|
|
#501 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
Aşk herkesi
Kırar biraz Eksilmesin Acısı şükret Sen bana dediğinden bu yana kırık bir yanım. İçimde bitmeyen yitmeyen bir sen. Senle tutunmuşluğum hayattaki fırtınalara, dalgalara rotamı kaybetmiş bir gemi gibiyim şimdi yalpalıyorum. Acısını yaşıyorum sensizliğin. Varsın ağlasın Dalda kiraz Herkes kendine Sürgün biraz Aşkımıza ağlıyor şimdi bulutlar. Gökyüzü döküyor içindekileri damla damla benim gibi. Kendine sürgün ettin ya beni. Bitmeyen bir özlemin kollarına bıraktın. Sürgünlerdeyim bu sürgünün sebebi sen sonu sen. Çocuk gülüşün Dünden bir yara Aşk bize sıla Gözlerimin önünde yüzün o masum gülüşün. Geçmişten kalan kabuk tutmuş bir yarasın içimde zaman zaman kanayan. Uzaklardayız bir birimize aramız da aşılmaz engeller. Aramızda başka eller, başka yollar başka hayatlar var. Akıp gidiyor hayat senden uzakta bir yerde. Günler gelirde Büyür üzerler Aşk bize gurbet Zaman akıp gitmekte yolunda sanıyorum her şey aklıma bir sen düşene kadar. Büyüyor tekrar açın içimde. Tarifsiz sızılar sarıyor, kramplar giriyor kalbime kap katı kesilip kalıyorum damarlarımda kan akmıyor bir kalp krizine dönüşüyorsun. Feryat ediyor kalbim sonunda patlatıyor damarlarım yinede yoksun. Ay ışığı Tende bıçak Giden sürgün Kalan kaçak Sürgün edilmiş bir aşk bu senden uzaklarda bir deniz kenarında sana doğru bakıyorum hasretle. Yüzün gibi parlıyor bu gece ay. Tebessümler oturuyor yüzüme. Yaralarım kanıyor deniz tuz basılıyor üstüne seni hatırladıkça. Mavi bir gecede hasretliğin siyahı sarıyor etrafımı. Kapansın yarası Şu gecenin Ayrılıklar örtsün üstümü Sensiz geçen yılların yarası kapansın artık. Ya tam sana gelsem ya tam senden gitsem sıkışmasam hep iki arada bir derede. Sen en iyisi bende bitsen ve kapatıp kapıları mühürler vursak üstüne. Kimim kimsemdir Ah gözlerin Gidecek yeri Yok kimsenin Hiçbir şeyimsin dokunamadığımsın, gözlerinde kendimi göremediğimsin yanında olmadığım, saçlarını okşayamadığım. Hiçbir şeyimsin hiç gidemediğimsin. Senden başka kimsem yok. Sende ise bir ben varmıyım? |
|
|
|
|
#502 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
Bir zamanlar bir kralın aklına şöyle bir düşünce geldi: "Eğer bir
işe ne zaman başlayacağımı; kimi dinleyeceğimi ve yapmam gereken en önemli şeyin ne olduğunu bilseydim, girdiğim her işi başarırdım." Aklına böyle bir fikir düşünce, krallığın dört bir yanına, kim kendisine her iş için en uygun vakti, bu iş için en gerekli kişinin kim olduğunu ve yapılması gereken en önemli şeyin ne olduğunu öğretirse ona büyük bir mükafat vereceğini ilan etti. Bilgeler kralın huzurunda toplandı, fakat sorulara verdikleri cevaplar birbirinden tamamen farklı çıktı. İlk soruya cevap olarak; kimileri her hareketin doğru vaktini bilmek için önceden günlerin, ayların, yılların yer aldığı bir takvim hazırlamak ve sıkı sıkıya buna uyarak yaşamak gerektiğini söylediler. "ancak böylece" dediler "her şey tam zamanında yapılabilir". Diğerleri ise her hareketin doğru vaktine önceden karar verilemeyeceğini, kişinin kendisini boş eğlencelere kaptırmayıp, hep daha önce olmuş olayları izleyerek en lüzumlusunu yapabileceğini iddia ettiler. Bu defa başka bilginler de kral neler olup bittiğine ne kadar ederse etsin, tek bir kişinin her hareket için en uygun vakte karar vermesinin imkansız olduğunu; kralın, her şeyin en uygun vaktini tespitte ona yardım edecek bir bilge kişiler konseyi kurması gerektiğini söylediler. Fakat bu defa da başka bilginler; "Bir konseyin önünde beklemesi imkansız bazı şeyler vardır, bu işlerin yapılıp yapılmayacağına ancak tek bir kişi anında kara verebilir" dediler. "Buna karar vermek içinse neler olacağını önceden bilmek gerekir. Neler olacağını önceden bilenler de yalnızca sihirbazlardır. Dolayısıyla her hareketin doğru vaktini bilmek isteyen, sihirbazlara danışmalıdır. İkinci soruya da aynı şekilde türlü türlü cevaplar geldi. Kralın en fazla ihtiyaç duyduğu, en gerekli kişiler bazılarına göre danışmanlar; bazılarına göre papazlar; bir kısmına göre hekimler; daha başka bir kısmına göre ise savaşçılardı. Üçüncü soruya, yani en önemli işin ne olduğu konusuna gelince; bazıları dünyadaki en önemli şeyin bilim olduğunu söyledi. Bir kısmı savaşta ustalaşmak; daha başkaları da dinî ibadet dediler. Bütün cevaplar birbirinden farklı çıkınca, kral bunların hiçbirisini kabul etmeyip hiç kimseye de ödül vermedi. Ama halâ doğru cevapları aradığı için, bilgeliğiyle ünlü bir münzeviye danışmaya kara verdi. Münzevi, hiç ayrılmadığı bir ağaç kovuğunda yaşar, yanına sade halktan başkasını kabul etmezdi. Bu yüzden kral üstüne sade elbiseler giyerek kendisini halktan biri gibi göstermeye çalıştı ve yola düştü. Münzevinin kovuğuna yaklaştıklarında atından indi ve muhafızını da geride bırakıp yola devam etti. Kral yaklaşırken münzevi kovuğunun önüne çiçek tarhları kazıyordu. Kralı gördü, selamlayıp kazmaya devam etti. Münzevi mecalsiz ve zayıf birisiydi; küreğini toprağa her sokuşunda bir parçacık toprak çıkarıyor, soluk soluğa kalıyordu. Kral yanına gelip şöyle dedi. "Ey bilge münzevi, size üç sorunun cevabını sormak için geldim. Doğru şeyi doğru zamanda yapmayı nasıl öğrenebilirim? En fazla muhtaç olduğum, dolayısıyla diğerlerinden fazla ilgi göstermem gereken insanlar kimdir? En önemli ve her şeyden önce kendimi vereceğim işler nelerdir?" Münzevi kralı dinledi, ama cevap vermedi. Avuçlarına tükürüp kazmaya devam etti. "Yoruldunuz" dedi kral, " Küreği bana verin de biraz dinlenin." Münzevi, "Sağolun" diyerek küreği krala verip yere oturdu. Kral iki tarh kazdıktan sonra durup sorularını tekrarladı. Münzevi yine cevap vermedi; bu defa ayağa kalktı, elini küreğe uzattı ve şöyle dedi: "Biraz dinlenin; bir parça da ben çalışayım." Fakat kral küreği ona vermeyip kazmaya devam etti. Bir saat geçti, bir saat daha. Güneş, ağaçların ardından batmaya başladı; sonunda kral küreği toprağa saplayıp şöyle dedi: "Ey bilge kişi, senin yanına sorularıma bir cevap bulmak için geldim. Eğer cevap vermeyeceksen, söyle de evime gideyim". Münzevi, "Buraya koşarak birisi geliyor" dedi, "bakalım kim?" Kral arkasına döndüğünde bir adamın koşarak kendilerine doğru geldiğini gördü. Adamın karnına bastırdığı ellerinin altından kan sızıyordu. Kralın yanına ulaşınca, kendinden geçercesine inledi, sonra da bayılıp yere düştü. Kral ve münzevi, hemen adamın üstündeki elbiseleri çıkardılar. Karnında büyük bir yara vardı. Kral yarayı elinden geldiğince yıkadı, mendiliyle ve münzevinin havlusuyla sardı. En sonunda kan durdu, adam kendisine gelince içecek bir tey istedi. Kral dereden taze su getirip ona verdi. Bu arada akşam olmuş hava soğumuştu. Kral, münzevinin de yardımıyla yaralı adamı kovuğa taşıyarak yatağa yatırdı. Yatağa uzanan adam gözlerini kapatıp derin bir uykuya daldı. Kral, koşuşturmadan ve yapmış olduğu işlerden öylesine yorulmuştu ki eşiğe çöktü ve uyuyakaldı; kısa yaz gecesi boyunca deliksiz bir uyku çekti. Sabah uyanınca nerede olduğunu, yatakta uzanmış ve canlı gözlerle dikkatle kendisine bakan yabancının kim olduğunu uzun süre hatırlayamadı. Kralın uyandığını ve kendisine baktığını gören adam; "Beni affedin" dedi, zayıf bir sesle. Kral, "Sizi tanımıyorum, üstelik affedilecek bir şey yapmadınız ki" dedi. "Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum" dedi adam. "Ben, kardeşimi astırdığınız ve mallarını elinden aldığınız için sizden öç almaya yemin etmiş bir düşmanınızım. Tek başınıza münzeviyi görmeye gittiğinizi öğrendim ve dönerken yolda sizi öldürmeye karar verdim. Ama akşam olduğu halde dönmediniz. Ben de sizi arayıp bulmak için pusuya yattığım yerden çıkınca muhafızlarınıza rastladım, beni tanıyıp yaraladılar. Onlardan kaçtım, fakat yaramdan çok kan akıyordu. Yaramı sarmasaydınız kan kaybından ölürdüm. Ben sizi öldürmek istedim, siz ise hayatımı kurtardınız. Eğer yaşarsam şimdiden sonra en sadık köleniz olup size hizmet edeceğim ve oğullarıma da aynı şeyi emredeceğim. Affedin beni." Kral, düşmanıyla bu denli kolay barıştığı ve onun dostluğunu kazandığı için çok mutlu oldu; onu affetmekle kalmayıp uşaklarını ve kendi doktorunu gönderip onun tedavisini yaptıracağını söyledi, ayrıca mallarını iade edeceğine de söz verdi. Yaralı adamla vedalaşan kral, kapının önüne çıkıp münzeviyi aradı. Gitmeden önce, sormuş olduğu sorulara cevap vermesini bir kez daha rica etmek istiyordu. Münzevi dışarda, bir gün önce kazmış oldukları tarhlara çiçek tohumlarını ekiyordu. Kral ona yaklaştı ve şöyle dedi: "Sorularıma cevap vermeniz için size son defa yalvarıyorum!" Yorgun dizlerinin üstünde çömelmeye devam eden münzevi, gözlerini kaldırıp krala baktı ve, "Cevabınızı aldınız" dedi. "Nasıl aldım? Ne demek istiyorsunuz?" diye sordu kral. "Anlayamıyorsunuz" diye cevapladı münzevi. "Dün eğer benim dermansızlığıma acımayıp şu tarhları kazmasaydınız, gidecek ve şu adamın saldırısına uğrayacaktınız ve yanımda kalmadığınıza pişman olacaktınız. Yani en önemli vakit, tarhları kazdığınız vakitti; en önemli kişi bendim ve en önemli işiniz bana iyilik yapmaktı. Daha sonra bu adam yanımıza koşarak geldiğinde, en önemli vakit onunla ilgilendiğiniz vakitti, çünkü eğer onun yaralarını sarmasaydınız, sizinle barışmadan ölecekti. Dolayısıyla en önemli kişi oydu, en önemli iş de onun için yaptıklarınızdı." "Bundan sonra şu gerçeği unutmayın: Tek önemli vakit vardır, içinde bulunduğunuz an. O an en önemli vakittir, çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir. En önemli kişi, kiminle beraberseniz odur, zira hiç kimse bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyeceğini bilemez; ve en önemli iş iyilik yapmaktır, çünkü insanın bu dünyaya gönderilmesinin tek sebebi budur.", |
|
|
|
|
#503 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?" Bakın göstereyim
demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasındanda derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. "Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan işte demiş ermiş, 'kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse,o aç kalacaktır. ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima. |
|
|
|
|
#504 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar. İlk önceleri arkadaşlık olarak devam eder bu durum. Tabi ki zaman lazımdır birbirlerini tanımak için. Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki suya aşık olmuştur. İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar "Sırf senin hatırın için ey su" diye...
Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı bir şeyler hissetmeye başlar, zanneder ki, çiçeğe aşık oldum ama su da ilk defa aşık oluyordur. Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba "Su beni sevmiyor mu?" diye düşünmeye başlar. Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz. Çiçek, suya "seni seviyorum" der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine suya "Seni seviyorum" der. Su, sabırla "Ben de" der. Çiçek sabırlıdır, bekler, bekler, bekler... Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa. Ve son kez suya "Seni seviyorum" der. Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum" der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek, su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine.. Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki "Seni ben, gerçekten seviyorum". Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır "nedir sorun" diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Muayeneden sonra şöyle der doktor "Hastanın durumu ümitsiz, artık elimizden bir şey gelmez". Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora "Hastalığı nedir" diye. Doktor, yukarıdan aşağıya bir bakar suya ve der ki: "Çiçeğin bir hastalığı yok dostum...Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için" der. Ve anlar ki artık su, sevgiliye sadece "Seni seviyorum" demek yetmemektedir.. |
|
|
|
|
#505 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
"Güzel olan hiçbir şey eskimez.” dedi dostum. İncecik bir sızı duydum, sustum...
Gözlerimi kapayıp kana kana içtim kelimelerini. Eskimiyordu hiç, biliyordum... Senin gözlerimde hiç eskimediğin, eskimeyeceğin gibi... Ben seni bulmak için tüm dünyayı dolaşabilirdim ama sen buldun beni. Bende kaybettiğim beni... Uzansam sana, dokunmak bir şey değil yanmaktan korkuyorum. Korktukça kaçıyorum senden, kaçabildiğim kadar uzağa... Ne kadar uzağa kaçsam o kadar yanıbaşımda oluyorsun sonra... Ben de kalemimi elime alıp yazıyorum. Tükenmez kalemim tükeniyor, konuşan dilim lal oluyor, anlatamıyorum seni kağıtlara... Yaşam aşk rengine büründükçe dağlar hasrete yükleniyor. Dağlar taşır mı bu yükü bilmem ama ben eziliyorum hasretten. Aşkın tedavisi yok mu? Acılar çekiyoruz ve tel tel kopuyor hayat ellerimizden. Uzanıyorum, tutamıyorum kopan ipleri.Dur ve bak şimdi geçmişe. Neredeyiz? Başta mı, sonda mıyız, yoksa bu sokağın adı aşk çıkmazı mı? Her bahar bir başlangıç ve her güzel şey umuda yeni bir adım. Hadi çıkalım saklandığımız kuytudan. Sobelendik çoktan. Çıkalım ve geçen bahar gibi umudumuzu uçuralım kendi gökyüzümüzde bu baharda.İzin verelim martı seslerine, çekelim içimize çiçek kokularını papatya bahçemizde...Hadi çıkalım saklandığımız kuytudan ve kaçalım bu dünyadan.. Yorulduk...Yıprandık...Ama her bahar umut demek hala...Umudum var ama yine de gözlerim yanıyor...Göz pınarlarım kuruyuncaya kadar ağlıyorum...Sonra yüreğimde ebem kuşağı çıkıyor. Her renkte seni görüyorum. Mavi hayallerimizi, sarı bizi ısıtan güneşi çağırıyor aklıma. Tut ki bu bahar da diğer baharlar gibi bitsin. Ne çıkar...Kaç bahar kaldıysa ömrümde benim o kadar umudum var..... |
|
|
|
|
#506 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
HeR NeFeSTe SeNSiZLiĞi iÇiMe ÇeKiYoRuM...
bir sigara daha yakıyorum... gene sensizliğin şerefine... gidişini yakıyorum... gidişini görmemek için duman altı yapıyorum hayatımı... sensizlik içimde... bakışlarım anlamsız, kilitli hala gidişine... yüzümde hüznü gizli sensizliğin... bakıyorum... bir nokta oluyorsun hayalimde... bir nefes daha çekiyorum... sensiz yapamıyorum... günden güne ölüyorum... |
|
|
|
einsamleben Kullanıcısına Teşekkür Edenler: |
aysemm (08-30-2008)
|
|
|
#507 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
... Üç noktalı bir hayatı virgüllerle yaşatmak
Ki sen hiç bilmiyorsun, Ben seni hala gizli gizli sevme cesaretinde geçiriyorum geceleri, her şarkıda şerefine anıları kaldırıp adını rüyaya vuruyorum... O bol senli geçen günler mazi ve düş arasında bir yere sıkışıp kaldı. susmalarım ve düşünme zamanlarım arttı. Ara sıra konuşuyoruz, söylemiyorum. Öylece uzanmış bakıyorum... Öylece çalıyorum dakikaları geçmişten... GEÇMİŞ.. GEÇmiş.. Evet geçti.. Geç gelmiştin.. Oysa beklediğimi çok söylemiştim sana, gelişin gecikmişti, peki ya gidişin? Gidişin gelişinden erken oldu, hızlı ve yağmurlu. Kelimeli ve anlam yükleme zorluğu içindeki seni anlatma istekleri kaldı bende.. Seni anlatmalıyım.. ki sen hiç bilmiyorsun ben her gün seni anlatıyorum. Üç noktalı hayatımı virgüllerle yaşatmak çabasında geçiyor, çabası zor. Bir virgül olman için... Tarihinde olmayan... |
|
|
|
einsamleben Kullanıcısına Teşekkür Edenler: |
aysemm (08-30-2008)
|
|
|
#508 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
Gel desem sana...
hiçbir şey sorma,hiçbir şey konuşma,sadece gel.. gelirmisin????? hadi desem yada.. hiç birşey sormadan yine benimle yürür müsün sonu belirsiz...?? bakmasan, görmesen ,duymasan beni günlerce..aylarca belki.. yine beni severmisin?? gözden ırak olan gönülden de uzak olurmuş derler ya... yanımda olup uzak olanlardansan,uzakta olup içimde olmayı becerebilirmisin.. aylar sonra,yıllar belki.. ''seni sevdim .. senden gelen iyi -kötü herşeyi sevdim .ve hep seveceğim ' diyebilirmisin? yanımda otururken bile zaman zaman deli gibi özleyebilir misin?? her ayrılışımızda sabaha,bir daha görmeme korkusuyla deliril misin her gelen telefonda'ben diye irkilir misin sebepsiz?? beni her dakikana taşıyıp yaşamayı becerebilir misin?? beni,ben gibi sevebilirmisin..? delirsem bi gün..' CANIMMMM diye sarılabilir misin....? kapris yapmak istesem ..yapsam hattaa şımarıp,kalabalıklarda elimi tutabilir misin...? hayat birgün bana oynarsa,maskeleri yırtıp her yerimde yine beni görebilirmisin..?? ne şart ne konum olursa olsun,gözbebeklerimin hep aynı bakacağını bilebilir misin..? yada ben hayatla oynamaya kalkarsam birgün nefesimden sıkılıp ölsem birgün,yaşadığın her gün için benimle,'bir saniye için bile pişman degilim ' diyebilirmisin...? sevgilim ol diyosun bana..... sen ,bu sevgiyi kaldırabilir misin.....? |
|
|
|
einsamleben Kullanıcısına Teşekkür Edenler: |
aysemm (08-30-2008)
|
|
|
#509 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
sen bana git demedin...ben sana tutunamadım....en tuhaf uzakta kalışım oldun...''hoşçakal'' bile değildi son sözüm..mesafeler hep büyüdü.o onu dedi..bu bunu dedi..şuydu..buydu..ve de..
ve de bitti... bitti.. bitti işte.. vedasız,acısız,ağrısız bir ayrılık oldu.. sen orada kaldın..ben burada... şimdi de oturmuş yazıyorum..sadece sana değil.. ona,buna,şuna,herkese.. en güzeli de bu..yazmak.. kimbilir hangi eve girdim şu an hangi otobüs yolculuğunun cam kenarındayım.. tut ki ekmek kırıntıları yere dökülmesin diye açılmış bir sayfayım.. bir bakkal tezgahında ucuz şarap sarmak için hazır tutuluyor da olabilirim bir yatağın başucunda da.. peki sen.. belki hayali bir sevgilisin bir okur için.. ama olsun.. düşlerken sınırsız olmanın bir mahkumiyeti var mı ki?.. kime ne.. kara tahtaya tebeşirle yazılmış kelimeleri silmenin ne güç olduğunu hatırlıyor musun evet silinirdi..ama mutlaka kalırdı izi.. bende seni siliyorum yar.. hem de iz kalmamacasına..bastıra bastıra silgiyi... ama ne gam..kara tahta iz tutuyor... senden sonra yemek yemedim.. senden sonra dışarı çıkarken hep şemsiyemi aldım..ilk defa saçlarım ıslanırsa başımın ağrayabileceği ihtimalini göze aldım.. senden sonra daha sıkı giyindim.. hiç üşümedim senden sonra... senden sonra hep saatin ziliyle uyandım sabahlara senden sonra televizyon kumandasının 6 aydır ihtiyaç duyduğu pilleri aldım.. kahvaltıda gazete okumuyorum senden sonra..ev yapımı çilek reçelinin içine dalan ekonomi sayfaları artık şerbetsiz pür'u bak.. senden sonra kokulu mum aydınlığını satın almadım mağazadan... ayraç yoksunluğundan''okunan yer kolay bulunsun''diye yüzüstü yatırılmış,yarım kalmış kitaplarımın hepsini bitirdim senden sonra... hiç kar yağmadı senden sonra bu gri kente.. senden sonra ben sarıyer'i sevdim..istinye'yi..yeniköy'ü.. emek kafe'de sabah kahvaltılarında buldum defalarca.. istiklal caddesi,taksim..bu kadar kalabalık mıydı o zamanlar.. ben senden sonra yatarken anahtarı kapının üzerinden almadım... sıkı sıkı da kilitledim..ve beni uyandıran kapı zilin de yoktu artık.. senden sonra senden sonra.. senden sonra.. bende yoktum aslında.. ben senden sonra düş oldum.. HOŞÇAKAL.... |
|
|
|
einsamleben Kullanıcısına Teşekkür Edenler: |
aysemm (08-30-2008)
|
|
|
#510 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
Gitme sevdam
"Giderken kalbimi de götürüyorsun.." Zor bir hayatın başlangıcıydık ikimiz.. Artılarla ve eksilerle, kimi zaman çoğalarak, kimi zaman azalarak yol aldık bu sevdaya .. Bir birimizden önceki hayatta hiç nefes almamışız meğer.. Solgunmuş tüm çiçekler, yalancı baharlar yeşertmiş dünyayı.. Ve yalancı aşkların esiriymişiz ikimizde.. Yaşadığım tüm aşkların toplamı sen mişsin sevdam.....! "Gitme sevdam " Gidersen, yok sayarım bu şehri .. Alır başımı bende giderim bilinmezliğe .. Hüzün yakar içimi, kül olur uçarım bir rüzgârın yelinde.. "Gitme sevdam " gidersen, ölürüm sensizlikle ..... ne olur gitme.... "Gitme sevdam " Bir gül'ün yaprağına yazılı kalır adım tek başına |
|
|
|
einsamleben Kullanıcısına Teşekkür Edenler: |
aysemm (08-30-2008)
|
![]() |
| Konu Araçları | |
|
|