|
|||||||
| Karadeniz ve İç Anadolu Holiday in Turkey Karadeniz ve İç Anadolu Bölgesine Ait Eşsiz Tatil Yerleri Turkey İn Holiday |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
Niğde Genel Bilgi
İç Anadolu Bölgesi’nde, Orta Kızılırmak Bölümünde yer alan Niğde, kuzeyinde Kırşehir ve Nevşehir, doğusunda Kayseri, güneydoğusunda Adana, güneyinde Mersin, güneybatı ve batısında Konya, kuzeybatısında da Ankara ili ile çevrilidir. Niğde’nin batı kesimi dalgalı düzlükler, kuzey, orta, doğu ve güney kesimleri dağlık alanlardan oluşmuştur. İlin kuzeyini Ekecek (Ekecik) Dağı (2.137 m.), orta kesimini Melendiz-Hasan Dağları, güneyini ve doğusunu Orta Torosların uzantısı olan Bolkar Dağları ile Aladağlar engebelendirmektedir. Niğde’nin en yüksek noktası Aladağlar üzerindeki Demirkazık Doruğu’dur (3.756 m.). Onun dışında Lorut Dağı Kol Tepesi’nde (3.588 m.), Aladağ Huş Tepesi’nde (3.333 m.), Hasan Dağı (3.268 m.) ve Pozantı Dağı (2.703 m.) ilin diğer yükseltileridir. İlin doğu kesimindeki Obruk Platosu, Aksaray Ovasının uzantısı ve Ereğli Ovasının kuzeydoğusu düzlük alanlardır. İlin kuzeyindeki Ekecek Dağı’ndan kaynaklanan sular, Kızılırmak vasıtası ile Karadeniz’e dökülür.Kuzey ve kuzeybatıdaki küçük akarsuların bazıları Tuz Gölü’ne dökülürken, bazıları da bataklıklarda sona erer. İlin en önemli akarsuyu Melendiz Dağı’nın yamaçlarından kaynaklanan, Ihlara Vadisinden akan Melendiz Suyu’dur. Bunların yanı sıra Niğde’nin orta kesimlerinden kaynaklanan küçük dereler il içerisindeki kapalı havzalarda sona erer, bazıları da Ereğli Ovasına kadar uzanır. Niğde’de Obruk ismi verilen küçük göller bulunmaktadır. Bunların yanında Gebere, Mamasın, Akkaya ve Gümüşler Barajlarından ötürü küçük yapay göller de vardır. Ayrıca Tuz Gölü’nün güneydoğu kesimi il sınırları içerisinde kalmaktadır. Yüzölçümü 7.795 olan ilin toplam nüfusu 348.081'dir. Orman açısından yoksul olan ilin bitki örtüsü bozkır (step) görünümündedir. İlde, İç Anadolu Bölgesi’nin özelliğini taşıyan Karasal İklim hüküm sürmekte olup, yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve genellikle kar yağışlıdır. İlin ekonomisi tarım, hayvancılık ve sanayie dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında; buğday, arpa, çavdar, patates, ayçiçeği, şeker pancarı, soğan, nohut, mahluttur. Meyvecilikte ise, elma başta olmak üzere, kavun, karpuz, üzüm yetiştirilir. Ayrıca domates, lahana gibi sebzeler de yetiştirilmektedir. Hayvancılıkta küçük ve büyükbaş hayvan besiciliği yapılmakta olup, özellikle sığır, koyun, kıl keçisi, Ankara keçisi yetiştirilir. Hayvansal ürünler sucuk ve pastırma yapımında, süt ürünleri fabrikasında değerlendirilmektedir. İlde halıcılık ve düz yaygı dokumacılığı oldukça yaygındır. Niğde kalkınmada öncelikli iller kapsamında olup, ilde un, nişasta, şeker, meyve suyu, şarap, yem, yün ipliği, halı, çimento, beton direk, tuğla, kiremit, makine yedek parça fabrikaları ile tuz üretim ve ambalaj tesisleri bulunmaktadır. Niğde yer altı kaynakları bakımından oldukça zengindir. Antimon, civa, volframit, tuğla ve kiremit hammaddesi, kurşun, çinko, demir, jips, altın ve gümüş içeren yataklar vardır. Niğde’nin en eski adının Nahita veya Nekide olduğu sanılıyor. Bu addan ilk önce ünlü tarihçi İbn Bibi bahsetmiştir. XIV. yüzyılda Nakide kelimesi Nikde, Nigde okunacak şekilde yazılmış, bu sözcük Cumhuriyet döneminde de Niğde şekline dönüşmüştür. Niğde tarihinin Neolitik Döneme (M.Ö. 7250-5500) kadar indiği, Bor Bahçeli Kasabası Roma Havuzu yakınındaki Köşk Höyük’ten ve Bor Pınarbaşı Höyüğünden çıkartılan eserlerden anlaşılmaktadır. Ayrıca Hitit Dönemine (M.Ö. 2000-7000) ait eserler ise Kömürcü Köyü Göllüdağ Örenyeri’nden çıkartılmıştır. Helenistik Dönemde (M.Ö.330-30) Niğde bölgesi Büyük İskender’in komutanlarından Eumenes’in kurduğu Pergamon Krallığı sınırları içerisinde kalmıştır. Tepe Bağları ve Ulukışla Porsuk Höyük kazılarından bu döneme ait eserler ortaya çıkarılmıştır. M.Ö. 30 - MS. 395 yıllarını kapsayan Roma Döneminde Niğde bölgesi tarihinin en önemli dönemlerinden birini yaşamıştır. Bu dönemde Tyana (Kemerhisar Kasabası) çevresinde yoğun bir yapılaşma görülmektedir. Saraylar, mabetler, su kemerleri ve yerleşim birimleriyle oldukça büyük bir kent konumuna getirilmiştir. M.S. 395 yılında ise Bizans egemenliği altına girmiştir. Bizanslılar zamanında yöre, Sasani, Pers ve Arapların istilalarına uğramıştır. Tyana kenti 931 yılındaki Arap İstilası sonucu büyük ölçüde yıkılmıştır. Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Niğde yöresine Türkmen boyları yerleşmiştir. Anadolu Selçuklu Hükümdarı I.Alaeddin Keykubat zamanında Niğde ve yöresi parlak bir dönem yaşamıştır. Anadolu Selçukluları Kösedağ Savaşında (1243) Moğollara yenilence bölge Moğolların uç beyliği olan İlhanlıların idaresine geçmiştir. 1357 yılında da yöreye Karamanoğulları egemen olmuştur. Fatih Sultan Mehmet zamanında, 1471’de Niğde Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. XIX.yüzyıl sonlarında Konya Vilayetine bağlı Niğde Sancağı konumunda idi. Cumhuriyetin ilanından sonra, 1924’te il yapılmıştır. Niğde’de günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Köşk Höyük, Göltepe-Kestel , Porsuk Höyük, Güllüdağ Hitit Kalıntıları, Tyana Örenyeri, Gümüşler Örenyeri ve Manastırı, Kavlaktepe Yeraltı Şehri, Tyana Kalıntıları, Tyana (Kemerhisar) Su Kemerleri, Bahçeli’de Roma Havuzu, Niğde Kalesi (XIII.yüzyıl), Alaaddin Camisi (1223), Sungur Bey Cami ve Türbesi (1335), Paşa Cami (XV.yüzyıl), Şah Mescidi (1413), Hanım Camisi (1452), Dış Cami (XIV.yüzyıl), Bor Ulu Camisi (1410), Rahmaniye Camisi (1717), Ak Medrese (1409), Hüdâvend Hatun Kümbeti (1312), Gündoğdu Türbesi (1344), Şeref Ali Türbesi (1276), Bor’da Sokollu Mehmet Paşa Bedesteni, Sungurbey Kütüphanesi (1335), Saat Kulesi (1866), Başhanı, Sarı Han, Misli Han, Paşa Hanı, Hatıroğlu Çeşmesi, Türk sivil mimari örneklerinden evler bulunmaktadır. Ayrıca, Demirkazık Tepesi, Köşk, Keten Çimeni, Kayardı Bağları, Fertek Fatih Parkı, Bahçeli Gezi, Gebere Barajı Mesire Yeri, Gümüşler Barajı, Kenetçimen Mesire Yeri, Darboğaz Gezi ve Mesire Yerleri ilin başlıca doğal güzellikleridir. Ayrıca ilde Kocapınar Suyu ve Çamuru, Kemerhisar İçmesi, Çiftehan Kaplıcaları bulunmaktadır.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
![]() YAZI: BUKET COŞKUNERKonstantin ve Helena Kilisesi yaklaşık 1400 yıldır ayakta; 1977'de dinamitlenmesine ragmen Bizans sanatının Kapadokya' daki eşsiz ogelerini hala taşıyor ve yeni koruyucu örtüsünün altında keşfedilmeyi bekliyor. SAHİPSİZ MiRAS Konstantin ve Helena Kilisesi, Kudüs'e uzanan "Kutsal Hac Yolu" Üzerinde, Nigde'de... On dört asırı aşıp 1977'de dinamitlenen kiliseden kalanlar kurtanlmayı bekliyor. Eleni'yi kurtarmak Kapadokya, Perslerin soyleyişiyle "Guzel Atların Ülkesi" yani "Katpa* tuka"ydı bir zamanlar. Artık güzel atları yok Kapadokya'ın ama dagları ve kaya*Iarı binlerce yıllık efsaneleri anlatmaya devam eder okumasını bilenlere. Bugün Kapadokya Avanos-Urgup-Goreme uçge*ninde sıkışsa da ilk ve ortaçaglarda sınırları surekli genişleyip daralan ama her zaman jeopolitik önemini korumuş bir bölge oldu. Volkanik kayalardan başka Kapadokya'ya kimligini kazandıran ikin*ci unsur ise, birçogumuzun reddettigi bir miras olan Bizans'ın dini yapılarıdır. Bi*zans Kapadokyası Küçük Asya'nın göbe*ginde, kara ticaret yollarının kilit nokta*sında, yüzlerce yıl kutsal bir merkezdir. Dogunun çin, Hint gibi uygarlıkları bir yana bırakılırsa, bin yüz Yıllık tarihiyle dünyanın en uzun omurlu imparatorluk*larından biridir ve Anadolu toprakların*da sayısız sanat eseri bırakmıştır. Bizans uygarlıgında sanat, ortaçag Avrupa'sında oldugu gibi yalnızca dinin hizmetindey*di. Bizim Bizans, kendilerinin ise Roma dedikleri imparatorlukta, Hıristiyanlıgın devlet dini kabul edildigi 4. yüzyıldan iti*baren, daha çok da 5. ve 6. yüzyıllarda, imparatorlugun her bölgesinde oldugu gibi, Kapadokya'da da yogun bir imar et*kinligine girişilir. Bu yüzyıllar, istan*bul'da Hagia lrini, Hagia Sofia ve adları daha az bilinen mimari harikaların inşa edildikleri yüzyıllardır. NİĞDE’DEKİ TARİHİ ESERLER VE TURİSTİK YERLERİ Niğde ili târihî eserleri ve tabiî güzellikleri bakımından zengin iller arasında yer alır. Selçuklu devri Türk eserleri bakımından Konya, Kayseri ve Sivas’tan sonra gelir. Bakımsızlık yüzünden birçoğu yıkılmıştır. ![]() Niğde Kalesi: Kalenin temeli M.Ö. 8.yy. da Geç Hitit Döneminde yapılmış, Roma-Bizans Selçuklu, Osmanlı Döneminde onarım görmüştür. Alâaddin Câmii: Birinci Alâaddin Keykubâd zamânında Niğde Sancakbeyi Zeyneddin Başara tarafından 1233’te yaptırılmıştır. Selçuklu sanatının günümüze kadar en iyi korunmuş eserlerinden olup, mihrap ve minberi çok güzel bir sanat âbidesidir. Niğde’nin en eski câmisi olup Mîmar Sıddık bin Mahmûd ve kardeşi Gâzi yapmıştır. Sarı ve kül renkli kesme taştan yapılan câminin doğu kapısı son derece güzel geometrik motiflerle süslüdür. Câmi süslemeleri bakımından Selçuklu devrinin en kıymetli eserlerinden biridir. Damalı minâresi câmiye ayrı bir güzellik katmaktadır. Sungur Bey Câmii ve Türbesi: Moğol asıllı Sungur Bey tarafından 1335’te yaptırılmıştır. On sekizinci asırda geçirdiği yangından sonra yeniden yapılmıştır. Mîmârî özelliği ve taş işçiliği şahâne olan câminin süslemeleri çok zengindir. İlk yapıldığında iki minâreliydi. Câminin yanında Sungur Beye âit sekiz köşeli bir türbe vardır. Paşa Câmii: On beşinci asra âit Osmanlı eseridir. Ali Paşa tarafından yaptırılan câmiyi oğlu Murâd Paşa genişletmiştir. 1909’da tâmir gören câminin yanında türbe ve çeşme vardır. Şah Mescidi: Sungur Bey Câmii yakınında olup 1413’te yaptırılmıştır. Kare plânlı bir câmidir. Hanım Câmii: Alâaddin Tepesinin doğusunda olup 1452’de yapılmıştır. Arife Hanım tarafından tâmir ettirildiği için Hanım Câmii olarak bilinir. Karamanoğulları devri eseridir. Dışarı Câmii: On altıncı asır Osmanlı eseridir. Tek kubbelidir. İnce işçilikli ve sedef kakmalı minber Sungur Bey Câmiinden getirilmiştir. Ulu Câmi: Bor ilçesindedir. Karamanoğlu Alâaddin Bey tarafından 1410’da yaptırılmıştır. Câmi dikdörtgen biçimindedir. Ak Medrese: Karamanoğlu AlâaddinAli Bey tarafından 1409’da yaptırılmıştır. Adını kapısındaki beyaz mermerden alır. Selçuklu mîmârî tarzının çok güzel bir örneğidir. Ali Bey Medresesi de denir. 1936’da restore edildikten sonra arkeoloji müzesi olarak kullanılmaktadır. Geometrik motiflerle süslü giriş kapısı çok güzeldir. ![]() Saat Kulesi: Kalenin batı burçlarından birinin üzerine inşa edilmiştir. Hüdâvend Hâtun Kümbeti: Moğol İlhanlı vâlisi Sungur Bey zamânında, Dördüncü Kılıç Arslan’ın kızı Hüdâvend Hâtun tarafından 1312 senesinde yaptırılmıştır. Sekizgen plânlı yapı içten kubbe, dıştan piramit çatı ile örtülüdür. Doğusunda bulunan taçkapı yıldız geçmeler ve çeşitli motiflerle süslenmiştir. Gündoğdu Türbesi: Hüdâvend Hâtun Kümbetinin yanındadır. 1344’te ölen Hakkı Besvap için yaptırılmıştır. Kare plânlı yapı içten kubbe, dıştan piramit çatı ile örtülüdür. Türbenin kapısı geometrik, bitki ve örgü motiflerinden meydana gelen kuşaklarla çevrilidir. Sungurbey Kütüphânesi: Emîr-ül-ümerâ Seyfeddîn Sungur Ağa tarafından 1335 senesinde yaptırılmıştır. Günümüzde İl Halk Kütüphânesi olarak kullanılmaktadır. ![]() Eski Eserler: Niğde Kalesi: Selçuklu Sultânı Birinci Alâaddin Keykubat yaptırmıştır. Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde onarım gördüğü kitâbe ve motiflerden anlaşılmaktadır. En son Fâtih devrinde İshak Paşanın emriyle tâmir ettirilmiştir. Safevî ve Akkoyunlu tehlikesi sona erince kale tâmir ettirilmemiştir. Bugün kale ve onu çevreleyen üç sıra hâlindeki surlardan pek azı kalmıştır. Niğde Müzesi: 1976’da yapılmıştır. Antik Çağa âit eserlerle, Selçuk ve Osmanlı devrine âit 12 bin eser sergilenir. Akmedrese de müze olarak kullanılmaktadır. Tyna Harâbeleri: Bor ilçesinin Kemerhisar bucağı yakınındaki şehir kalıntıları, Hititlere âit ve M.Ö. 2000 yılında önemli bir merkez olan Tuvana şehrine aittir. ![]() Güllüdağ Harâbeleri: Niğde’nin 40 km kuzeyinde Bozköy ve Kömürcü köyleri arasında Güllüdağ’da bir Hitit şehridir. Şehir kalıntıları 3 km2dir ve surlarla çevrilidir. M.Ö. 8. asırda yangın neticesi yıkılmış ve bir daha yapılmamıştır. Savaş ve tapınak kalıntıları vardır. Kaya Kilise ve Manastırlar: Roma ve Bizans devrinde Ihlara Vâdisinde kayalara oyulmuş kilise ve manastırlar olup, bâzısı bir saatte gezilecek kadar büyüktür. Su Kemerleri: Kemerhisar-Bahçeli kasabaları arasında Roma devrinden kalma su kemerleridir. Roma Havuzu: Bahçeli kasabasındadır. Etrâfı mermerle çevrili Roma devrine âit bir havuzdur. Gümüşler Manastırı: Niğde’ye 8 km mesâfede Gümüşler kasabasındadır. Roma devrinde yapılmıştır. Demirkazık Tepesi: Çok güzel manzaraları olan bu dağ yaz ve kış ayrı güzelliklere sâhiptir. Kayakevinin bulunduğu bu dağ, kış sporlarına müsâittir. Dağcılık tesisleri ve alabalık üretme çiftliği vardır. Hasan Dağı: Çok güzel manzaralı bir dağdır. Konik biçimde krater gölü vardır. Kış sporlarına müsâittir. Köşk: Bor ilçesinin Bahçeli köyü yakınında yeşillik ve sulak bir mesire yeridir. Keten Çimeni: Suyu bol, manzarası güzel ve yeşil bir yayladır. Kaplıca ve İçmeler: İl toprakları şifâlı su kaynakları bakımından zengin bir bölgede yer alır. Başlıca kaplıcaları şunlardır. Kocapınar Suyu ve Çamuru: İl merkezine 2 km uzaklıkta Niğde-Bor yolu üzerindedir. Suyu mîde, barsak ve romatizmal rahatsızlıklara iyi gelmektedir. Tesisi yoktur. Kemerhisar İçmesi: Bor ilçesine 10 km mesâfede Kemerhisar köyü yakınındadır. Suyu içme olarak mîde, barsak, karaciğer ve böbrek hastalıklarında faydalıdır. Çiftehan Kaplıcaları: Ulukışla ilçesine 35 km uzaklıkta Çiftehan köyünde olup, Ankara-Adana kara ve demiryolu üzerindedir. Konaklama tesisleri mevcuttur. Kaplıcanın suyu içme olarak, böbrek ve metabolizma bozukluğundan ileri gelen şişmanlık ve gut hastalığına, banyo ile romatizma, nefrit, nevralji, kadın ve cilt hastalıklarına, eklem kireçlenmesine, bâzı bel fıtıkları ile siyatik ağrılarına, kalça ve eklem kireçlenmelerine iyi gelmektedir. ![]() Kayardı Bağları Mesire Alanı: İl merkezinin 2km. batısında, Ha*mamlı Köyü’ne kadar devam eden, Uzandı Deresi kenarındaki yeşillik alandır ve gezi-mesire için çok elverişli bir bölgedir. Fertek Fatih Parkı (Mandilmos): İl merkezine 10 km. mesafedeki Fertek Kasabası’ndadır. Belediye tarafından yapılan çevre düzenlemeleriyle, mesire için uygundur. Bahçeli Gezi ve Mesire Alanı: Bor îlçesi sınırları içindeki. Bahçeli Kasabası’na çok yakın bir alandır. Niğde’nin çok önemli tarihi değerlerinden biri olan Roma Havuzu etrafındaki yeşil alan, mesire yeri olarak kullanılmaktadır. Bu bölge yakın bir zamanda çevre düzenlemesi yapılarak, geniş halk kitlelerinin kullanımına açılacaktır. Ayrıca bölgeye 2 km. uzaklıktaki Kemerhisar Kasabası’nda bulunan M.S. II. yüzyıl Roma Dönemi eserleri olan Su Kemerleri ile birlikte Roma Havuzu çok önemli bir gezi bölgesidir. [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] Gebere Barajı Mesire Alanı: İl Merkezinin 12 km kuzeyindeki ba*raj göletinin çevresindeki bölgedir. Gümüşler Barajı Mesire Alanı: İl merkezine 9 km. uzaklıktaki Gümüşler Kasabasına yakın baraj göletinin çevresindeki bölgedir. Ketençimen Mesire Alanı: Niğde ve Çiftlik İlçesi sınırları arasında, Tepeköy’e yakın konumdaki bölgedir. Demirkazık Gezi ve Mesire Alanı: Dağçılık ve Kış Turizmi açısından önem taşıyan Aladağlar’ın eteklerinden geçen Ecemiş Çayı ve Demirkazık Dağevi çevresindeki bölge, mesire alanı olarak kullanılmaktadır. Dağevinden başlayıp Kayseri-Yahyalı Kapuzbaşı Şelaleleri’nde son bulan trekking ve gezi rotası, Niğde turizmi açısından büyük önem taşır. Çamardı İlçesi’ndedir. ![]() Darboğaz-Meydan Gezi ve Mesire Alanı: Yine dağçılık ve kış turizmi açısından önem taşıyan bir bölgedir. Ulukışla İlçesi sınırları içinde bulunan Bolkarlar da trekking için oldukça elverişlidir. Darboğaz Kasabası çevresin ve kasabaya 8 km. uzaklıktaki Meydan Yaylası mesire alanı olarak kullanılmaktadır.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
Niğde Sözlü Tarih
Güllü Baba Söylencesi Selçuklu Sultanı bir doğu seferine çıkar.Mevsim kış olduğuğndan yollar kapanır,ordu küllüce köyü adı verilen yerde kalır.Askerler soğuktan ve açlıktan kırılmak üzeredir.tip biraz azalınca Sultan,karşıda bir kulube görür.Atını sürer,kapıyı çalar.İçeride ak sakallı ,nur yüzlü bir Türkmen kocası,Ocakta çorba kaynatmaktadır.Sultan daha kendini tanıtmadan yaşlı adam konuşmaya başlar."O...geldin mi? Bende seni bekliyordum.üşümüşsündür geç söyle ocağın başına.Askerlerinde üşümüştür.Onlara bir çıra gönderelimde ısınsınlar. Sultan şaşırır.Ocağın başına geçer.Yaşlı adam ocaktan bir çıra alıp nöbetçilerden birine verir."al bunu askerlere götür.ısınsınlar,az sonra çorba da hazır."der.Sultan dayanamaz"bu çırayla tümü ısınacak,bu tencereyle de tümü doyacak,Öyle mi?"der.Yaşlı adam talı bir gülümsemeyle başını sallar. Bir süre sonra ordu çadır kurar,küçücük çıra koca bir meydan ateşi olur.Kaynayan çorba karavanalara kepçe kepçe dağıtılır,ama bir türlü bitmez. Sultan yaşlı adama teşekkür eder,izin ister.Onu sınamak içinde bri kese altın uzatır.Yaşlı adam "o bize değil size gerek.bizim Dünya malında gözümüz yok.biz gönül adamıyız" der.Sonra da koynundan kış olmasına rağmen dalından yeni koparılmış gibi canlı bir gül dalı sultana uzatır.Sultan yaşlı adamın ellerini bir kez daha öperek "bundan sonra senin adın Güllü Baba olsun" der.O günden sonra gülü Baba ’nın kulübesi yakınında bir köy kurulur.Adına da güllüce denilir. Bor’a ilişkin söylence Zamanın birinde ,bir ülkede güzeller güzeli bir prenses yaşamakta ,halk bu prensesi çok sevmektedir.Günün birinde prenses hastalanır.Hekimler derdine çare bulamaz ve işe periler karışır,ama onlar daçaresiz kalır.Prenses hergün birazdaha erimekte herkes bu duruma çok üzülmektedir. Günün birinde saraya bir gezgin gelir.Prensesin hastalığını duymuştur.Odaya girip prensesi gördüğünde gözleri dalar bir süre düşünür,sonra memnun bir yüzle "Buldum" der.Çevresindekiler merakla açıklama beklemektedir.Gezgin şöyle der."Ben çok yer gezdim,gördüm ,gezdiğim beldeler içinde bir yer varki sözle anlatılamaz.Dört bucağı çöl,bozkır,kıraç toprak,yalçın kayadır.Buların arasında yemyeşil bir beldedir orası.Her yanı elma,Kayısı bahçeleri ,üzüm bağlarıyla donanmıştır.Havası,tüm dertlere şifadır.Dallarından asma kızları billur taneleri gibidir.Güneş eşsiz harikalar yaratır,bülbül sesleri çevreyi çinlatır.Hele o tülün sessizce kayması gibi fısıldar.Bu diyar bu eşsiz diyar Bor’dur.Eğer Prensesi buraya buraya getirirseniz birkaç güne kalmaz eskisinden daha sağlıklı olur der ve yitip gider. Prenses buraay getirilir bir çadır kurulur üçgünde prenses iyilerşir.Herkes sevinç içindedir.Ülkenin her yanınıdan hastalar buraya akın etmektedir. Bir zaman sonra prenses burada sıkılmıştır.Niğde’ ye geçer Bor da bu özelliğini yitirmiştir.Halk karasında "Geçti Bor’un pazarı sür eşşeği Niğde’ye" deyişinin buradan kaynaklandığı sanılmaktadır. Hasan Dede’yle Ali Baba Hasan Dede günümüzde Hasan Dağı denilen yerde tek başına yaşamaktadır.Aksaraylı Ali Baba adlı dervişle arkadaş olmuştur.Ali Baba bir hamamda külhancılık yapmaktadır. Bir gün Ali Baba Hasan Dede’yi ziyarete gider.Mendilinde bir avuç kor vardır.Sohbetleri süresince kor için için yanar.Mendile bir şey olmaz.Başka bir gün de Hasan Dede,Ali Baba ’yı ziyarete gider.Mendiline bir avuç kar koymuştur.Külhanda oturup söyleşirler.Duvara astığı mendildeki kar,erimeden öylece durur.Bir ara Hasan Dede’nin gözü hamamdan çıkan kadınlara takılır.Mendildeki kar şıp şıp damlamaya başlar.Ali Baba Hasan Dede ye bakar ve "Dağ başında ermişlik hüner değildir,burada ak topuklu kadınlar arasında ermiş kalmaktır."der.Zamanla Ali Baba’nın sözleri halk arasında da söylenip ders alınması için anlatılır. Hasan Dede aslında Danişmendliler’in Başkomutanu Sultan Torasan’dır.Haçlı seferleri sırasında ll.Kılıçarslan ile birlikte yararlılıklar göstermiş ölünce vasiyeti gereği Hasan Dağı’nın toruğuna gömülmüştür.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
Niğde Cami ve Mescitleri
Alâeddin Camisi (Merkez) Niğde Kalesi içerisinde bulunan Alâeddin Camisi üç satırlık mermer kapı kitabesinden öğrenildiğine göre Sultan I.Alâeddin Keykubat döneminde, Onun adına Beşare Bin Abdullah (İmrahor Zeyneddin Beşare Bey) tarafından h.620 (1223) yılında yaptırılmıştır. Giriş kapısının üzerine yerleştirilen bir başka kitabeden de caminin mimarlarının Mahmut’un oğulları Sıdık ve Gazi ustalar olduğu öğrenilmektedir. Giriş kapısı üzerinde beyaz mermerden üç satırlık kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir: “Keyhüsrev” in oğlu, Sultanların Sultanı Büyük Sultan Keykubat’ın ki her tarafa övüle hükümdarlığı devrinde. Allah’ın şefaatine muhtaç olan aciz bendesi Abdullah oğlu Beşare bu caminin inşasına emretti. Mustafiran günahlarına tövbe edilmiş Alâaeddin tarafından 620 tarihinde inşa edildi.” Bu kitabenin dışındaki üçüncü bir kitabede de Kuran’dan alınma ayetler yazılıdır. Selçuklu mimarisi Ulu Cami plan tipinde olan bu yapı sarı ve gri renkli düzgün kesme taştan yapılmıştır. Böylece caminin kütlevi görünümü hafifletilmek istenmiştir. Kareye yakın, 20.90x25.90 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânı iki sıra halinde dörder paye ile üç sahna ayrılmıştır. Bunlardan orta sahın diğerlerinden daha geniş olup, orta sahnın ortasına mukarnaslı bir kubbe yerleştirilmiştir. Bu kubbe üzerinde de aydınlık feneri bulunmaktadır. [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.]Caminin doğu yönündeki anıtsal cümle kapısı yan tarafa doğru kaydırılmıştır. Dikdörtgen olan bu portal, caminin yüksekliğini aşmaktadır. Tamamen geometrik bezemeyle süslenmiştir. Bu bezemelerde yarım yıldızlar, yarım daireler, yıldızlar ve sekiz kollu yıldız motifleri görülmektedir. Ayrıca kitabenin iki yanındaki kabartma motiflerin arslan başı veya kadın başı oldukları da bazı araştırmacılar tarafından ileri sürülmektedir. Giriş kapısı basık kemerlidir ve kemer taşlarının uçları testere biçimindedir. Bu kapının yanı sıra minarenin alt köşesinde Selçuklu nişi şeklinde ikinci bir kapı daha bulunmaktadır. Bu kapı ahşap hatıllı özel bir mahfile açılmaktadır. Anadolu’da yapılmış olan Beylikler ve Selçuklular döneminde görülen özel mahfillerin erken örneklerinden birisi de burada karşımıza çıkmaktadır. Caminin ön bölümü mihrap duvarı boyunca yükseklikleri ve görünümleri birbirlerinden farklı yan yana üç kubbe ile örtülmüştür. Kubbeli olan bu bölüm kademeli silmelerle, üç geniş kemerle kuzeydeki bölümlerden ayrılmakta ve aynı zamanda da mihrap önünde enine gelişen bir mekânı oluşturmaktadır. Bunun dışında kalan bölümler caminin ortasındaki küçük bir iç avlu etrafında sıralanmış, mihrap duvarına dik tonozlu üç sahın halindedir. Büyük Selçuklu mimarisinin izlerini yansıtan bu planlama şekli enine gelişen mihrap önü kubbeli cami planlarının farklı bir uygulamasıdır. Caminin mihrap ve minberi taştandır. Cephenin kenarında, kuzey yönünde minareye yer verilmiştir. Bu minarenin kaidesi köşeleri pahlanmış, sekizgen kütlevi bir şekilde olup, caminin beden duvarları hizasından itibaren kesme taştan yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Minare gövdesi sarı ve gri renklerde taşlardan yapılmıştır. Caminin ahşap işçiliği yönünden son derece önemli olan kapısı bugün Niğde Müzesi’nde bulunmaktadır. Sungur Bey Camisi (Merkez) [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.]Niğde Alâeddin Tepesinin güneybatı eteğinde bulunan bu camiyi, İlhanlılar döneminde Niğde Valisi olan Seyfeddin Sungur Bey 1335 yılında yaptırılmıştır. Bu cami XVIII.yüzyılda yanmış, üst örtüsü tamamen yıkılmıştır. Bu nedenle sonradan ağaç sütunlar üzerine bir tavan oturtulmuş ve kırma çatı ile de üstü örtülmüştür. Cami orijinal konumundan kısmen uzaklaşmıştır. Cami bu yangından önce çeşitli kaynaklardan öğrenildiğine göre, kuzey-güney doğrultusunda sıralanmış iki dizi halinde altı sütun ile üç sahna ayrılmıştı. Bunlardan orta sahın daha geniş olup, üzeri kubbe ile örtülü idi. Yan sahınlar ise çapraz tonozla örtülü idi. Caminin doğu cephesinin solunda türbe, ortasında portali, sağ ve solunda da iki ayrı minare bulunmaktadır. Ayrıca her iki yana köşelere sağır kemerler ortasına da birer pencere açılmıştır. Caminin bu cephe görünümü Erzurum Çifte Minare ve Sivas Medresesi portallerini andırmaktadır. Ancak yangın sırasında duvarlar çatı hizasına kadar yıkılmış olduğundan eski minarelerin gövdelerinden hiçbir iz günümüze gelememiştir. Yalnızca portaldeki revağın yanında bulunan temeller ve minarenin merdivenleri günümüze gelebilmiştir. Caminin doğu ve güney portalleri Selçuklu devri özelliklerini yansıtan bir bezemeye sahiptir. Bezemelerde kıvrık dallar arasında arslan, grifon başları, yırtıcı kuşlar, at, ceylan tasvirlerine yer verilmiştir. Ayrıca güney portalinde, kapı kemerinin üzerinde çift başlı kartal arması dikkati çekmektedir. Caminin ibadet mekânı 32.88x24.45 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Yapının yangın sırasında çökmesinden sonra, kuzey-güney doğrultusunda sıralanan ve her sırada altı adet ağaç sütunun bulunduğu dört sıra halindeki mekânı beş sahna ayıran bölüm 24 ahşap sütun üzerine oturan bir tavanla kapatılmıştır. Caminin güney duvarının ortasında zengin bezemeli mihrap bulunmaktadır. Orijinal minberi ise Niğde Dışarı Camisi’ne götürülmüştür. Bu minber sedef kakmalı olup, üzerinde Seyfeddin Sungur Bey’in emriyle, usta Hoca Ebubekir tarafından yapıldığı yazılıdır. [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.]Caminin kuzeydoğu köşesinde kare planlı kaide üzerinde silindirik gövdeli minaresi bulunmaktadır. Caminin ilk yapılışındaki iki minare yıkılmış ve sonradan tek şerefeli yuvarlak gövdeli bir minare yapılmıştır. Bu minarenin üzerindeki kitabeden 1452 tarihinde yapıldığı yazılıdır. Sonraki dönemde Afife Hatun tarafından onarılmıştır. Caminin güneydoğu köşesindeki türbe 1335 yılında cami ile birlikte Sungur Bey için yaptırılmıştır. Ancak günümüzde türbenin içerisinde sanduka bulunmamaktadır. Türbe sekizgen planlı olup, üzeri piramidal bir külah ile örtülüdür. Türbenin cephe duvarları çift kemerli sağır nişlerle hareketlendirilmiştir. Caminin doğusuna çeşme, kuzeydoğusuna da XVII. Yüzyılda bir bedesten yapılmıştır. Paşa (Murat Paşa) Camisi (Merkez) Niğde’nin kuzeyinde bulunan bu camiyi XV.yüzyılda Murat Paşa ve oğlu Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Daha sonra buraya türbe, hamam ve çeşme eklenmiştir. Cami kesme taştan kare planlı olarak yapılmış, üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin dış cepheleri tuğla hatıllarla hareketli bir görünüm kazanmıştır.Önünde son cemaat yeri bulunan caminin minaresi kare kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Caminin yanında Murat Paşa ile Ali Paşa’nın mezarları bulunmaktadır. Cami 1909 yılında onarım görmüştür. Dışarı (Hüsamettin Çelebi) Camisi (Merkez) Niğde Alaeddin Tepesi’nin batı eteklerinde bulunan bu camiyi XVI.yüzyılda Hüsameddin Çelebi yaptırmıştır. Cami bir süre, 1941-1948 yıllarında Akmedrese’den taşınan arkeolojik eserlerin bulunduğu müze deposu ve sonra da Müze Müdürlüğü olarak kullanılmıştır. Cami kesme taştan kare planlı olup, üzeri pandantifli bir kubbe ile örtülmüştür. Mermer mihrabı dikdörtgen çerçeve içerisine alınmış stalaktitli bir niş görünümündedir. Çevresi çeşitli motiflerle bezenmiştir. Minberi ise XIV.yüzyıl eseri olup, Sungur Bey Camisi’nden buraya getirilmiştir. Bu minber Hacı Ebubekir Usta’nın eseridir. Abanoz ağacından olup, kündekâri tekniğinde, sedef kakmalıdır. Caminin yanındaki minaresi kare kaideli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Hanım Camisi (Merkez) Niğde Alâeddin Tepesi’nin doğusunda bulunan bu cami, 1452 yılında yaptırılmıştır. Banisinin ismi bilinmemektedir. Arife Hatun tarafından onarıldığından ötürü de Hanım Camisi ismiyle tanınmaktadır. Cami kesme ve moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış olup, üzeri toprak damla örtülüdür. İbadet mekânı sütunlarla iki sahna ayrılmıştır. Mihrap ve minberi özellik göstermemektedir. Büyük olasılıkla da sonraki dönemlerde her ikisi de yenilenmiştir. Caminin kuzeydoğusunda kesme taş kaideli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Paşa Camisi (Bor) Niğde ili Bor ilçesi merkezinde bulunan Paşa Camisi’ni Sokullu Mehmet Paşa 1573 yılında yaptırmıştır. Bu caminin bulunduğu yerde daha önce bedesten olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir. Yoldan bir merdivenle çıkılan caminin ön kısmındaki altı sütunlu son cemaat yeri sonraki yıllarda kapatılmış ve burası enine dikdörtgen bir mekâna dönüştürülmüştür. Cami Bor’daki enine dikdörtgen planlı camiler grubundan olup, plan olarak Selçuklu Ulu Cami planlarını yansıtmaktadır. İbadet mekânının üzeri çatı ile örtülmüştür. İçerisi mihrap yanındaki ikişer, sol yandaki duvarında iki, sağ yandaki duvarında da bir pencere ile aydınlatılmıştır. Minareye mihrap duvarının köşesinden çıkılmakta olup, taş kaideli, yuvarlak tuğla gövdeli ve tek şerefelidir. İbadet mekânındaki mihrap ve minber bir özellik göstermemektedir. Geç devirlerde caminin yanına çatılı bir ek yapılmıştır. Duvarları kesme taş ve kerpiçten örülmüş, yer yer de tuğla ve briket kullanılmıştır. Alâeddin Bey (Ulu Cami) Camisi (Bor) Niğde Bor ilçesinde, çay kenarında bulunan bu cami değişik dönemlerde yapılan onarımlarla kısmen özelliğinden uzaklaşmıştır. Selçuklu Ulu Cami plan tipini yansıtan bu caminin giriş kapısı üzerindeki kitabeden, Karamanoğlu Alâeddin Ali Bey tarafından 1410 yılında yaptırıldığı öğrenilmektedir. Cami kesme taştan, dikdörtgen planlı olup, ibadet mekânı beşer ahşap direkle dikine beş sahna ayrılmıştır. Üzeri ahşap bir tavanla örtülmüştür. Caminin üst örtüsü ilk yapımında yöre mimarisine uygun düz damlı iken, son restorasyon sırasında kırma çatıya dönüştürülmüştür. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan restorasyon sırasında cephe özgünlüğünü tamamen yitirmiştir. Caminin giriş kapısı diğer yapılardan toplanmış bitkisel bezemeli mermer parçalarından yapılmıştır. Bu kapı dikdörtgen bir çerçeve içerisinde basık kemerlidir. Giriş kapısı üzerinde de kitabeye yer verilmiştir. İbadet mekânı mihrabın sal yanında iki, sol yanında bir, iki uzun kenardan sol yanda altı, diğer kenarda da dört pencere ile aydınlatılmıştır. Minber niş şeklinde olup, herhangi bir özellik göstermemektedir. Caminin son cemaat yeri yoktur. Son cemaat yeri olarak düşünülen mekâna merdivenle çıkılmakta ve burada geniş bir balkon yer almaktadır. Caminin kesme taş kaideli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli bir minaresi bulunmaktadır. Kale (Şeyh İlyas) Camisi (Bor) Niğde ili Bor ilçesinin en yüksek yerinde bulunan kalede yapılmış olan bu caminin kaynaklarda ve Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde ismi Gözlüzade Camisi olarak geçmektedir. Caminin bitişiğinde Şeyh İlyas Türbesi bulunmaktadır. Kale Camisi kesme taştan, kare planlı olarak yapılmıştır. Üzeri pandantifli, kasnaklı merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Dış cephe görünümünde silme ile beden duvarlarının ikiye bölündüğü görülmektedir. Caminin önünde dört sütunun oluşturduğu, üzeri kubbeli, üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Buradaki sütunlar birbirleri ile ve caminin duvarları ile yuvarlak kemerlerle bağlantılıdır. İbadet mekânı mihrabın iki yanında birer, iki yan kenarda ve son cemaat yerinde de iki pencereyle aydınlatılmıştır. Mihrap bir niş şeklindedir. Mihrap ve minber herhangi bir özellik taşımamaktadır. Son cemaat yeri ile caminin ibadet mekânının birleştiği noktada, camiden ayrı olarak minareye yer verilmiştir. Minare, kare taş kaideli, yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Sarı Cami (Bor) Niğde, Bor ilçe merkezinin dışında ve güney yönünde bulunan bu caminin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir. Mimari üslubundan XV.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Cami kesme taştan ve yer yer de moloz taş ile tuğladan yapılmıştır. Dikdörtgen planlı olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. İbadet mekânı sütunlarla üç sahna ayrılmıştır. Mihrap ve minberi bir özellik taşımamaktadır. Son cemaat yerinin olduğu yere bir revak yapılmış, batı yönüne de taş kaide üzerinde tek şerefeli yivli bir minare yerleştirilmiştir. Sarı Ali Camisi (Bor) Niğde Bor ilçesi, Hacı Muhsin Mahallesi’nde bulunan bu cami değişik zamanlarda yapılan onarımlarla orijinalliğinden büyük ölçüde uzaklaşmıştır. Günümüze gelen bu caminin yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir. Yalnızca kuzey cephesindeki bir kitabede 1205 tarihi okunmaktadır. Bu kitabenin daha eski bir yapıya ait olduğu sanılmaktadır. Cami kesme taştan yapılmış olup, plan olarak Sarı Cami’ye benzemektedir. Dikdörtgen planlı yapının üzeri ahşap çatı ile örtülüdür. Mihrap güneyde öne çıkıntı yapan bir yapının ekseni içerisine yerleştirilmiştir. Minber ve mihrabı bir özellik taşımamaktadır. Çayırlı Mescit (Bor) Niğde ili Bor ilçesinin merkezinde bulunan bu mescidin kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi bilinmemektedir. Mimari üslubundan geç dönemde yapıldığı sanılmaktadır. Moloz taştan yapılan mescit kareye yakın dikdörtgen planlı olup, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. İç kısmında bezeme bulunmamaktadır. Yanındaki minare taş kaideli, oldukça kalın yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Osmanlı mimarisinde güdük minare olarak isimlendirilen gruptandır. Ayrıca mescidin minaresinin yanındaki sokak üzerine kesme taştan yuvarlak kemerli bir çeşme yapılmıştır.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
Niğde Külliyeleri
Öküz Mehmet Paşa Külliyesi (Ulukışla) Niğde ili Ulukışla ilçesinde bulunan Öküz Mehmet Paşa Külliyesi, cami, çarşı, hamam ve handan meydana gelmiştir. Yapı topluluğunu Sultan I.Ahmet ve Genç Osman’ın hükümdarlığı sırasında Sadrazam olan Öküz Mehmet Paşa haç ve sefer yolu üzerinde bulunan Ulukışla’da yaptırmıştır. Külliyenin yapımı 1610-1622 yılları arasında tamamlanmıştır. Yapı topluluğu aynı zamanda doğuya yönelik seferler sırasında askerin barındırılması amacına yönelik olarak kurulmuştur. Bu yapı topluluğu ile ilgili Evliya Çelebi’nin gözlemleri bulunmaktadır: “Karaman Ereğli’sinden yine kıble tarafına giderek 9 saatte Ulukışlak kasabasına menzil aldık. Bu kasaba Karaman eyaletinin Niğde sancağında, Koca Mehmet vakfıdır. En meşhur camii Koca Mehmet Paşa Camiidir. Kubbeli ve minareli, avlusu mermer döşeli şirin bir camidir. Yanında bir zaviyesi, latif bir hamamı, büyücek bir hanı vardır. Güya bu han bu şehrin kalesidir. 170 ocaktır. Başka bir harem odalığı, develiği, 300 tavla at alır ahırı, avlusu, ortasında büyük bir havuz, bir kileri ve yemek yedirilen bir imareti var. Her akşam ocak başına birer bakır sini ile beşer tas buğday çorbası beşer ekmek, birer yağ kandili ve her at başına birer torba yem verilir. Nimeti bol, vakfı sağlam bir hayrattır. 300 kadar dükkânları vardır. Bu binaların hepsi kâgir ve baştanbaşa kurşunla örtülü olup, Mehmet Paşa vakfıdır.” Cami: Külliyenin güneydoğusunda yer alan cami, halk arasında Mehmet Paşa Camisi veya Kışla Camisi olarak da anılmaktadır. Mermer döşeli avlu içerisindeki cami arazi konumundan ötürü kısmen meyilli olarak yapılmıştır. Caminin 1960’lı yıllara kadar yalnızca beden duvarları ile mihrabın üst kısmına kadar olan bölümleri ayakta bulunuyordu. Vakıflar Genel Müdürlüğü 1969-1970 ve 1977 yıllarında camiyi yeni baştan yapılırcasına onarmıştır. Günümüzde bu yapı kesme taştan 12.20x14.00 m. ölçüsünde kareye yakın dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânının üzeri pandantifli, kasnaklı bir kubbe ile betonarme olarak örtülmüştür. İçten sıvalı olan kubbe dıştan da kurşun kaplıdır. Ön kısmında üzeri kubbelerle örtülü üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Caminin doğu, batı ve güney dış cephe duvarları ile mihrap arkası 0.50 m. kalınlığında payandalarla desteklenmiştir. Cephe görünümünde duvarlar zemine yakın kesimden itibaren merdiven şeklinde kademelendirilmiştir. Caminin yanında taş kaide üzerinde, yuvarlak gövdeli, tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Han: Yapı topluluğunun bölümlerinden olan han, askeri amaçlı olarak yapılmıştır. Kesme taş ve tuğladan iki katlı hanın üzeri içten tonoz, dıştan düz toprak bir damla örtülüdür. Yuvarlak kemerli bir kapı ile dikdörtgen avluya girilmektedir. Burada revakların arkasında odalar sıralanmıştır. Odaların içerisinde ocak ve dolap nişlerine yer verilmiştir. Girişin karşısında yuvarlak kemerli bir eyvan bulunmaktadır. Ayrıca iki yan kenarda da giriş kapısı bulunmaktadır. Günümüzde bu hanın bir bölümü Ulukışla İtfaiyesi tarafından kullanılmaktadır. Hamam: Külliyenin bir bölümünü oluşturan hamam moloz taş ve tuğladan yapılmıştır. Soyunmalık, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelmiştir. Sıcaklığın üzerini merkezi bir kubbe örtmektedir. Günümüzde hamam harap bir durumdadır. Evliya Çelebi külliyeyi oluşturan birimler içinde birde zaviyeden söz etmişse de bu yapı günümüze ulaşamamıştır. Kervansaray: Yapı topluluğunun bir bölümünü oluşturan kervansaray kesme taştan yapılmıştır. Duvarlarda tuğla sıraları ile frizler meydana getirilmiştir. Dikdörtgen planlı kervansarayın içerisini yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanmış payeler üç bölüme ayırmaktadır.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
Niğde Türbe ve Kümbetleri
Hüdavent Hatun Türbesi (Merkez) Niğde il merkezinin kuzeydoğusunda yan yana bulunan üç kümbetten en büyüğü olan Hüdavent Hatun Türbesi, Selçuklu Sultanı IV.Rüknettin Kılıçarslan’ın kızı Hüdavent Hatun tarafından 1332 yılındaki ölümünden önce, 1312 yılında yaptırılmıştır. Türbe 1962 yılında onarılmıştır. Niğde’de Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan bu türbe, kesme sarı volkanik trakit taşından sekizgen planlı olarak yapılmıştır. Türbenin gövdesi ve üzerini örten piramidal külahı sekiz köşelidir. Doğuya açılan giriş kapısı geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmiş olup, üzerinde üç satırlı kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin mealen anlamı şöyledir: ”Allah esirgeyici ve bağışlayıcıdır. Bu mübarek türbenin yapılmasını Allah’ın merhamet ve affını rica eden aciz mahlûk emretti. Keyhüsrev’in oğlu şehit Nükreddin ve Allah onları affetsin. Kızı Hüdavent Hatun 712 yılının aylarında Allah’a hamd, Peygamberine ve eshabına selâm ve salâvat.” Türbe gövdesinde üç pencere bulunmaktadır. Bu pencerelerin kenarlarında aslan ve insan başlı kuş kabartmaları bulunmaktadır. Böylece pencerelerde zengin bir görünüm sağlanmıştır. Pencere alınlıklarından birinde çift başlı kartal kabartması da dikkati çekmektedir. Pencereler yaprak ve çiçek bezeli sütunçelerle birbirlerinden ayrılmıştır. Türbe içten kubbelidir. Türbenin girişi yıldızlı geçmeler, palmetler ve Rumilerle bezenmiştir. Bu motifler pencere çevrelerinde de uygulanmıştır. Türbenin mihrabı bezemeli olup, üzerinde Besmele ve Ayetel Kürsi yazılıdır. Türbe içerisinde Hüdavent Hatun, Emir Sücaeddin Kızı Paşa Hatun (ölm.1340), Niğde Sancak Bey’in kızı Belkıs Hatun’un (ölm.1563) sandukaları bulunmaktadır. Hüdavet Hatun’un sandukası üzerinde ayetler, dualar ve ölüm tarihi olan h.732 (1332) yazılıdır. Gündoğdu Türbesi (Merkez) Niğde il merkezinin kuzeydoğusunda Hüdavent Hatun Türbesi’nin yanında bulunan bu türbe, 1344 yılında ölen Gündoğduoğlu Hakkı Besvap’a aittir. Türbe kesme taştan kare planlı olarak yapılmış, üzeri içten kubbe dıştan da piramidal bir külahla örtülmüştür. Gövdeden üçgenlerle onikigene, oradan da piramit şeklindeki külaha geçiş sağlanmıştır. Türbenin giriş kapısı geometrik süslemelerle bezenmiş burada bitkisel motifler ile örgü motiflerine kuşaklar halinde yer verilmiştir. Giriş kapısının kemeri iki renkli taşlardan yapılmış ve böylece gösterişli bir görünüm sağlanmıştır. Giriş kapısı üzerinde örgü motifleri ile bezeli bir kemer daha bulunmaktadır. Bu kemerin üst yanlarında da iki güçle ile üzerine de kitabesi yerleştirilmiştir. Kapı çevresi girift geometrik bir bezeme ile çerçeve içerisine alınmıştır. Türbenin içerisi, kuzey ve batı duvarlarında bulunan iki dikdörtgen söveli mermer pencere ile aydınlatılmıştır. Güney duvarında silmeli bir pervaz içerisine alınmış çokgen mihrabı bulunmaktadır. Türbe içerisinde iki sanduka bulunmaktadır. Şerif Ali Türbesi (Merkez) Niğde Erkek Sanat Enstitüsü’nün yanında bulunan bu türbe, 1865 yılında Şerif Ali adına yaptırılmıştır. Sonraki dönemlerde Niğde Mutasarrıfı Hacı Sait Paşa tarafından onarılmıştır. Türbe, XIX.yüzyılda yapılmış olmasına rağmen Selçuklu türbe mimarisinin özelliklerini taşımaktadır. Sekizgen planlı, kesme taştan yapılmış olan türbenin üzeri kesme taştan sekizgen konik bir çatı ile örtülmüştür. Türbenin yuvarlak kemerli sade bir giriş kapısı bulunmakta olup, bunun üzerine kitabesi yerleştirilmiştir. Türbenin yanına geç devirlerde kesme taştan dikdörtgen planlı bir bölüm eklenmiştir. Türbenin içerisi oldukça sade olup bezemesizdir. Şeyh İbrahim Kümbeti (Merkez) Niğde Merkez ilçeye 14 km. uzaklıkta Güllüce Köyü’nde bulunan bu türbenin yapım tarihi bilinmemektedir. Koyunlu Halil Ağa tarafından onarılmıştır. Türbenin kitabesi günümüze gelemediği gibi kaynaklarda da bununla ilgili bir bilgi bulunmamaktadır. Yalnızca Hurafat defterlerinde Güllüce Köyü’nde Şeyh İbrahim Dergâhı’ndan söz edilmektedir. Ancak bu dergâh günümüze gelememiştir. Şeyh İbrahim Kümbeti kare planlı olup, kesme taştan yapılmış, üzeri de dıştan basık bir kubbe ile örtülmüştür. Yapının güney duvarına kare planlı ikinci bir yapı eklenmiştir. Kuzey yönünde yuvarlak kemerli bir kapısı bulunmaktadır. Türbe içerisinde herhangi bir bezemeye rastlanmamaktadır. Güllüce Köyü’ndeki Türbe (Merkez) Niğde Bor ilçesi, Güllüce Köyü’deki Şeyh İbrahim Kümbeti’nin 24 m. batısında bulunan bu türbenin kime ait olduğu bilinmediği gibi yaptıran da belli değildir. Kesme taştan, kare planlı küçük bir yapıdır. Üzeri sivri beşik bir tonozla örtülmüştür. Duvarları sağır olan bu türbe içerisinde iki mezar bulunmaktadır. Bu yapının türbe olarak mı yapıldığı veya günümüze gelemeyen Şeyh İbrahim Dergâhı’ndan mı arta kalan bir bölüm olduğu konusu kesinlik kazanamamıştır. Sarı Saltuk Türbesi (Bor) Niğde ili Bor ilçesinde Anadolu’nun Türkleşmesinde büyük rol oynayan Yesevi tarikatından Baba-i Sarı Saltuk Türbesi’nin yapım tarihini belirten kitabesi bulunmamaktadır. XIII.yüzyıla ait olan bu türbe değişik zamanlarda yapılan onarımlarla özelliğinden uzaklaşmıştır. Türbe bahçe içerisinde moloz taştan yapılmış olup, kare planlıdır. Üzeri kiremitli bir kubbe ile örtülmüştür. Türbe içerisinde Sarı Saltuk’a ait sanduka bulunmaktadır. Son derece basit olan türbede bezeme unsuru bulunmamaktadır. Sarı Saltuk’un Anadolu’nun yedi ayrı yerinde türbesi bulunmaktadır. Bu türbenin makam veya mezar olup olmadığı tartışmalıdır. Şeyh Kuddusi Türbesi (Bor) Niğde ili Bor ilçesinde bulunan bu türbe, Şeyh Kuddusi’ye aittir. Kadiri şeyhi Şeyh Kuddusi 1760-1848 yılları arasında Bor’da yaşamıştır. Şeyh Kuddusi’nin mezarı üzerine XIX.yüzyılın sonunda yeni bir türbe yapılmıştır. Sekizgen planlı kesme taştan yapılan türbenin üzeri içten düz tavanlı, dıştan kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Türbenin yapısı Bor’daki diğer yapılarla uyum sağlamayan bir formda olup, mimari yönden bir özellik taşımamaktadır.
___________________________________________________________________________
ÇöL FıRtInAsI Sitemizde illegal paylaşım yasaktır.Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz/sorunuz varsa bize ulaşmak için [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir.Lütfen Buraya TIKLAYARAK Üye Olunuz.] suskunluğum aseletimdendir.her lafa vercek bi cevabım var.lakin bir lafa bakarım , lafmı diye...birde söyleyene bakarım adammı diye.
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
Prenses
![]() ![]() ![]() |
Niğde Medreseleri
Akmedrese (Merkez) Niğde il merkezindeki tepe üzerinde, kalenin yanında bulunan Akmedrese’yi Karamanoğulları döneminde, kitabesinden öğrenildiğine göre Karaman Beyi Alâeddin’in oğlu Alâeddin Ali Bey tarafından 1409-1410 yılında yaptırılmıştır. Giriş kapısı üzerinde h.812 (1409) tarihli üç satırlı kitabesi bulunmaktadır. Kitabenin mealen anlamı şöyledir: “Allah’ın adıyla öğünmek Allah’a yakışır. Selâvat ve selâm Allah’ın resûlü Muhammed üzerindedir. Bu mübarek medresenin inşasını emretti. Büyük sultanın hükümdarlığı zamanında, milletlerin kaderini elinde tutan hükümdarların büyük hükümdarı Alâaddin oğlu Mehmed’in Allah imparatorluğunu ebedileştirsin. Din ve dünyanın yükseği olan kardeşi Karamanoğlu, Mehmet oğlu, Halil oğlu, Alâaddin oğlu Ali 812 Hicri yılında yaptırdı.” Alaeddin Ali Bey uzun yıllar Bursa’da dedesi Sultan I.Murad’ın yanında yaşamış, bu nedenle de bu medreseyi Bursa’daki Hüdavendigâr Camisi’ne benzetmek istemiştir. Medrese portalinde beyaz mermerlerin kullanılmış oluşundan ötürü de yapı Akmedrese ismi ile tanınmıştır. Medresenin vakfiyesi bugün Topkapı Sarayı Müzesi’de olup, Rebiülevvel 818 (Mayıs 1415) tarihinde düzenlenmiştir. Bu vakfiyeden öğrenildiğine göre de medrese o zamanki Yuğutaş Mahallesi’nde yapılmıştır. Medrese Hanefi ve Şafii mezhebine göre eğitim verilmek üzere yapılmıştır. Vakfiyeden öğrenildiğine göre de Niğde bedesteni ve ona bitişik olan han Meydan Mahallesi’ndeki çifte hamam, dükkânlar, araziler, değirmen ve bağlar da bu medresenin vakıfları arasındadır. Akmedrese, ortası avlulu iki katlı medrese plan düzenine göre yapılmıştır. Kesme taştan yapılan medrese 22.50x24.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. Medresenin en görkemli yanı kuzeyde 5.55x3.25 m. ölçüsündeki mermerden portalidir. Bu portalin son derece zengin bezemeli olmasına karşılık, yapının diğer bölümlerinde büyük bir sadelik görülmektedir. Portaldeki taş işçiliği, oyma süslemeler son derece dikkat çekicidir. Giriş kapısı üzerindeki geometrik bezemelere öğle saatlerindeki güneş ışınları yansıdığında bu bezemelerin yerini bir insan görünümü almaktadır. Bu tür bir uygulama Anadolu taş işçiliğinde karşılaşılmayan bir olaydır. Medresenin ikinci katı da bu cephede kaş kemerli ikiz pencereler halinde dışarıya açılmıştır. Geç devirlerde yapılan onarımlar sırasında devrini yansıtan bu son derece görkemli pencereler bozulmuş ve yerlerine düz lentolu pencereler yapılmıştır. Ayrıca dışarıdan üst kata çıkışı sağlayan merdivenler eklenerek de cephenin orijinal görünümü bozulmuştur. Medrese avlusu revaklarla çevrili olup, avlunun bir tarafına yazlık olarak kullanılan mescit eyvanı yerleştirilmiştir. Bu mekânlardan birinin kışlık dershane-mescit olduğu, diğerinin de Karamanoğulları döneminde bazı örneklerde görüldüğü gibi medrese banisinin türbesi olarak düşünüldüğü sanılmaktadır. Avlunun alt katında üzerleri tonozlu her iki yanda dörderden sekiz hücre ile büyük eyvanın iki yanına kubbeli mekânlar bulunmaktadır. Medresenin ikinci katına alt kattan duvarların içerisindeki iki merdivenle ulaşılmış ve cephedeki ikiz pencerelerin yardımıyla da burası bir cihannüma görünümüne ulaşmıştır. Medresenin üzeri taş döşeli bir teras şeklindedir. Akmedrese 1936 yılında restore edilmiş ve Arkeoloji Müzesi olarak açılmıştır. Müze olarak 1948 yılına kadar kullanılmıştır. |