunluluk görüp görmediği sorulmuş olur.

Must Dora go to the party? Dora ziyafete gitmeli mi? (Gitmesini
şart görüyor musunuz? Gitmek
zorunda mı?)

Bu cümlede sorunun yöneltildiği kimsenin Dora'nın ziyafete gelmesini mutlaka isteyip istemediği veya zorunlu görüp görmediği sorulmaktadır.

Must they change the sheets? Çarşafları değiştirmeliler mi? (Mut-
laka değiştirmelerini istiyor musu-
nuz?)
Must I answer all the questions? Bütün sorulara cevap vermeli
miyim? (Cevap vermek zorunda
mıyım?)
Must we wait outside? Dışarıda mı beklemeliyiz? (Dışarıda
beklememiz zorunlu mu?)
Must the visitors leave their Ziyaretçiler fotoğraf makinelerini
cameras at the entrance of müzenin girişinde bırakmalılar mı?
the museum? (Bırakmaları zorunlu görülüyor mu?)



(must) ile olumsuz cümle (olumsuz zorunluluk-yasak)

Must yardımcı fiilinin not ile meydana getirdiği olumsuzluk, olumsuz bir zorunluluk, sözü söyleyenin kuvvetli bir önerisi veya ortaya konulan bir yasağı ifade eder. Must not sözcükleri birleşerek kısaltma yapılabilir: mustn't. Must not geniş zaman ve gelecek zaman anlamında kullanılır.

You must not (mustn't) touch Çiçeklere dokunmamalısın.
the flowers.

Bu cümlede "Çiçeklere dokunmanı yasaklıyorum. Çiçeklere dokunmamanı önemle belirtirim." anlamında bir yasak veya kuvvetli bir öneri anlamı vardır.


He must not lie to his father. Babasına yalan söylememeli.
He must not use their tools. Onların aletlerini kullanmamalı.
She must not make a noise in Sınıfta gürültü yapmamalı.
the classroom.
People must not cross the Kırmızı ışık yanıyorken insanlar so-
street when the red light is on. kağın bir tarafından diğer tarafına
geçmemeli.
Allan must not drink too much. Allan çok fazla içmemeli.
I must not keep you. You may Sizi tutmamalıyım. Otobüsü kaçıra-
miss the bus. bilirsiniz.

She must not bring her children Çocuklarını buraya getirmemeli.
here.
We must not smoke in the Yatak odasında sigara içmemeliyiz.
bedroom.


tahmin göstermede (must)

Bir konuda verilen bilgilere göre tahmin yürütmek veya sonuç çıkarmak için must kullanılır. Bu durumda çoğunlukla must yanında be bulunur. Aynı durum Türkçede de vardır. Must'ın karşılığı olan "-meli, -malı" eki bu amaçla kullanılır.

They worked for ten hours. They On saat çalıştılar. Yorgun olmalılar.
must be tired. (yorgun olduklarını tahmin ederiz.)
She was looking for you. She Seni arıyordu. Şimdi senin büronda
must be in your office now. olmalı. (Herhalde bürondadır.)
The village is ten kilometres Köy buradan on kilometre. İki saat
from here. It must take two sürmeli. (Herhalde iki saat sürer.)
hours.
Tom wants an aspirine. He must Tom bir asprin istiyor. Başı ağrıyor
have a headache. olmalı.
Did you hear the doorbell? It Kapı zilini duydun mu? Audrey
must be Audrey. olmalı.
Geçmişteki bir olay için sonuç çıkarma must'tan sonra have ve fiilin üçüncü şeklini kullanmak suretiyle olur.

She has a diamond ring. She Bir pırlanta yüzüğü var. Onu çalmış
must have stolen it. olmalı.
Şerif's toy was in the dustbin. Şerif'in oyuncağı çöp kutusundaydı.
He must have broken it. Onu kırmış olmalı.
Your daughter wasn't among the Sizin kızınız kızlar arasında değildi.
girls. She must have left the Toplantıyı erken terk etmiş olmalı.
meeting early.
You are late again. You must Yine geç kaldın. Birahanedeki arka-
have visited your friends at daşlarını ziyaret etmiş olmalısın.
the pub.
__________________

HAVE TO

Must ile bir zorunluluk, mecburiyet veya öneri ifade edildiği ve bunun sözü söyleyen kişinin isteği olduğunu gördük.

Bir şeyin yapılması gereğinin sözü söyleyen kişinin ortaya koyduğu bir zorunluluk değil, bunun dışında, örneğin kurallar, alışkanlıklar gibi faktörlerin meydana getirdiği zorunluluk olması halinde must yerine have to kullanılır. Bunu örnekler üzerinde açıklayalım:

She must wash the dishes. Bulaşıkları yıkamalı.
She has to wash the dishes. Bulaşıkları yıkamalı.

İlk cümlede, sözü söyleyen böyle bir mecburiyeti kendisinin ortaya koyduğunu söylemektedir. Bu cümlede "Bulaşıkları yıkamasını ben istiyorum." anlamı vardır. İkinci cümlede "Bulaşıkları yıkaması onun görevidir. Kural budur. Durum bunu gerektiriyor." anlamı vardır.

You must take these pills every Her sabah bu hapları almalısın. (Al-
morning. manı ben istiyorum.)
You have to take these pills Her sabah bu hapları almalısın. (ila-
every morning. cın böyle alınması tarif edilmiş.)
She must wait in the other room. Diğer odada beklemeli. (Ben orada
beklemesini istiyorum.)
She has to wait in the other Diğer odada beklemeli. (Kurallara
room. veya âdete göre diğer odada bekle-
mesi gerekli.)
The students must study hard. Öğrenciler çok çalışmalı. (Bence
çok çalışmaları zorunlu.)
The students have to study hard. Öğrenciler çok çalışmalı. (Çok ça-
lışmaları bir kural ve gerek.)
They must be at their shop Her gün dükkânlarında olmalılar.
every day. (Olmalarını şart görüyorum.)
They have to be at their shop Her gün dükkânlarında olmalılar.
every day. (Olmaları kural ve alışkanlık gereği.)

You have to show your possport Sınırda pasaportunu göstermek
at the frontier. mecburiyetindesiniz. (Kural gereği
zorunluluk)
He has to pay tax for these. Bunlar için vergi ödemek zorunda-
dır.
Eleanor has to look after her Eleanor kız kardeşine bakmak
sister. zorundadır.
We have to renew the Aboneyi her yıl yenilemek zorun-
subscription every year. dayız.


have got to

Have to yapısına çoğu zaman got sözcüğü eklenir. Bu durumda cümle her zaman için değil bir defalık bir zorunluluğu gösterir. Got kullanılmadan have to ile yapılan cümle ise hem her zaman için hem de bir defalık zorunluluğu ifade edebilir.

She has to clean the windows. Pencereleri temizletmek mecburi-
yetindedir. (Her zaman veya o sefer
için.)
She has got to clean the Pencereleri temizlemek mecburi-
windows. yetindedir. (Bir sefere mahsus
gereklilik.)
We have got to be there at Saat yedide orada olmalıyız. (Bir
seven o'clock. sefere özgü gereklilik.)
I have got to finish the work İşi çok çabuk bitirmeliyim. (Bu işe
very quickly. mahsus gereklilik.)
The man has got to carry the Adam çantaları kendisi taşımak zo-
bags himself. rundadır. (O sefere mahsus bir zo-
runluluk.)

Have to ile soru cümleleri

Bu cümleler yukarıda gördüğümüz cümleler gibi dış etkenler, kurallar, alışkanlıklar anlamında soru cümleleridir.

İki türlü meydana getirilebilirler: birincisi have cümle başına alınarak, ikincisi cümle başında do kullanılarak. Her ikisinin de anlamı aynıdır.

Have you to work for them? Onlar için çalışmak zorunda mısın?
Do you have to work for them? Onlar için çalışmak zorunda mısın?

Aynı anlamda olan bu iki şekilden ikincisi her zaman için tekrarlanan, yapılması âdet olan hareketler için kullanılır. İlk şekil bunun dışındaki durumlarda kullanılır. Bu şekle got sözcüğü de konulabilir. Olumluda gördüğümüz gibi got ile yapılan cümle bir defalık zorunluluğu gösterir.

Have they got to bring their Sürücü belgelerini getirmek zorun-
driving licences? dalar mı?
Do they have to shave every Her sabah tıraş olmak zorundalar-
morning? lar mı?
Has she got to finish it Onu çabuk bitirmek zorunda mı?
quickly?
Does she have to teach two Günde iki saat ders vermek zorunda
hours a day? mı?

Bu örneklerden do başa getirilerek yapılmış sorularda tekrarlanma fikri mevcuttur.

Have I got to be present at the Toplantıda hazır olmak zorunda mı-
meeting? yım?
Have you got to obey their Onların emirlerine itaat etmek
orders? zorunda mısın?
Has he got to sell his house Evini derhal satmak zorunda mı?
at once?

Do you have to sweep the floor Yeri sık sık süpürmek zorunda mı-
often? sın?
Does Betty have to take the ten Betty on otuz trenine binmek zorun-
thirty train? da mı?
Do the children have to do Çocuklar her gün ev ödevi yapmak
homework every day? zorunda mı?

Must soru cümlesiyle have (got) to soru cümlesi arasındaki fark bu iki tipin olumlu cümlelerdeki anlam farkı gibidir. Must ile yapılan, sözü söyleyenin isteğini belirtmekte, have to ile yapılan, dış koşulların ortaya çıkardığı gerekliliği anlatmaktadır.

Must she change the plate? Tabağı değiştirmeli mi? (Öyle yap-
masını istiyor musun?)
Has she got to change the plate? Tabağı değiştirmeli mi? (Değiştir-
mek zorunda mı? Değiştirmesi
kuralı var mı?)

Must we pay for the drink? İçki için ödeme yapmalı mıyız?
Bunu gerekli görüyor musunuz?)
Have we got to pay for the İçki için ödeme yapmalı mıyız?
drink? (Kural veya usul ödememizi
gerektiriyor mu?)



Gelecek zaman soruları shall (will) have to şeklinde yapılır.

ShaIl I have to read these books? Bu kitapları okumak zorunda olacak
mıyım?
Will shehave to feed the dogs? Köpekleri beslemek zorunda olacak
mıyım?
Will they have to carry their Bagajlarını kendileri taşımak zorun-
luggage themselves? da kalacaklar mı?

Geçmiş zaman soruları yukarıda gördüğümüz iki tipte yapılır. Birincisi have yerine onun geçmiş şekli olan had sözcüğünü cümlenin başına getirmek suretiyle; ikincisi, do yerine onun geçmiş şekli olan did'i cümle başına getirmek suretiyle. İki şekil arasında anlam farkı yoktur.

Had you got to answer their Onların sorularına cevap vermek
questions? zorunda kaldın mı?
Did you have to answer their Onların sorularına cevap vermek
questions? zorunda kaldın mı?

Had she got to earn money for Çocukları için para kazanmak
her children? zorunda kaldı mı?
Did she have to earn money for Çocukları için para kazanmak
her children? zorunda kaldı mı?

Had they got to repair the Traktörü kendileri tamir etmek
tractor themselves? zorunda kaldılar mı?
Did they have to repair the Traktörü kendileri tamir etmek
tractor themselves? zorunda kaldılar mı?


(have to) ile olumsuzluk hali

İki şekilde yapılır: birincisi haven't to (veya haven't got to) şeklinde, ikincisi don't have to şeklinde.

Don't have to hem her zaman tekrarlanan hareketler, hem de bir defalık

hareketler için kullanılabilir. Haven't (got) to ise bir defalık hareketler için kullanılır.

You don't have to answer the Mektuba cevap vermek zorunda de-
letter. ğilsin. (Zorunluluk olmayışı her
zaman için geçerli.)
You haven't got to answer the Mektuba cevap vermek zorunda de-
letter. ğilsin. (Şu anda böyle bir zorun-
luluk yok.)

She doesn't have to look after Sizin çocuklarınıza bakmak zorunda
your children. değil. (Her zaman için böyle bir
zorunluluk yok.)
She hasn't got to look after Sizin çocuklarınıza bakmak zorunda
your children. değil. (Şu an için böyle bir zorun-
luluğu yok.)

Gelecek zaman won't (shan't) have to şeklinde yapılır.

He won't have to write the Cümleleri tekrar yazmak zorunda
sentences again. kalmayacak.
We shan't have to work on Cumartesi günleri çalışmak
Saturdays. zorunda kalmayacağız.
Bernard won't have to spend Bernard para harcamak zorunda
money. kalmayacak.

Geçmiş zaman didn't have to ve hadn't got to ile yapılır.

She didn't have to wear long Uzun eteklikler giymek zorunda
skirts. kalmadı.
We didn't have to carry the Ağır bavulları taşımak zorunda
heavy suitcases. kalmadık.

I hadn't got to accept their Onların teklifini kabul etmek
offer. zorunda kalmadım.
He hadn't got to repair the Otomobili kendi tamir etmek
car himself. zorunda kalmadı.

Must ve have to'nun geniş zaman, gelecek zaman ve geçmiş zaman halinde kullanılış şekillerini bir çizelge halinde görelim:

(must) ve (have to) kullanılışı

zaman olumlu olumsuz soru


mustn't must ..?
geniş zaman must haven't (got) to have...got to?
have (got) to don't have to do...have to?

must mustn't must ..?
gelecek zaman will have to won't have to will...have to?

didn't have to did ...have to?
geçmiş zaman had to hadn't (got) to had...got to?
__________________
NEED

Must, sözü söyleyen kişinin bir hareketin yapılmasını zorunlu gördüğünü, have to'nun yine bir hareketin yapılmasının zorunlu oluşunu belirttiğini, ancak bu zorunluluğun sözü söyleyenin isteği değil, durum, kural gibi dış etkenlerin meydana getirdiği bir zorunluluk olduğunu inceledikten sonra yardımcı fiillerle anlam yakınlığı olan need fiilini görelim:

Need fiili iki şekilde kullanılır. Birincisi normal bir fiil olarak, diğeri yardımcı fiil olarak.

Normal bir fiil olarak kullanıldığında bütün diğer fiillerin uyduğu kurallara göre kullanılır. Verdiği anlam "ihtiyacı olmak" tır.

I need your help. Yardımına Ihtiyacım var.
He needs some hot water. Biraz sıcak suya ihtiyacı var mı?
They need better equipment Daha iyi malzemeye ihtiyaçları var.
Gloria needs new dresses. Gloria'nın yeni elbiselere ihtiyacı
var.
Do you need any money? Hiç paraya ihtiyacın var mı?
We don't need your advice. Öğüdünüze ihtiyacımız yok.
She didn't need the car then. O zaman otomobile ihtiyacı yoktu.
Did he need' a typepwriter? Daktiloya ihtiyacı var mıydı?
Will they need a map? Bir haritaya ihtiyaçları olacak mı?
You will need a boat. Bir kayığa ihtiyacınız olacak.
How many workors wilI you need? Kaç işçiye ihtiyacınız olacak?
He needed a lot of milk for Çocukları için çok süte ihtiyacı
his children. vardı.

Need yardımcı fiil olarak kullanıldığında diğer yardımcı fiiller gibidir. Öznenin tekil olması halinde sonuna s almaz, geçmiş zaman şekli yoktur. Sadece geniş zaman ve gelecek zaman için kullanılır. Olumsuz şekli need not, kısaltılmışı needn't şeklindedir. Soru hali need özne önüne getirilerek yapılır.

Yardımcı fiil olarak kullanılan need fiilin kök hali, yani to'suz şekli ile bulunur.

Need bu anlamda olumlu cümlede kullanılmaz. Ancak olumsuz bir fiili takiben gelirse veya cümlede şüphe veya never, hardly gibi sözcükler nedeniyle olumsuz bir anlam varsa need olumlu halde kullanılabilir.

Do you think he need go with Onlarla gitmesi gerekir mi dersiniz?
them?
They want my help, but I don't Yardımımı istiyorlar, fakat onlara
think I need help them. yardım etmem gerektiğini zannet-
miyorum.


need not

Need yardımcı fiili olumsuz olarak kullanıldığında mecburiyet olmayış anlamını verir. Must not ile sözü söyleyen tarafından bir şeyin yapılmaması istenmekte, yani bir yasak belirtilmektedir. Need not ile yine sözü söyleyenin bir kararı belirtilmektedir. Ancak, bu karar bir fiilin yapılmasının mecburi olmadığı şeklindedir.

You must not answer them. Onlara cevap vermemelisin. (Onlara
cevap vermen yasaktır.)
You need not answer them. Onlara cevap vermek mecburiye-
tinde değilsin. (Cevap vermeye
mecbur tutmuyorum.)
You mustn't tell her. Ona söylememelisin.
You needn't tell her. Ona söylemek mecburiyetinde
değilsin. (Gerek yok.)
She needn't get up so early. Bu kadar erken kalkmasına
gerek yok.
They needn't bring their food Yiyeceklerini beraberlerinde
with them. getirmelerine gerek yok.
Martin needn't take these pills. Martin'in bu hapları almasına
gerek yok.


(needn't) ve (have) ile fiilin 3. şeklinin kullanılması

Bu yapıda kullanılan bir fiilin gereksiz yere, boşuna yapıldığı anlatılmış olur.

She needn't have written the Mektupları yazmasına gerek yoktu.
letters. Boşuna yazdı.)
They needn't have waited for Öğretmeni beklemelerine gerek
the teacher. yoktu. (Boşuna beklediler.)
Hilda needn't have brought the Hilda'nın kitabı getirmesine
book. We had it in our library. gerek yoktu. O kitaplığımızda
vardı. (Boşuna getirdi.)
We needn't have walked to the İstasyona yürümemize gerek yoktu.
station. Mary could have taken us Mary bizi oraya arabasında götü-
there in her car. rebilirdi. (Boşuna yürüdük.)
You needn't have bought such Böyle pahalı bir oyuncağı almana
an expensive toy. gerek yoktu.


didn't need to

Yukarıda örneklerini gördüğümüz olumsuz cümleler gibi didn't need to ile de olumsuzluk hali yapılabilir. Burada need fiili yardımcı fiil değil olağan fiil durumundadır. Bu tip cümlelerin diğerinden farkı, söz konusu olan fiilin gerçekleşip gerçekleşmediğinin bilinmemesidir.
You needn't have cleaned the Masayı temizlemene gerek yoktu.
table. (Boşuna temizledin.)

anlamındadır. Bu cümle didn't need to ile yapılırsa,

You didn't need to clean the Masayı temizlemene gerek yoktu.
table.

anlamını verir. Burada temizlemenin yapılıp yapılmadığı belli değildir.

We needn't have gone to the Karakola gitmemize gerek yoktu.
police-station. (Boşuna gittik.)
We didn't need to go to the Karakola gitmemize gerek yoktu.
police-station. (Gidip gitmediğimiz belli değil.)

Görüldüğü gibi ilk şekilde have ile fiilin 3. şekli (gone) kullanılmış, ikincisinde need'ten sonra gelen fiil mastar halinde (to go) yer almıştır.

He needn't have quarrelled with Arkadaşlarıyla kavga etmesine
his friends. gerek yoktu. (Boşuna kavga etti.)
He didn't need to quarrel with Arkadaşlarıyla kavga etmesine
his friends. gerek yoktu. (Edip etmediği belli
değil.)

Norman needn't have carried Norman'ın bavulları taşımasına
the suitcases. gerek yoktu. (Boşuna taşıdı.)
Norman didn't need to carry Norman'ın bavulları taşımasına
the suitcases. gerek yoktu.


(need) ile soru cümlesi

Must ile yapılan soruda olduğu gibi need ile soruda da kendisine soru yöneltilen kişinin şahsi fikri sorulmaktadır.

Must I give you my passport? Size pasaportumu vermeli miyim?
(Vermemi gerekli görüyor musunuz?

Need I give you my passport? Size pasaportumu vermem gerekli
mi? (Vermemi gerekli görüyor
musunuz?)

Need ile yapılan soruda olumsuz bir cevap umulmaktadır. Örneğin yukarıdaki soruda (Pasaportumu vermemi gerekli görmüyorsunuz, değil mi?) gibi bir anlam vardır.

Must she type the letter again? Mektubu tekrar daktilo etmeli mi?
Need she type the letter again? Mektubu tekrar daktilo etmesine ge-
rek var mı?
Need I get up early tomorrow? Yarın erken kalkmama gerek
var mı?
Need they shave every morning? Her sabah tıraş olmalarına gerek
var mı?
Need he wash his shoes? He is Ayakkabılarını yıkamasına gerek var
very tired. mı? Çok yorgun.
__________________
DARE Dare fiili olumlu olarak kullanıldığında olağan bir fiil gibi çekimlenir. Fakat soru ve olumsuz halde olunca hem olağan bir fiil gibi hem de bir yardımcı fiil gibi çekimlenebilir. Dare fiili "cesaret etmek, cüret etmek" anlamını verir. Dare olumlu cümlelerde pek kullanılmaz. Does she dare to shout at them? Onlara bağırmağa cesaret eder mi? Dare she shout at them? Onlara bağırmağa cesaret eder mi? Do you dare to go there alone? Oraya yalnız gitmeye cesaret eder misin? Dare you go there alone? Oraya yalnız gitmeye cesaret eder misin? They don't dare to swim to the Kayığa yüzmeye cesaret etmezler. boat. They dare not swim to the boat. Kayığa yüzmeye cesaret etmezler. She didn't dare to repair the Saati tamir etmeye cesaret etmedi. clock. She dared not repair the clock. Saati tamir etmeye cesaret etmedi. İlk cümlelerde kurala göre to olması gerektiği halde pratikte çoğunlukla bu atılır. daresay "Zannederim, belki" anlamında bir deyimdir. Sadece I zamiri ile kullanılır. I daresay he'll be late again. Galiba yine geç kalacak. I daresay he is right. Galiba o haklı. how dare How soru sözcüğü ile kullanıldığında "ne cüretle ...? ne cesaretle...?" anlamında bir öfke ifade eder. How dare you call me a liar? Ne cüretle bana yalancı diyorsun? Haw dared he touch my money? Ne cesaretle parama dokundu? How dare she say such things Ne cesaretle bizim hakkımızda about us? böyle şeyler söyler?

eLa GöZLüM
05-02-2008, 07:59 PM
USED TO

Bir yardımcı fiildir. Sadece geçmiş şekli vardır. Her şahıs için kullanılan tek şekli used'tur. Not ile birleşerek kısalabilir: used not (usedn't).

Cümle başına gelerek soru olur.

Önüne geldiği fiilin eskiden tekrar tekrar yapıldığını gösterir.

I often used to go to the cinema. Sinemaya sık sık giderdim.
We used to drink apple juice. Elma suyu içerdik.
She used to smoke twenty ciga- Günde yirmi sigara içerdi.
rettes a day.

He used to play tennis. Tenis oynardı.
He usedn't to play tennis. Tenis oynamazdı.
Used he to play tennis? Tenis oynar mıydı?

Used to yardımcı fiili did ile de soru ve olumsuz yapılabilir. Bu şekil konuşma dilinde oldukça yaygındır. Did kullanılınca used içindeki geçmiş zaman takısı ed kalkar, use olur.

I usedn't to go there. Oraya gitmezdim.
I didn't use to go there. Oraya gitmezdim.
She usedn't to wait for us. Bizi beklemezdi.
She didn't use to wait for us. Bizi beklemezdi.

Used he to help you? Size yardım eder miydi?
Did he use to help you? Size yardım eder miydi?

Used they to walk to the park? Parka yürürler miydi?
Did they use to walk to the park? Parka yürürler miydi?


be used to

Bu yapıda kullanılan used yukarıda gördüğümüz yardımcı fiil anlamından tamamen değişiktir. Burada "alışık" anlamında bir sıfattır.

I am used to cold weather. Soğuk havaya alışığım.
He is used to working in the Tarlalarda çalışmaya alışıktır.
fields.
We are used to these new Bu yeni makinelere alışığız.
machines.

They are used to waiting in Kuyruklarda beklemeye alışıktırlar.
queues.
She is used to getting up early. Erken kalkmaya alışıktır.
She was used to getting up early. Erken kalkmaya alışıktı.
She will be used to getting up Erken kalkmaya alışacak.
early.

Get ile used bir fiil meydana getirirler, "alışmak".

I am used to working in the Bahçede çalışmaya alışıkım.
garden.
I get used to working in the Bahçede çalışmaya alışırım.
garden.
I got used to working in the Bahçede çalışmaya alıştım.
garden.
I will get used to working in Bahçede çalışmaya alışacağım.
the garden.
He got used to driving in İngiltere'de araba kullanmaya
England. alıştı.
You'll get used to carrying Bavullarını kendin taşımaya alışa-
your suitcases yourself. caksın.
She got used to cooking. Yemek pişirmeye alıştı.
__________________
SHALL, SHOULD

Shall bir yardımcı fiildir. Olumlu cümlede özne ile 'll şeklinde kaynaşabilir. Not ile kısalmış şekli shan't'tır.

Yardımcı fiillerin hemen hepsinde olduğu gibi shall de to'suz fiille kullanılır.

Shall gelecek zaman cümlesinde I ve we zamirleri ile kullanılır.

I shall see them tomorrow. Onları yarın göreceğim.
We shall bring the chairs. Sandalyeleri getireceğiz.
I shall show them the old coins. Onlara eski madeni paraları
göstereceğim.
We shall learn the truth soon. Gerçeği yakında öğreneceğiz.

Böyle bir yapıda shall yerine will kullanılırsa sözü söyleyenin o fiili yapmaya niyetli ve istekli olduğu belirtilmiş olur.

I shall talk to the tourists. Turistlerle konuşacağım.
I will talk to the tourists. Turistlerle konuşacağım.


İkinci cümlede konuşma eylemini yapmaya kararlı ve istekli olunduğu belirtilmektedir.

We shan't wait at home. Evde beklemeyeceğiz.
We won't wait at home. Evde beklemeyeceğiz.
Yine won't ile yapılmış cümlede bir kararlılık ve niyet vardır.

Yukarıda açıklandığı gibi niyet belirtmeyen gelecek zaman cümlelerinde I ve we ile shall kullanılması gramer bakımından doğru olan şekildir. Fakat pratikte çoğunlukla shall yerine de will kullanılmaktadır.

I shall buy another hat. Başka bir şapka satın alacağım.
I will buy another hat. Başka bir şapka satın alacağım.

We shall take the pills regularly. Hapları düzenli olarak alacağız.
We will take the pills regularly. Hapları düzenli olarak alacağız.


shall I?

Sadece istek ve fikrini sorma için I ve we zamirleri ile yapılan, aşağıdaki örneklerde göreceğimiz sorularda mutlaka shall kullanılır.

Shall I bring anything for you? Sizin için bir şey getireyim mi?
Shall I open the door? Kapıyı açayım mı?
Shall I type the letter again? Mektubu tekrar daktilo edeyim mi?
Shall I take the children to Çocukları parka götüreyim mi?
the park?
Shall we go to the cinema? Sinemaya gidelim mi?
Shall we wait here? Burada bekleyelim mi?

Where shall I put the chair? Sandalyeyi nereye koyayım?
How shall we answer these Bu sorulara nasıl cevap verelim?
questions?

Bu cümlelerin Türkçelerinde "getirecek miyim?, açacak mıyım?" gibi gelecek zaman değil, şimdiki zaman ifadeleri kullanıldığını görmekteyiz. Shall'in bu biçimde kullanıldığında verdiği anlam budur.

Shall I change the plate? Tabağı değiştireyim mi? Değiş-
tirecek miyim? değil)
Shall we drink wine? Şarap içelim mi? (İçecek miyiz?
değil)

Shall, I ve we dışındaki şahıs zamirleriyle kullanılırsa bir emir, vaat veya tehdit ifade eder.

You shall have a prize. Bir ödül alacaksın. (vaat)
He shall be punished. Cezalandırılacak. (tehdit)
The students shall write their Öğrenciler isimlerini kartlara yaza-
names on the cards. caklar. (emir)
They shall not touch the roses. Güllere dokunmayacaklar. (tehdit)
__________________










SHOULD

Should, shall'in geçmiş zaman halidir. Fakat bu şekil kullanılışı hemen hemen sadece nakledilen sözde vardır. Shall ile yapılmış bir cümle nakledilen söz şekline sokulunca shall yerine should kullanılır.

I shall eat the cake. Pastayı yiyeceğim.
He said he should eat the cake. Pastayı yiyeceğini söyledi.
Shall we clean the walls? Duvarları temizleyelim mi?
They asked if they should clean Duvarları temizleyip temizleyeme-
the walls. yeceklerini sordu.

Bunun dışında should'un pek çok kullanılış yeri vardır. Bunlar hep şimdiki zaman ve gelecek zaman anlamındadırlar.

Shall ile fikir ve öğüt sormak için yapılan cümlelerde shall yerine should kullanılabilir.

Shall I wash the dishes? Bulaşığı yıkayayım mı?
Should I wash the dishes? Bulaşık yıkayayım mı?

Shall we meet at the station? İstasyonda buluşalım mı?
Should we meet at the station? İstasyonda buluşalım mı?

Where shall I take them? Onları nereye götüreyim?
Where should I take them? Onları nereye götüreyim?

Should bir şeyin yapılmasının doğru, makul ve görev olduğunu öğütlemek için kullanılır. Bu kullanılışı ought ile aynı anlamdadır.

You ought to visit your elders. Büyüklerinizi ziyaret etmelisiniz.
You should visit your elders. Büyüklerinizi ziyaret etmelisiniz.
They should drive more care****y Kalabalık bölgelerde daha dikkatli
in crowded areas. araba kullanmalılar.
You should listen to your teacher. Öğretmenini dinlemelisin.
You should take this medicine Bu ilacı düzenli olarak almalısın.
regularly.
He shouldn't make any noise Kitaplıkta hiç gürültü yapmamalı.
in the library.
We should park behind the Binanın arkasında park etmeliyiz.
building.
She shouldn't spend all her Bütün parasını giysilere harca-
money on dresses. mamalı.
You should see that film. It's O filmi görmelisiniz. Harika.
wonderful.


Geçmişte, yukarıda gördüğümüz anlamda bir eylemin gerçekleşmemiş olduğunu anlatmak için should ile mişli mastar (have ile fiilin 3. şekli) kullanılır.


You should have visited your Büyüklerinizi ziyaret etmiş olma-
elders. lıydınız.
He should have finished the work. İşi bitirmiş olmalıydı.
They shouldn't have broken the Vazoları kırmış olmamalıydılar.
vases.
We shouldn't have sold our Evimizi satmış olmamalıydık.
house.

İlk iki cümlede ziyaret etme ve çalışma fiillerinin yapılmış olmaları gerektiği halde yapılmamış oldukları anlatılmaktadır. Diğer iki cümlede ise yapılmaması gereken eylemlerin yapılmış olduğu belirtilmektedir.

The milkman should have come Sütçü yediden önce gelmiş olmalıy-
before seven, but he didn't come. dı, fakat gelmedi.
We shouldn't have wasted the Parayı israf etmiş olmamalıydı; fakat
money, but he wasted it. onu israf etti.

Bazı eylemlerin yapılması gerektiğini bildiren belirli fiillerle that ... should kalıbı içinde should'un çok sık kullanıldığı görülür. Bu fiillerin başlıcaları insist, recomend, suggest, propose, advise, agree, demand, order, command'dır.

He insisted. Israr etti.
He insisted that we should Gömleği değiştirmemizde ısrar etti.
change the shirt.
He insisted that the shirt should Gömleğin değiştirilmesinde ısrar
be changed. etti.
I recommended that they should Kontratı tekrar yazmalarını tavsiye
write the contract again. ettim.

Örneklerde fiilin etken çatıda (active voice) olduğu gibi edilgen çatı (passive voice) halinde olması durumunda da should'un aynı anlamda kullanıldığı görülmektedir.

Diğer fiillerle that ... should yapısının kullanılışını aşağıdaki örneklerde izleyeceğiz.

They suggested that we should Almanca öğrenmekten vazgeçme-
give up learning German. mizi önerdiler.
I proposed that they should Otomobili satmalarını teklif ettim.
sell the car.
I proposed that the car should Otomobilin satılmasını teklif ettim.
be sold.
They advised that we should Çiçekleri daha ılık bir yerde muha-
keep the flowers in a warmer faza etmemizi öğütlediler.
place.
She advised that the books Kitapların raflarda muhafaza edilme-
should be kept on the shelves. sini öğütledi.

The teacher agreed that the Öğretmen öğrencilerin ev ödevlerini
students should bring their home- salı günü getirmelerine razı oldu.
works on Tuesday.
We agreed that their car should Önce onların arabasının tamir edil-
be repaired first. mesine razı olduk.
The commander demanded that Komutan köprünün iki günde inşa
the bridge should be built in edilmesini istedi.
two days.
He ordered that the soldiers Askerlerin köyü terk etmesini
should leave the village. emretti.
I ordered that the kitchen Mutfağın her gün temizlenmesini
should be cleaned every day. emrettim.
They arranged that everybody Herkesin hissesini alacağı şekild
should take his share. ayarladılar. (düzenlediler.)
We arranged that everybody Herkesin memnun olacağı şekilde
should be pleased. düzenledik.
Mary urged that we should go Mary onunla gitmemizde ısrar etti.
with her.
The official urged that the Memur bavulların kontrol edilmesin-
suitcases should be examined. de ısrar etti.

In case ve if ile kullanılan should ihtimalin çok az olduğunu belirtir.

We'll shut the window in case Belki yağmur yağar diye pencereyi
it should rain. kapatacağız.
Take your passport with you in Belki otelde sorarlar diye pasapor-
case they should ask at the tunu al.
hotel.
We must start early in case Belki trafik sıkışıklığı olur diye
there should be a traffic jam. erken hareket etmeliyiz.

Bu cümleler ihtimalin pek az olduğunu ifade etmektedir. Şayet normal bir ihtimal söz konusuysa o zaman should kullanılmaz.

We'll take the umbrella in case Yağmur yağar diye şemsiyeyi alaca-
it rains. ğız.
We'll take the umbrella in case Yağmur yağar diye şemsiyeyi alaca-
it should rain. ğız.

İlk cümlede yağmur yağmasının muhtemel oIduğu, ikincisinde ise bu ihtimalin pek zayıf olduğu anlatılmaktadır.

Bu tip cümleler geçmiş zaman halinde de olabilir.

He bought eight packets of Orada belki birkaç gün kalır diye
cigarettes in case he should sekiz paket sigara aldı.
stay there for a few days.

If I were you "senin yerinde olsaydım" ile should kullanılır.

If I were you, I should buy the Senin yerinde olsaydım diğer
other shirt. gömleği alırdım.
I shouldn't go with them if I Senin yerinde olsaydım onlarla
were you. gitmezdim.
If I were you, I shouldn't Senin yerinde olsaydım özür
apologise. dilemezdim.

Why, how gibi soru sözcükleriyle should kullanıldığında bir eylem ve durumun nasıl olup da gerçekleştiğini bir türlü anlayamama şaşkınlığı ifade edilmiş olur.


Why should I give them any Onlara niçin para verecek mişim?
money? They got their salaries Maaşlarını daha dün aldılar.
only yesterday.
How should I know that he was Onun amcan olduğunu nasıl bilebili-
your uncle? rim?
Why should my son work longer Oğlum diğerlerinden niçin daha
than the others? uzun süre çalışsın?


bazı sıfatlardan sonra (that ... should)

Çoğunlukla it is, it was şeklinde başlayan cümlelerle, interesting, amazing, surprising, ridiculous, absurd, natural, better gibi sıfatların kullanıldığı ve bir kimsenin olaylara gösterdiği reaksiyonu belirten cümlelerde that... should kullanılır.

It is amazing that the old man Yaşlı adamın bu kadar hızlı koşabil-
should be able to run so fast. mesi şaşırtıcı.
It is ridiculous that we should Onlardan yardım istememiz
ask them for help. gülünçtür.
It is interesting that the presi- Başkanın toplantıda bize katılması
dent should join us at the ilginçtir.
meeting.
It is absurd that you should be Bana kızman saçma.
angry with me.
It is natural that the children Çocukların annelerini tercih etme-
should prefer their mother. leri olağandır.
It is better that you should İlk önce babanı ziyaret etmen
visit your father first. daha iyi.
It is natural that they should Kendilerini korumaya çalışmaları
try to defend themselves. doğaldır.

so that, in order that ile should

Should geçmiş zaman cümlelerinde so that, in order that ile kullanılabilir.

He opened the door quietly so Karısını uyandırmasın diye kapıyı
that he shouldn't wake his wife. sessizce açtı.
We hid the toys in the cupboard Çocuklar onları bulamasın diye
in order that the children oyuncakları dolaba sakladık.
shouldn't find them.
I brought the maid with me so Sana yardım etsin diye hizmetçiyi
that she should help you. beraberimde getirdim.
__________________
WILL, WOULD

Will de bir yardımcı fiildir. Olumlu cümlede özne ile 'll şeklinde kaynaşabilir. Not ile kısalmış şekli won't'tur.

Shall gibi will de kök halinde (to'suz) fiil önüne gelerek ona gelecek zaman anlamı kazandırır.

Gelecek zaman cümlelerinde I ve we ile shall, diğer şahıslarla will kullanılır. Fakat soru hali hariç diğer durumlarda I ve we ile de shall yerine will kullanılması çok yaygındır.

I shall see the chief tomorrow. Yarın şefi göreceğim.
I will see the chief tomorrow. Yarın şefi göreceğim.
You will meet them at the Onlarla istasyonda buluşacaksın.
station.
He will miss you. Seni özleyecek.
She won't come to the beach. Plaja gelmeyecek.
We will work in another factory Başka bir fabrikada çalışacağız.
You won't learn English there. Orada İngilizce öğrenmeyeceksin.
Will he go to the cinema? Sinemaya gidecek mi?
Will they write their names? İsimlerini yazacaklar mı?

I ve we ile shall yerine will kullanılırsa niyet ve istek gösterilmiş olur.

I shall see them next week. Onları gelecek hafta göreceğim.

cümlesinde haftaya görmek eyleminin gerçekleşeceği belirtilmektedir

I will see them next week. Onları gelecek hafta göreceğim.

cümlesinde "Onları görmeye niyetliyim. Görmeyi istiyorum." anlamı vardır.

I will feed the rabbits. Tavşanları besleyeceğim.
I won't wash the car. Arabayı yıkamayacağım.
We will see the students and Öğrencileri göreceğiz ve onlara
give them their presents. hediyelerini vereceğiz.
I will stop smoking. Sigara içmeyi bırakacağım.
We'll pay the debt soon. Borcu yakında ödeyeceğiz.
I won't drink wine any more. Artık şarap içmeyeceğim.
We won't clean the windows Pencereleri her gün temizle-
every day. meyeceğiz.

Olumlu ve olumsuz cümlede shall ile will arasındaki bu anlam farkı üzerinde pek durulmayarak I ve we ile de daima will kullanıldığı çok görülür.

I will take the boy to his Çocuğu annesine götüreceğim.
mother.


will you?

Will you şeklinde yapılan sorularda istek belirtme ve emir verme anlamı vardır.

Will you come with me? Benimle gelir misin?
Will you shut the window, please? Lütfen pencereyi kapar mısın?
Will you change the sheets? Çarşafları değiştirir misiniz?

İkram etme anlamında yine will you kullanılır.

Will you have some cake? Biraz pasta alır mısınız? (Yer
misiniz?)
Will you have some more whisky? Biraz daha viski içer misiniz?
Won't you come in? İçeri girmez misiniz? (Lütfen girin.)

Bu cümlelerin Türkçelerinde "gelecek misin, kapayacak mısın" şeklinde bir gelecek zaman ifadesi değil, "gelir misin, kapar mısın" şeklinde bir anlam olduğuna dikkat ediniz.


won't

Won't ile bir şeyi kabul etmemek, yapmayı istememek gibi olumsuz bir niyet ifade edilir.

She won't come. O gelmiyor.(Gelmeyi reddediyor.)
I won't do what they say. Onların dediğini yapmayacağım.
(Yapmayı reddediyorum.)
We won't come with you. Sizinle gelmeyiz.

Bir şeyin olmadığı, çalışmadığı söylenirken won't kullanılır.


The key won't open the lock. Anahtar kilidi açmıyor.
The machine won't start. Motor çalışmıyor.
The workers won't work on İşçiler cumartesi günü çalışmıyor-
Saturday. lar.
Children won't stay at home Çocuklar güneşli bir günde
on a sunny day. evde kalmazlar.


(will-would) ile alışkanlık ve özellik anlatımı

Will ile alışkanlık şeklinde tekrarlanan hareketler anlatılır. Bu durumda Türkçeye çeviri gelecek zaman şeklinde değil geniş zaman olarak yapılır.

When his mother is busy in the Annesi mutfakta meşgulken kapıyı
kitchen he'll open the door and açar bahçeye gider.
go to the garden.
They'll change the subject Odaya girdiğimiz zaman konuyu do-
when we enter the room. ğiştirirler.
She'll buy dresses and then go Elbiseler alır ve sonra onları değiş-
to change them. tirmeye gider.
Dora will accept the offer but Dora teklifi kabul eder fakat sonra
then she'Il give up selling otomobili satmaktan vazgeçer.
the car.

Would geçmişte alışkanlık halinde tekrarlanan hareketleri göstermek için kullanılır.

He would go to the cinema on Cumartesi günleri sinemaya giderdi.
Saturdays.
They would never tell us the Bize asla garçeği söylemezlerdi.
truth.
We wouldn't go near the gate Bahçe kapısına yaklaşmazdık, çün-
because there was a big dog kü bahçede büyük bir köpek vardı.
in the garden.
When I was young I would climb Küçükken bahçemizdeki bütün
all the trees in our garden. ağaçlara tırmanırdım.

Would'un bu anlamda kullanılışı used to gibidir. Ancak, would'un sadece tekrarlanan hareketleri anlatmak için kullanılabilmesine karşın used to hem bu anlamda hem de herhangi bir durumda bulunuş, bir şeye sahip oluş gibi hallerde de kullanılır.

I used to have a lot of friends Okulda birçok arkadaşlarım olurdu.
at school.

Bu cümlede used to yerine would kullanılamaz. Takip eden örneklerde used to ile would'un aynı şekilde kullanılabiidiğini görüyoruz.

We used to sit under the trees Ağaçların altında oturur nehirdeki
and watch the boats on the river. kayıkları seyrederdik.
We would sit under the trees Ağaçların altında oturur nehirdeki
and watch the boats on the river. kayıkları seyrederdik.

She used to play basketball Okuldan sonra basketbol oynardı.
after school.
She would play basketball after Okuldan sonra basketbol oynardı.
school.

I used to work in the field with Babamla tarlada çalışırdım.
my father.
I would work in the field with Babamla tarlada çalışırdım.
my father.

Geçmişte tekrarlanan bu hareketlerin kaç kere tekrarlandığı belirtilirse bu durumda used to veya would kullanılmaz.

He would visit his uncle when he Çocukken amcasını ziyaret ederdi.
was a child.
He visited his uncle four times Amcasını yılda dört kere ziyaret e-
a year. derdi.

Would hep geçmiş zaman anlamında kullanılmaz. Like ile birlikte kibar bir istek belirtir.

I would like a cup of tea. Bir fincan çay istiyorum.
We would Iike some sugar for Kahve için biraz şeker istiyoruz.
the coffee.
They would like a smaller table. Daha küçük bir masa istiyorlar.

Will ile belirtilen istek ve emir cümlelerinde will yerine would kullanılabilir.

Will you open the door, please? Lütfen kapıyı açar mısınız?
Would you open the door, please? Lütfen kapıyı açar mısınız?
Would you have a look at my Ev ödevime bir bakar mısınız?
homework?
Would you give me another Bana başka bir şarap bardağı verir
wine glass? misiniz?
Would you pass the salt? Tuzu uzatır mısınız?

eLa GöZLüM
05-02-2008, 08:00 PM
QUESTION TAGS-SORU EKLERİ (DEĞİL Mİ?)

Bir sözün dinleyici tarafından tasdik edilmesi, onayının alınması için bu cümlenin sonuna Türkçede "değil mi?" sorusu eklenir. Bu soru Türkçede hiç değişmez. Her türlü cümlenin arkasında aynı şekliyle kullanılır.

İngilizcede durum değişiktir. Bir cümle için kurulacak "değil mi?" yapısı o cümlede bulunan yardımcı fiil, yardımcı fiil yoksa do, ile yapılır. Özne olarak da cümledeki özne alınır. Şayet özne bir isimse ona uygun zamir kullanılır. Ayrıca, cümle olumluysa "değil mi?" olumsuz, cümle olumsuzsa "değil mi?" olumlu halde bulunur.
Yardımcı fiil ile not daima kısaltılmış halde kullanılır.

She is a teacher, isn't she? O bir öğretmendir, değil mi?
She is not a teacher, is she? O bir öğretmen değildir, değil mi?
He is English, isn't he? O İngilizdir, değil mi?
He isn't English, is he? O İngiliz değildir, değil mi?

Bernard is a good student, isn't Bernard iyi bir öğrencidir,
he? değil mi?
Bernard isn't a good student, Bernard iyi bir öğrenci değildir,
is he? değil mi?

They are waiting for you, aren't Seni bekliyorlar, değil mi?
they?
They aren't waiting for you, Seni beklemiyorlar, değil mi?
are they?

The tourists like the climate Turistler Türkiye'deki iklimi severler,
in Turkey, don't they? değil mi?
The tourists don't like the Turistler Türkiye'deki iklimi sevmez-
climate in Turkey, do they? ler, değil mi?

She came yesterday, didn't she? Dün geldi, değil mi?
Mary came yesterday, didn't she? Mary dün geldi, değil mi?

She will accept the offer, won't Teklifi kabul edecek, değil mi?
she?

She won't accept the offer, Teklifi kabul etmeyecek, değil mi?
will she?

You speak German, don't you? Almanca bilirsiniz, değil mi?
You don't speak German, do you? Almanca bilmezsiniz, değil mi?

The priests were angry, weren't Papazlar kızgındı, değil mi?
they?
The priests weren't angry, Papazlar kızgın değildi, değil mi?
were they?

The nurse must take care of the Hemşire yaralı askerlere bakmalı,
wounded soldiers, mustn't she? değil mi?
We could swim to that island, Şu adaya yüzebilirdik, değil mi?
couldn't we?
Christine can go there alone, Christine oraya yalnız gidebilir, de-
can't she? ğil mi?
His father has a new car, hasn't Babasının yeni bir otomobili var,
he? değil mi?
The doctor came by train, didn't Doktor trenle geldi, değil mi?
he?
Mrs Green cooked the meat, Bayan Green eti pişirdi, değil mi?
didn't she?

Question tag (soru eki) konusunda örnekler üzerinde bir özetleme yapalım:


Türkçedeki "değil mi?" karşılığı olan question tag bir cümlede söylenen şeyin dinleyen tarafından onaylanması istendiği zaman kullanılır.

İngilizcede question tag esas cümlenin içindeki yardımcı fiil ile kurulur. Özne olarak da yine esas cümlenin öznesi alınır. Bu özne bir isimse question tag'da bu isme uygun zamir kullanılır.

Helen is writing a letter, Helen bir mektup yazıyor, değil mi?
isn't she?

Bu örnekte görüldüğü gibi is yardımcı fiili "değil mi?" yapısında yer almış ve Helen karşılığı olarak she kullanılmıştır.

Cümle olumluysa question tag olumsuz olur kuralı uyarınca yukarıdaki "değil mi?" sözü de olumsuz olmuştur. Isn't she?

Cümle olumsuz olursa question tag olumlu olur.

They aren't working for the Hükümet için çalışmıyorlar, değil
government, are they? mi?

Bu örnekte cümle olumsuz olduğu için soru ekinde olumsuzluk yoktur, yani olumsuzluk belirten not bulunmamaktadır. Are they?

Cümlede is (was, were), have (has), will, can, must gibi yardımcı fiiller varsa question tags bunlarla yapılır. Yoksa do kullanılır. Cümle geçmiş zaman halindeyse doğal olarak do yerini did alır.

She mustn't smoke here, must Burada sigara içmemeli, değil mi?