Anasayfa Kimler Online

Geri git   EzBeRiM > (¯`·._.·Oº°[Her Telden Muhabbet]°ºO·._.·´¯) > Paylaşım Muhabbet Eğlence Mizah
Kayıt ol Arama Bugünün Mesajları Bütün Forumları okunmuş kabul et

Paylaşım Muhabbet Eğlence Mizah Yeni arkadaşlar edinebilir konuları tartışabilir muhabbet edebilirsiniz ve Eğlenceli anılarımızı komik olayları senaryo vb şeyleri paylaşacağımız yer





Yeni Konu aç Cevapla
 
Konu Araçları
Alt 04-25-2007, 01:53 PM   #1 (permalink)
Görev Alma Vakti
 
kemancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2006
Yaş: 20
Üye No: 3510
Mesajlar: 619
Ezberim Tşk İstatistikleri Tesekkür: 196
130 Mesajına
186 Kere Teşekkür Edildi
Ezberim Rep PuanLaması
İtibar Gücü: 50
Rep Puanı: 3608
Rep Derecesi:
kemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond repute
Standart RİZE Hakkında Herşey



Belkide bu konuyu crazylaz arkadaşımız açmalıydı ama bana nasip oldu biyerde okudum hoşuma gitti.



RİZE'NİN TARİHÇESİ

İLİN ADININ KAYNAĞI :
Rize'nin tarihi öncesi hakkında bilgilerimiz sınırlıdır. Yöreye hakim olan orman dokusu nedeniyle, Rize'nin tarih çağları ile ilgili bilgilere ışık tutacak arkeolojik bulgular da bu güne kadar ortaya çıkarılamamıştır. Rize'nin tarihi ancak komşu illerin ve bölgelerin tarihleri ile bağlantılı olarak ele alınabilmiştir.
Rize ilinin adı ile ilgili olarak değişik görüşler ileri sürülmüştür; Yunanca pirinç anlamına gelen Rhisos, Rumca'da "RIZA" olarak dağ eteği anlamında kullanılmıştır. Osmanlıca'da ise "RİZE" ufak kırıntı, döküntü anlamındadır. Ayrıca Erzincan'ın Sakalar dönemindeki "Eriza" olan adının başındaki "e" sesinin düşmesi ile adaş olarak Rize için de kullanıldığı ifade edilmektedir.


İLK TARİHİ İZLER:
Rize ili ve çevresinin bilinen ilk hakim ahalisi, bitişken dilli ve Asya kökenli kavimlerdir. Bunlar Rize ve çevresinde tarım ve hayvancılıkla geçinen yerleşik topluluklarıdır. Bu topluluklardan "KULKU-KULKHA"ların adına, Erzurum yöresini kendi ülkesinin topraklarına katan URARTU kralı II. SARDUR (M.Ö. 765-735) 'un Çıldır gölünün güneyinde Taşköprü köyünün üstündeki kayalıklara kazdırdığı çivi yazılı kitabede rastlanmıştır.

M.Ö. 2000'lerde Kafkas dağları ile Karadeniz'in kuzeyinde yaşayan Kimmerler'in Ülkesi, M.Ö. 720 yıllarında Sakalar tarafından işgal edildi. Kimmerler'in Azak denizi ile Kafkaslar arasında yaşayan kolu, Sakalar'ın baskısı ile M.Ö. 714 yıllarında yurtlarını bırakarak Aras ve Çoruh nehri boylarınca yayıldılar. Kimmerler'in bu ilk göçleri, en eski destani Gürcistan tarihi olan "Kartlis-Çkhovrebe"da kartli (Gürcistan) ve komşularını esarete aldıkları ilk seferi diye anılmaktadır.
Daha sonraları Kızılırmak ve Adana Bölgesine kadar hakim olan Kimmerler'den, Trabzon-Bayburt arasındaki Kemer dağı, Rize Çayeli İlçesi çıkışındaki Kemer köyü, Kızılırmak boyundaki Gemerek ile Kars'ın doğusunda yer alan Ümrü gibi coğrafya adları günümüze kadar gelmiştir.

Aşağı Tuna ve Karpatlara kadar Doğu Avrupa'ya hakim olan Sakalar M.Ö. 680 yılında kendilerine itaat etmeyen son Kimmerler'i de yenerek Azerbaycan ve Gürcistan'a yayıldılar. Saka Kralı MADOVA'nın M.Ö. 626'da Medler'ce hile ile öldürülmesi üzerine Heredot'un andığı "Asya'da 28 yıl süren Sakaların hakimiyetleri" sona erdi.

Saka göçleri sırasında, Aşağı Çoruh ve Rize-Batum arasına "Kalaç" adlı bir Türk boyu yerleşmiştir. Bu boyun yerleştiği bölgeye, M.S. 150 yıllarında yazılan PTOLEMEUS'un coğrafyasında Kalarzen, Gürcü kaynaklarda ise Klarc-et (=Klarç yurdu) denmektedir. Batom-Rize arasında güneyden Karadeniz'e esen sıcak rüzgarlar hala "Kalaş yeli" olarak anılmaktadır. Ayrıca Rize yöresindeki Türkmen/Oğuz topluluğu içinde yer alan Askur Boyunun Rize'nin doğusundaki Askoroz çayı diye bilinen çaya adını vermiş olması gerektir. Yine Sakaların Horosan kolunun gelen Arşaklar ve Balkarlar Bayburt çevresi Çoruh vadisi boyunca yerleşmişlerdir. Bu yüzden Bayburt ve İspir'in kuzeyindeki sıra dağlara günümüze kadar ve hece kaymasıyla "Balkal" ve buradan güneye doğru esen yağmur getiren rüzgara da "Balkal yeli" denile gelmektedir. Rize'de Hemşinlilerin en güzel yaylaları Baykal dağlarındadır.

KOLONİ DÖNEMİ :
M.Ö. 670 yılında Ege'de yaşayan Milletoslu denizciler Marmara ve Karadeniz kıyılarında Plinius'un tarihine göre 10 kadar empeion (Pazar yeri) adı verilen ticari nitelikle liman şehirleri kurmuşlardır. Bu arada Rize'nin de Kolonize edilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Tarihi akış içerisinde M.Ö. 7 YY sonlarında Kimmer akınlarının Anadolu'yu kargaşaya sürüklemesinden faydalanan Medler'in yöreyi istila girişimleri, M.Ö. 550'de Med krallığını yıkan Pers kralı II. Kiros'un aynı şekilde ki istila hareketleri yöredeki savaşçı kavimlerin karşı koymaları nedeni ile Rize çevresinde başarılı olamamışlardır.

Büyük İskender'in Pers kralı III. Darius'u kesin bir yenilgiye uğratması ile eline geçirdiği Anadolu Hakimiyeti M.Ö. 323 senesine kadar sürmüştür. Büyük İskender'in ölümü ile İmparatorluğun devamı niteliğinde olan Pontos, Koppodkida, Bithynia gibi krallıklar kurulmuştur. Ancak Trabzon, Rize gibi bir takım serbest şehirler, bu krallıklara bağlı olmadan varlıklarını sürdürmüşlerdir.

PONTOS VE SELÇUKLULAR DÖNEMİ :
İskenderin ölümünden sonra Komutanları ve Satraplar arasında çıkar egemenlik savaşlarında bağımsızlığını ilan eden Mitridates Kitistes Karadeniz kıyısında Sinop dolaylarına doğru genişleyen Pontos krallığını kurdu. Pontos kralı Farnakes M.Ö. 180'de Rize'yi İşgal ederek krallığı topraklarına kattı.

M.Ö. 5. Yüzyılda Karadeniz'in kuzeyini gezen Herodot sakaların "Alazon" (+Alazlar) boyundan söz eder. M.S. 23-79 yılları arasında yaşayan Romalı PİLİNUS aynı yörede "Laz'lar" (Laz'oi) adlı bir kavim yaşadığını bildirir. 131 yılında Karadeniz kıyılarını gemi ile dolaşan Romalı ARRİANOS, Karadeniz'in doğusunda hakim olan Lazlardan bahseder.

Rize, M.S. 10-395 yılları arasında Roma, 395 yılından itibaren de Bizans hakimiyeti altında yer almıştır.

Sakaların Kars, Iğdır kesimine yakın Gökçegöl ile Alagez dağı arasında yaşayan bir boyu olan Amadunuler 626 yılında İranlıların baskısından kurtulmak için Boy Beyleri Hamam'ın öncülüğünde Çoruh ırmağını aşıp Rize'nin Dampur adlı ıssız yerini şenlendirerek ve bu yöreye HAMAM-A ŞEN (Hamamın şenliği) adını vererek yerleşip yurt tuttular. Bu yöreye bu gün Hemşin denmektedir. 646 yılında yöre Araplar tarafından vergiye bağlanmış olup 737 yılında da kısa bir süre Araplar'ın eline geçmiştir.

XI. Yüzyıldan itibaren Rize'ye Türkmenlerin akınları yoğunlaşır. 1071 Malazgirt zaferi ile birlikte Bizans'tan feth edilen bölgelerde Türk emirlikleri kurulurken, Erzurum-Saltukluları da Çoruh nehri boyları ile birlikte Rize bölgesini hudutları içine aldılar. Alpaslanoğlu Sultan Melikşahın emirlerinden Ebu Yakup ile Emir İsa Böri adındaki Komutanlar 24 Haziran 1080 Posof-Kol zaferi ile Apkaz-Gürcistan krallığını yenerek Giresun'un batısına kadar olan Doğu Karadeniz bölgesinde Bizans'ın Hakimiyetine son verdiler. Böylelikle Büyük Selçukluların yükselme devrinde tüm Anadolu ile birlikte Rize de Selçukluların hakimiyetine girmiştir.

Bu gelişmelerden sonra 100 bin nüfuslu Çepni'ler ile Kürtünler Doğu Karadeniz kıyılarına ve Rize'nin İkizdere kesimine yerleştirildiler. 1098 yılında Danışmenlilerin yöreye kısa bir dönem hakimiyetleri söz konusudur. Ancak Haçlı seferleri yüzünden canlanan Bizanslar, 1098'de Trabzon
ve Rize kesimini Emirüssevahil Sülübey'den aldılar. Çoruh vadisinde yerleşmiş olan Kıpçak boyundan Kubasar ailesi ve taraftarları 1195 tarihinde doğudan yeni-Kıpçakların gelişinden rahatsız olarak Bizans idaresindeki Rize ve Trabzon bölgesine gelip yerleşmişlerdir. İkizdere ve Sürmene'deki 60 aileden çok Kumbasar oymağı, bunların torunlarıdır. IV. Haçlı seferinde Frenklerin İstanbul'u işgali üzerine baskıdan kaçan KOMMENLER soyu, 1204 yılında Rize'yi de içine alan TRABZON PONTOS RUM imparatorluğunu kurmuşlardır.

OSMANLILAR DÖNEMİ :
Trabzon Rumları, 1456 yılından itibaren Osmanlı devletine vergi vermeye başlamış, 1461 yılında Trabzon'u feth eden Fatih Sultan Mehmet 1470 yılında Ali Paşa ismindeki Komutan tarafından Rize ve çevresi Türk egemenliği altına alınmıştır. Böylece Anadolu Türk birliğine katılan Rize bölgesine, 1461 yılı ve sonrasında Çoruh, Amasya, Samsun ve Tokat'tan; 1466 yılında yıkılan Karamanoğlu Beyliği bir daha canlanmasın diye Konya yöresinden; 1501 yılında Şil Şah İsmail'in yıktığı Sünni Akkoyunlulardan Tebriz ve öteki bölgelerden kaçanlardan; 1515 yılında Dulkadırli beyliği kaldırılınca Mara-Elbistan Türkmenleri Trabzon ve Rize yöresine yerleştirildiler.
Yavuz Selim devrinde Trabzon'un doğusundaki dirliklerden bazıları ünlü Oğuz boyu Çepniler'in elinde idi. Fakat Çepnilerin Trabzon'un doğusundaki yerlere ve bilhassa Rize bölgesinde yerleşmeleri sonraki yüzyıllarda olmuştur. Gerçekten Çepniler karada ve denizde yiğitçe mücadele vererek oralarda kalabalık topluluklar halinde yurt tutmuşlardır. Bilhassa Rize şehri ve bölgesinde Çepniler yoğun bir şekilde yerleşmişlerdir. Şimdi Rize şehri ve bölgesinde sadece Türkçe konuşulmasının sebebi bu yoğun Çepni yerleşmesidir. Zamanımızda Rize bölgesindeki köylerde Çepni adlı ailelere rastlandığı gibi, Çepni bu yörede "yiğit" , "gözü pek", "cesur ve çetin", adam manasına geliyor.

Yavuz Sultan Selim'in sancak beyliği sırasında Annesi Gülbahar Hatun Sultan Rize'ye gelerek kendi adı ile anılan camii yaptırmıştır.

19. Yüzyılın başlarından itibaren Rize'de Tuzcuoğullarının isyanı değişik tarihlerde birkaç kez tekrarlanmıştır. 1834 yılında bu isyanlara son verilerek Tuzcuoğulları Rumeli de iskan edilmişlerdir.

Rize, 1867 Vilayet Nizamnamesine göre Trabzon Vilayetinin merkez sancağının 6 kazasından biri durumundadır. 1877 yılında merkez sancağa bağlı nahiye olmuştur. 1877-1878 Osmanlı Rus savaşının ardından Lazistan sancağı kurulunca Rize hem kaza, hem de bu sancağın merkezi oldu. Birinci Cihan savaşında 9 Mart 1916 tarihinde Rize, Rusların işgaline uğramış, 2 Mart 1918 de bağımsızlığına kavuşmuştur.

CUMHURİYET DÖNEMİ :
Cumhuriyet dönemine kadar sancak merkezi olan Rize, 20 Nisan 1924 tarihinde Vilayet olmuştur. 2 Ocak 1936 tarihinde yürürlüğe giren 2885 sayılı Kanunla Erzurum'dan Yusufeli ilçesi, Rize'de Pazar ilçesinden sonraki arazi parseli, ilçe ve bucaklar alınmak sureti ile bugünkü Artvin ili Çoruh adı ile vilayet haline getirilmiş ve Rize ili de tek ilçesi olan Pazarla kalmıştır. Bugün ise Pazar ilçesi ile birlikte 12 ilçesi bulunmaktadır.

Atatürk'ün Rize'yi ziyareti "Atatürk'ün Sonbahar Seyahatleri" adlı kitapta şöyle anlatılmaktadır:

Atatürk 17 Eylül 1924'te saat 17 sıralarında Hamidiye Kravüzörü ile Rize'ye gelmiştir. Vali, kumandanlar ve halk motorlar ve kayıklarla karşılamaya çıktılar, büyük ve coşkun halk tabakaları karşılama için her türlü hazırlıkları yapmışlardı. Silah sesleri ve coşkun alkışlarla büyük misafir selamlandı.

Çeşitli heyetler, karaya ayak basmış bulunan Reisi Cumhuru büyük bir coşkunlukla karşılamışlardır.

Her tarafı bayraklarla donatılmış olan Rize, bir bayram yeri haline döndü, Reisicumhur hazretleri hükümet konağına ve bunu takiben belediyeye, halk fıkrası ve kumandanlığa teşrif etti. Görüşmek için gelen heyetler de kurbanlar keserek kendilerine büyük sevgi gösterilerinde bulunmuşlardır. Geceleyin fener alayları düzenlenerek bu sevinç devam ettirilmiştir.

Reisicumhur, ayrıca bir hoca heyetini de kabul etmiştir. Bu heyet sunmuş oldukları dilekçede kapatılmış bulunan medreselerin açılmasını arz etmişlerdir.

Gazi Paşa Hazretleri, memleket ve millet için nelerin tehlikeli olacağını ihtar ederek bu heyete özet olarak aşağıdaki sözleri söylemiştir.: "Mektep istemiyorsunuz, halbuki millet onu istiyor, bırakınız artık bu zavallı millet, bu evladı memleket yetişsin, medreseler açılmayacaktır, millete mektep lazımdır." Gazinin bu açıklamaları "Bravo" sesleri ile alkışlanmıştır.

17 Eylül 1924 tarihinde Atatürk'ün Rize'ye teşrif ettiklerinde misafir kaldığı ev bu gün Atatürk Müzesi olarak halkın ziyaretine açıktır.


kemancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
kemancı Kullanıcısına
Teşekkür Edenler:
BRKL Cimbomlu (04-26-2007)
Alt 04-25-2007, 01:55 PM   #2 (permalink)
Görev Alma Vakti
 
kemancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2006
Yaş: 20
Üye No: 3510
Mesajlar: 619
Ezberim Tşk İstatistikleri Tesekkür: 196
130 Mesajına
186 Kere Teşekkür Edildi
Ezberim Rep PuanLaması
İtibar Gücü: 50
Rep Puanı: 3608
Rep Derecesi:
kemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond repute
Standart --->: RİZE Hakkında Herşey



RİZE SÖZLÜĞÜ

A
Aclanmak : Acıkmak
Açanki : Ne zamanki
Ahpon : Hayvan gübresi
Afalamak : Kazmak
Anceli-Kunceli : Tahta revalli
Ander : Ölünün arkasından kalan
Anteri : Entari
Aposkal : Yapılması gereken iş payı
Apsimati : Cansız, beyaz kıvılcım.
Atiçi : Henüz çiçek açan salatalık
Aykırılamak : Yan tarafa doğru gitmek
Atiça : Ateş böceği

B
Ballı lobya : Soya fasulyesi
Başukari : Yukarıya doğru
Bayyışağa : Aşağıya doğru
Belkim : Belki
Beyinmek : Büyümek
Buldur : Geçen sene

C
Caris Olmak : Rahatsız olmak
Coco : Kumda oynanan çocuk oyunu

Ç
Çafladi : İnce odun parçası
Çafılamak : Tırnakla kazımak, bahane aramak
Çağana : Yengeç
Çamı : Saç örgüsü
Ça pula : Kullanılmış ayakkabı
Çaşot : Elçi, aracı kadın
Çatara : Uygunsuz, yaramaz kişi
Çatmak : Görmek, rastlamak
Çıkma : Kız ve erkek tarafının gönderdikleri hediye
Çıpa : Arı iğnesi. Çocuk göbeği
Çırpıntı : Çalı ve odunun küçük parçaları
Ç irmulis etmek : Kıvranmak
Çıtarı : Horoz ibiği
Çiçi : Yaranın sulanması
Çiçili : Solucan. Zayıf ince kız.
Çili pumburi : Ateş böceği
Çimidi : Beyin, beynin dağılmış şekli
Çisenti : İnce yağmur
Çişon : Sarmaşık
Çulek : Tahta yoğurt ve pekmez kabı
Çumur : Mısır unu, yağ ve çökelekle yapılan yemek
Çupi : Çubuk
Çupyas : İnceden ağırma, sızı.

D
Da : Anlamı güçlendirmek için kullanılan pekiştirme eki.
Dandaniça : Sözünde durmayan, dönek
Davli : Odun parçası
Deremen : Değirmen
Deyine : Diye
Dimari : Ham meyve
Doğdi : Kalın odun parçası
Dolaylık : Belden aşağıya sarılan peştamal

E
Ebi : Öbür
Ecinli : Cinli, perili
Elcan : Yabancı
Encami : Acemi
Eyicene : İyicene, dikkatlice

F
Farfatara (fafatura) : Kelebek
Farfaratis : Çırpınma, çarpıntı
Feli : Kabak dilimi
Feretiko : Rize bezi
Fitra : Mısır fidesi
Fitruka : İyi giyimli kız
Flanbur : Ihlamur
Foli : Ufak toprak çukur
Frahti : Kalın kestane tahtası
Fufudi : Sivilce
Furnesi : Kavrulmuş mısırdan yapılan un
Fu ska (Likapa) : Böğürtlen

G
Gerdel : İneğe verilen yemin konulduğu tahta kap
Ganguli Guçça : Tahta revalli

H
Haçan (haçanki) : Mademki
Halaçı : Dolu
Haloti : Balgam
Hamlahus : Mısır
Hapalamak : Karıştırmak
Harçı : Sırık
Haşlak : Olumsuz, aptal adam
Haşli : Çok sıcak
Hatyaluk : Çöplük
Hayat : Giriş, hol
Hayın : Çok şiddetli, iyi
Helepi : Kabak çekirdeği
Hemence : Bir çeşit bez çanta
Hep : Hap
Hepli : Siyah üzümün kabuğu
Hepten gitmek : Hasta olmak
Herik : İnce ve uzun kazma
Hişir olmak : Değerini yitirecek kadar bollaşmak
Hoholis (Hohol) : Karma karışık
Hohori : Baykuş
Hosti : Kor
Hoşeti : Kuru mısır yaprağı
Hozan : Ot olmayan yer
Hukelenmek : Çok kızmak
Hutupis : Yolmak, Koparma
Hutuli : Yavrum, evladım
Hutumi : Gırtlak, boğaz

I
Ikılmak : Yıkılmak

İ
İkamak : Yıkamak
İpranmak : Eskimek, yırtılmak
İpratmak : Yırtmak, eskitmek

K
Ka : Yakınlık, sevgi ifade eden kelime sonuna gelen ek. Dayıka
Kaçata : Alın
Kaful : Dikenlik
Kaleçi : edit
Kambi : Taze çay filizi
Kanci : Dilim
Kapoçi : Çıbanın su toplamış hali
Karkalaçi : Derelerin denize taşıdığı odun
Kartuli : Baca kurumu
Kavara : Yellenmek
Kaybana : İstenmeyen bir şey
Kehkür : Kepçe
Kerbeluk : Gübrelik
Keşan : Başa sarılan peştamal
Kevi : Sağlam
Kevret : Yatak
Kindi : İkindi
Koçira : Tutumlu kadın
Kohlidi : Sümüklü böcek
Koliva : Suda pişmiş mısır
Koma : Set
Komri (kunduri) : İskemle
Kopali : Çamaşır tokmağı
Kopça : Düğme
Kopeli : Evlilik dışı çocuk
Korbakor : Sevilmey en kişileri kınamak için kullanılır
Korkızan : Korkak
Kot : Ölçü birimi, 5 kilo
Koti : Lahana gövdesi
Kotila : Ense
Kukari : Ucu çatallı değnek
Kukuçi : Küçük, güzel, minyon tipli
Kukuta : Çay tohumu
Kumuşi : Kestanenin dikenli dış kabuğu
Kupsi : Taze fasulyenin uçları
Kutali : Lahana vurmaya yarayan çamdan yapılan mikser.
Kutuni : Mısırın danesiz gövdesi
Kuyis (ğarğaris) : Bağırmak çağırmak

L
Lahmi : İneklere çeşitli yeşilliklerden pişirilerek verilen yemek
Langona : Kör yılan
Lobiya : Fasulye
Laus : Mısır
Lenguri : Uzun boylu, hantal adam
Lekur : Uzun
Lezgi : Derbeder insan
Livor : Bir çeşit ot

M
Mabeyin : Yan oda
Malez : İneğe verilen yem
Maraz : Ruhi hastalık
Megereme : Meğer
Metika : Çelik çomak çubuğu
Momoli : Böcek
Mamuli : Diken meyvesi
Minci : Çökelek
Mizmici : Çok titiz
Mokol : Tarlada büyük ateş
Muh : Çivi
Muhlama : Mısır unu muhallebisi
Muncur : Dudak

N
Nayla : Serender
Nemise : Güzel

O
Ola : Ulan

P
Paçi : Küçük kız. Büyük kızlara şaka için denir.
Pafuli : Patlamamış mısır. Güzel tombul kız
Pahsa : Kulübe
Pali : İneğin bağlandığı kazık
Pambuk : Pamuk
Panti : İneğin ot yediği bölme
Papur : Vapur
Pardi : Erkek çakal
Pasmanika : Patlamış mısır
Patoma : Ahırdaki tahta döşeme
Peçare : Çit
Peçi : Cilt. "O paçi, o kızara peçilarun"
Pepeçura : Üzümden yapılan muhalebi kıvamında tatlı
Pleki : Mısır ekmeği pişirmek işin kullanılan taş
Pontul : Pantolon
Puli : Kuş yavrusu
Pumburi : At sineği
Purtuli : Eski

R
Rana : Örümcek
Roka : Mısırın kabuklu hali
Rokopi : Mısır fidelerinin seyreltilmesi

S
Sebi : Çocuk
Sığna : Yara izi
Sığran : Isırgan otu
Sumari : Geç kalan. Son çocuk
Sumuş : Parmak boyunda ölçüm birimi

Ş
Şaloti (haloti) : Ağızdan akan salya

T
Tağra : Ufak balta
Tami : Çay bitkisi ocağı
Tavara : Gece gelip insanların ağzına kapatan bir tür hayalet
Temeçi : Kaburga kemiği
Tepes kupas : Tepe taklak
Teretelli : Üzüm toplama sepeti
Ticen : Diken
Tirmata : Ekmek kırıntısı
Tomoni : Ot yığını

U
Usti Dönmek : Başı dönmek
Uyma gitmek : Delikanlıya kaçmak

V
Vu : Şaşırma ifadesi

Y
Yane : Ne sandın?
Yalağuz : Yalnız
Yeni Yetne : Genç, delikanlı
Yukisi gelmek : Uykusu gelmek

Z
Zatiberi : Zaten, eskiden beri
Zımilaçi : Sık dikenlik.

_______________


kemancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 04-25-2007, 01:56 PM   #3 (permalink)
Görev Alma Vakti
 
kemancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2006
Yaş: 20
Üye No: 3510
Mesajlar: 619
Ezberim Tşk İstatistikleri Tesekkür: 196
130 Mesajına
186 Kere Teşekkür Edildi
Ezberim Rep PuanLaması
İtibar Gücü: 50
Rep Puanı: 3608
Rep Derecesi:
kemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond repute
Standart --->: RİZE Hakkında Herşey



Adetlerimiz


EVLENME VE SONRASI İLE İLGİLİ ADETLER
Evlilikler yakın çevreden yapılır, yakın çevrede kız yoksa dışarı çıkılırdı.
Gelinlik kız komşu, akraba ve aile büyüklerince yapılırdı. Her ne kadar erkeğin görüşü alınsada son söz aile büyüklerindi
Beşik kertme vardı. Ancak bu doğuda olduğu kadar zorlayıcı olmayıp, çocuklar büyüyünce evleme zorunluğu taşımazlardı.
Kız arama da elçi denilen insanlar devreye girerdi.
Kız seçimine çok önem verilirdi. Kızın soyu sopu araştırılırdı. Kız tarafıda erkeğin soyu sopunu araştırır, uygunsa verirdi.
Kızın erkeğe gönüllü olması ve kaçma işini beraber planladıkları durumlarda olay fazla büyütülmez, zamanla örtbas edilirdi.
Sevenlerin kavuşamama durumunda maraz denen ruh hastalıkları olurdu.
Kız istenmeden önce ondan büyük kız olup olmadığı araştırılırdı. Böyle bir durum varsa kız istenmez, istense de büyük kız varken ufak kız verilmezdi.
Kızın bir başkasına sevdalı olup olmadığına bakılrdı.
Kız daha istenmeden, yani iş resmiyete dökülmeden elçiler sayesinde iş halledilmiş olurdu.
Kız istenmeye gidilirken karşı taraf haberdar edilir, hazırlıklı olmaları sağlanırdı. Erkek tarafı karşılanır ağırlanır. Bir müddet ordan buradan konuşuldukjtan sonra asıl konuya girilirdi. "Allah'un izniyle, Peyganberun kavliyle kizinuzi oğlumuz Temel'e istiyiruk" denirdi. Kız tarafı kendini naza çeker, cevap vermek istemez, çay kahve, yemek ikram edip konuyu dağıtmaya çalışırdı. Erke tarafı da israr eder "Kızı vermezseniz ne yemeğinizi yeriz nede kahvenizi içeriz" derdi. Hayli mücadele sonunda istekler sıralanır, kabul edilince de kız verilirdi.
Kız istendiğinde verilirdi. Çünkü söz önceden alınır ve kararlaştırılmış olurdu. Söz alınmadan kız istendiğinde, istenmedik olaylar olabilirdi. Erkek tarafı soğuk karşılanır. Mazeretler uydurulur. Bazen de kız görücüye çıkmazdı.
Kız tarafı erkek tarfının karşılayabileceği kadar başlık parası isterdi. Bu kıza harcanırdı. Ayrıca kıza alınacak eşya ve altın tesbit edilirdi.
Ara kesildikten sonra (kızın sözünün alınması) olay hemen duyurulurdu. Bu da erkek tarfının dılaru da hava ya kurşun sıkmasıyla olurdu. Peşinden yemek yenir. Düğün günü belirlenir, ayrıntılar konuşulurdu.
Ara kesilirken kız tarfına verilen sözler düğnden önce yerine getirilirdi. Bir alış veriş günü tesbit edilirdi. Genellikle Çarşamba günü olurdu. Her iki tarfta birinci derece yakınlar olurdu.
Takılardan genellikle çok eskiden dilme fes, beşli, daha sonraları zincir, bilezik, küpe, yüzük, saat, alyans, iğne gibi altın eşyalar alınırdı. Daha sonra söz verilen giyim kuşam ve yerleşimle ilgili diğer eşyalar alınırdı.
Alınan eşyalar önce kız evine gönderilir, kızın kendi hazırladığı eşyalarla birlikte sergilenirdi. Bu olaya "Bohça Açıldı" denirdi. Perşembe'den Cumartesiye kadar açık kalır isteyen gelir bakardı.
Eşyalar evden çıkarken, kızın erkek kardeşi yoksa bir yakını kapıyı keser ya da sanduğa otururdu. Kapı erkek tarafının bir miktar para vermesiyle açılırdı.
Cumartesi erkek evine getirilen eşyalar kız tarafınca yerleştirilirdi.
Kına gecesi Cumartesi olup her iki taraftada yapılırdı. Misafirler horon eder, oynar, toplu halde kurşun sıkılırdı.
O gecede geline kına yakılır. Başka isteyenlerde var ise onlarda kına yakardı. Bazen geline yakma işlemi Pazar sabahına bıraklıdığı da olurdu.
Erkek tarafı kına gecesinde şeker, fındık türü yiyecekler gönderirdi.
Pazar sabahı erkek tarafı kalabalık bir halde kızı almaya giderdi. "Duğunci" denen bu grup yol boyunca sık sık silah sıkardı. Bunu duyan kız tarafı da karşılık verirdi.
Gelini evden genellikte damadın babası veya ağabeyi çıkarırdı. Bu arada kapı kesilir bahşiş istenirdi. Yol boyunca yer yer yol kesildiği olurdu. Geli evden çıkarken kurşun sesleri ortalığı yıkardı.Bazı evlerdede ilahiler okunurdu
Yol yakınsa gelin yaya, uzaksa at ile getirilirdi.
Gelinin evinden gelenlere ikram edilen lokumu damada ulaştıran ödüllendirilirdi. Bu kimseye "müjdeci" denirdi. Müjdeciye ya para ya da bir tepsi baklava verilirdi.
Kız ve erkek tarafıı birlikte kurşun ata ata gelinle birlikte erkek evine gelirdi. Bu gruba "alay" denirdi. Kız ağlarsa, "Hem ağlıyalum, hem gidelum" denirdi.
Kız eve girmeden önce tatlı dilli olsun diye, elini bala tutturup sağ parmaklarıyla kapının başına sürerlerdi. Zengin olsun diye başına bez koyup para dökerlerdi.
Kız tarfından birileri gelini içeri sokmaz.Bir şeyler isterdi. Buna "kapılık istemek" derlerdi.
Gelin odasına götürülür, oturtulur, yanında genellikle ablası veya yengesi bulunurdu. Bazen de o mahalede yeni gelin olmuş birisi de olabilirdi.
Düğün akşama kadar devam ederdi. Bu arada sıksaray, sallama, atlama, titreme gibi horonlar yapılırdı. Horonlar genellikle erkek erkeğe, kadın kadına oynanırdı. Erkekler daha çok evin dışında veya avluda, kadınlar ise evin içinde bir yerde oynarlardı. Erkekler kızlar bir arda oynadığında kadınlar veya kızların kollarına ancak yakınları girebilirdi.
Horonlar kaval, tulum, akordiyon, mozika (mızıka) nadir olarak zurna ve daha çok kemençe eşliğinde oynanırdı.
Çoğu zeminde şairle atma türkülerle horona ayrı bir renk katarlardı.
Bu arada erkek anaları da boş durmaz. Sağa sola göz gezdirir. Bir kız ararlardı.
Yakın komşuların yardımıyla misafirlere yemek verilirdi. Bu arada bazıları bahşiş almak için yemeği engellerdi. Buna "sofra bağlama" denirdi.
Hava kararamadan düğün alayı dağılır fakat kız tarafından bir kaç kişi bir müddet daha beklerdi.
Gerdeğe girilmeden eğer önceden kıyılmadıysa " hoca nikahı" yapılırdı.
Ev gerdeğe gireceklere bırakılır. Bir günlüğüne ev sakinleri komşulara kalırdı.
Pazartesi günü gelin erken kalkar ve ev işlerine konulurdu. Sözde uğursuzluk getirmesin diye geline bir hafta süpürge tutturulmazdı. Bugün aynı zamanda kız ve erkek tarafının birbirine bohça içersinde hediye verdiği gündür. Bu olaya "bohça çıktı" denirdi.
Düğünden bir hafta sonra "yedi" olurdu. Yedi, kızın damatla babasının evine gitmesiydi. Damat'a bu arada bazen ağra kaçan şakalar yapılırdı. Bu şakalrdan korunmak için damadın yanında korumaları olurdu.
Damat sofraya oturduğunda sofra arkadaşları tarafından bağlanır. Kaynana sofranın açılması ve damadın yemek yemesi için bahşiş verirdi.
Yedididen birkaç gün sonra da kız tarafı erkek tarafınca devet edilirdi.

--------------------------------------------------------------------------------

DOĞUM VE SONRASI İLE İLGİLİ ADETLER
Evlililiğin ilk devrelerinde gelinin hamile kalması istenirdi.
Hamile kalmaması durumunda telaş düşülür, hata varsa bunun gelinden kaynaklandığı düşünülürdü.
Hamile kalınması için okutma dahil her çareye başvurulurdu.
Birkaç sene içinde eğer gelin hamile kalmazsa, anlaşılarak ya boşatılır, ya da üzerine kuma alınırdı.
Eğer hamil kalmışsa, oturmasına, kalkmasına, yemesine, içmesine kadar dikkat edilir, bu arada bir çok batıl yöntem de uygulanırdı.
Doğum zamanı köy ebesi çağrılırdı. Bebeğin çıpa'sını (göbek bağı) ebesi veya iyi huylu birisinin kesmesi istenirdi.
İlk doğan sebinin erkek olması istenirdi. Şimdi de öyle ya.
Çocuk doğar doğmaz sağ kulağına ezan ve sol kulağına kamet okunurdu.
Doğum yapan anne kırk gün lohusa kalırdı.
Çocuğa genellikle büyüklerin ismi verilirdi. Daha çok ölen nine, dede veya yakın tarihte ölmüş birinin ismi verilmesi halen devam etmektedir.
Çocuk kısa bir süre kundakta kalır. Sonra beşiğe alınırdı.
Nazarlanmasın diye çocuk uzun süre yabancılara gösterilmezdi.Gösterileceği zaman nazarlık takılır, yüzüne kara sürülürdü.
Anne sütü olduğu müddetçe emzirilir. Sütten kesildikten sonra inek sütü verilirdi.
Anne sütü yoksa, ilk zamanlarda, süt anne aranırdı. Yakın çevreden herkes çocuğu emzirir ona süt anne olurdu. Süt annelik yaygın bir uygulama olup yer yer hala devam etmektedir.
Süt çocuk, süt kardeşi ve ondan sonra doğacak çocuklarla "süt aşağı akar" diye evlendirilmezdi.
Kız ergenlik dönemine kadar çember, daha sonra da keşan bağlardı.
Erkek çocuklar ergenlik dönemine kadar mendil, yağluk, daha sonra da başlık ve abaniye bağlardı.
Doğumdan sonra kızın annesi tarafından peşuk alayı yapılırdı. Alay ekek evinde olurdu. Alaya kızın ailesi ve yakınları katılırdı.Çocuk kız ise kırmızı, erkek ise mavi beşik hediye edilirdi. Bu olay sadece ilk çocuk için yapılırdı. Diğer çocuklar bu beşikle büyütülürdü.
Alaya katılanlar eşya ve hediye veririlerdi. Kundağa konulmuş paralar ise çocuğu yıkayan ebeye hediye edilirdi. Ebeler çoğu zaman bu parayı almaz çocuğa bırakırdı.

--------------------------------------------------------------------------------

ÖLÜM VE SONRASI İLE İLGİLİ ADETLER
Cenaze törenlerini hocalar yönlendirir.
Eğer durum ağırlaşmış ve yapılacak bir şey kalmamışsa, hoca çağrılır, son nefeste Kur'an ile gitmesi sağlanırdı.
Ölüm yaşlılar için doğal karşılanır, çocuk ve genç ölümleri derin iz bırakırdı.Bu gibi durumlarda halen devam eden ölünün arkasından destan yazma geleneği vardır.
Ölen kimsenin ağzının açık kalmaması için bir bez parçasıyla ağzı bağlanır.Üzerine şimemesi için bir bıçak konur.
Ölüm olayı yakın köylere sela, uzaklara telefon veya telgrafla bildirilir.
Cenaze genelde, ertesi gün gömülür. Bundan maksat uzakta olan yakınlarun gelebilmesi içindir.
Genellikle öğle namazı sonrası, yakınların yetişememe durumunda ikindi namazından sonra defin işlemi olur.
Ölüye dargın olanlar dahi cenaze törenine katılır.
Ölünün başında ağıt yakılır. Ağıtlarda sınır olmaz. Ölenin ardından iyiliklerinden, yaşadıklarından gelişigüzel sesli olarak bahsedilir. Bunu kadınlar çoğunlukla yapar.
Komşular devreye girer, ölü sahiplerini teselli ederken geleni gideni ağırlar, uzaktan gelenlere yemek veririler.
Ölünün hazırlanması, cenaze önce ve sonrası işlele hep komşular uğraşır.
Yıkanıp tabutla musllaya konan mevtanın yüzüne isteyen bakabilir.
Cenaze namazına tabut omuzda götürülür.
Her ailenin kendine ait mezarlığı olduğu gibi köyün ortak mezarlığıda vardır.
Ceset özenle hazırlanan mezara tabutla veya kefenle konur.
Ceset gömülürken Kur'an okunur. Cenazeye gelen çocuklara bisküvi, şeker, fakirlere ve ihtiyacı olanlara havlu, namazgah, Kur'an-ı Kerim, dini bilgiler ve para verilirdi.
Bazı yerlerde ölenin günahlarını affı için devir denilen dini bir tören yapılırdı.
Defin akşamı ölü evinde Kur'an okunur. Bazı yerlerde de ölünün yıkanmasından gömülmesine kadar ki süre de hatim yaptırılır.
Belli aralıklarda mevlit okutulur.
Ölü yakınları uzun süre yalnız bırakılmaz, ziyaret edilir.


Rize Folklorü


Karadenız bolgesı ıçınde Rıze en karakterıstık ozellıklerı gosterır Anadolu’nun diger bolgelerinden cografi yapısıyla oldugu gibi kulturel yapısıyla da ayrılır.Ancak dogayla sıkı bir uyum içerisindedir.Arazi kosullarının sebebiyle dagınık yerlesim gorunur.Mimari yapıda ahsap işçiliği goze carpar.Bu gun ekonomide onemli yere sahiptir.Ancak cay oncesi yaylacılık , gurbetcilik yogun bir sekilde yasanmıstır.Ekonomik degismenin insan yasamına getirdigi farklılık ozellikle el sanatlarının gerilemesine neden olmustur.Ancak bunların turizm içerisinde degerlendirilmesi yeniden canlanmasını saglayacak bir ısık kaynagıdır.El sanatları urunlerinin bazıları sunlardır. Hemşin corabı ,Rize bezi (feretiko),cesitli sepetler (cay sepeti,uzum sepeti ,piknik sepeti vs.),simşir kaşık turleri ,iskembe yapımcılıgı,hasır orme,bakırcılık,maket taka ve kemençe yapımcılıgı, vs.
Yore mutfagı mısır, karalahana ve deniz urunleri uzerine sekillenmiştir.Bugday ununun kullanıldıgı her yerde mısır unu kullanılır.Kurutma olmadıgı için salamura yontemi gelişmiştir.Belli baslı yemekler arasında mısır ekmegi,hamsili ekmek,etli lahana sarması ,burma lahana ,haşlama,tursu yemegi,mıhlama,tursu tavali,kiremitte hamsi,alabalık tava(ve diger balıklar),pepecura,su boregi,laz boregi vs. yeralır
Karadeniz insanı deyince hemen hızlı ve cevik insan akla gelir.Horon da oyledir.Rize merkezi ve civarında kemence , Yuksek Hemsin Kesiminde ise tulumla yapılır.Horon aralarında turkuler soylenir ancak esas karsı beri atma turku gunluk yasamın her devresinde gorulur.
Rize’de yaylacılık onemli bir yer tutar fakat gunumuzde esas degerini kaybetmistir.Yine de turkuculuk halen surmektedir.


Mani ve Türkülerimiz


Maniler

Enişte ince uzun
Baldızınım baldızın
Potamya deresine
Var midurki iki düzun Emineyi verdiler
Bu köyün alcağına
El uzatsam yeterum
Evinun saçağına
Çimenlu çaruklarum
Çimenleri çığnarum
Ya sorun çimenlere
Geçti mi burdan yarum Atma beni yabana
Bende bu dereliyim
Al koy beni koynuna
Sormaki nereliyim
Çıktum dağun başına
Çalıverdum ezanı
Kız senun merağundan
Tutmadum Remezani Kar yağar karamişun
Dalina yaprağina
Elursam mezarumun
Gelde bak toprağına
Asker ettiler beni
Ya Tuna'dur ya Bursa
Habu dar günlerumde
Ayşe yanumda dursa Dere kunduzi misun
Sabah yıldızi misun
Geldun geçtun karşıma
Miralay kizimisun
Derenin kenarına
Sereceğum kilimi
Vermezsa seni baban
Alalum biribirni Ayakkabın üstüne
Diktim nazar böceği
Adam rezil edermi
Benim gibi çocuğu
İneceğum dereye
Kuma sarılacağum
Ettum kendi kendume
Kime darulacağum Kuş uşti yavri kaldı
Gokyuzi mavi kaldı
Anahtar yar koynina
Gonlum kilitli kaldı


Atma Türküler

Olay Ancer Yayla yolunda 195O yıllarında geçer, oğlan kız birbirine aşıktır, yolda birbirine türkü türkü ata ata giderler, hikaye mutlu biter. İkiside halen yaşamaktadır.

Kız

Pencereyi sen açtın
Sen açtında ben kaçtım
Ben sevdalık bilmezdim
Sifte yolu sen açtın O yarim perçemim çok
Tarada yüzüne dök
Dağlar nazar devirur
Biraz da nazardan kork Şemsiyemun altına
Ne yağmurlar yemişum
Ben bekarım bekarım
Sanmayın evlenmişum

Erkek

Keseyim zülüfünü
O kırmızı yanağa
Bakamayum saha
Kalirum günaha Ha buradan yukarı
Alır saha çalılar
O çiçekli fistana
Dalar delikanlılar Karamışın dibine
Karayemiş fidanı
Benimi alacasun
Yoksa eski sevdani


Aspet Türküsü

Aspet'ten Liparit'a kim elçiledi beni ?
Almazdum İsmail'i Gelin Kandırdı beni
Gittum kaya ustine kayinum vurdi beni
O beyaz entaremlan doktorlar gördü beni

Gelin ne ettum sağa günağun tutti beni
Mesbabucum gelince başımdan vurdi beni

Duğunciler gelince çarşafladiler beni
O Malpet'ten aşağı selamladiler beni

Liparit'un dibine ağam endurdi beni
Emicemun malina kayinum vurdu beni

Emicemun evine sal getürdiler beni
O kiymetli odama kanli koydular beni

Gelinluk elbisemlan doktor Bey gördü beni
Güvey gelmiş odama 'Seni kim vurdi ?' dedi

Ben da söyledim oğa kardaşun vurdi beni
Gece sabaha kadar polis bekledi beni
İki saat yaşadum anne çok ağla beni
İki saatten sonra Azrail aldı beni
Gelinluk elbisemlan kefene sarun beni
Tel duvağum yüzüme tabuta koyun beni

Yaşum on beş yaşında neler geldi başuma
Akibeti kuş kondi mezaremun taşına

Tel duvağumi asun beni gören ağlasun
Su tokun mezareme usti çimen bağlasun

Konsolumun kilidi gül üstüne kurudi
Bir İsmail'den sebep gençluğum da çurudi

Malpet'un yalisina vardur bakır parasi
Hemdiye yureklerum doldu kurşun yarası

Bahçelerde kediler mirnav mirnav dediler
Kardaşumla gelinum başumi da yediler

Beyaz ati nalladum soğuksuya yolladum
Gideyirum konşilar Allah'a sımarladuk



Baba Oğul Türküsü - (Kazım ve Mecit Kalyoncu -Çayeli-1986)

Baba:
İki turki yazayım gelmiştur sırasına
Mecit kumaş gönderdi köydaki babasına
Evlatlar öyle eder yeri vardur Yasin'a
Kazım giydi elbise bakun fiyakasına
Kumaşı kahverengi yakıştı modasına
Hepten kalmışım çıplak Silva ortasına
Sarıldum, yatayırum bir meşin paltosina
Ancak aklı geldi babanun kafasina
Şimdi ancak vuriyi kafasinun tasina
Kalayi fayda etmez yureğinun pasina
Bu işi vereceğum Ulus gazatasina
Mecit açar radyoyu hep bakar sefasina
Kazanduğu parayi doldurur kasasina
Baba evlatlarını gezdurur arkasina
Evlat anayı satar elun paytarasina
Baksana memlekete ananun cefasına
Hocalar vaiz eder hafta Cumaasına
Bir evlat asi olur analan babasina
Onun yeri hazırdur Cehennemun ortasına
Bir gün gemin tutulur Kasım furtunasına
Durur denize duşmağa gemi güvertasına
Bir liman bulamasun Siliva yakasına
Maşalla rastgelmiştik evlatlarun hasina
Ben yine sarılayım çayun kuviçasına
Sakın darılma oğlum babanın şakasına. Oğul:
Bugün bir mektup aldum şaştum okumasına
Biz da cevap yazalum onun anlatmasına
Babalar alışuktur evlat ağlamasına
Ben da ağlıyacağum gitmesun fenasına
Yasin'da buldum ayet uydurdum şakasına
Bir ayet daha vardur bakarsan arkasına
Baba düzen verecek takasi takasına
Sonradan sarılmasun Mahşerde yakasina
Herkes bir tezgah kurdi oturdi masasina
Senun canun darlandı anamın sobasina
Anamlan rahat eyle pek bakma karasina
Daima alçaktan yürü tuz doğma kafasına
Bir meşin palton vardur bir mangır pahasına
Kıymetuni bilusan bakmasun dahasına
Biraz da temas ettun radyonun havasına
O da intikal etti babadan mirasına
Bir nefes nefesine bedeldur dünyasına
Bunu şaka söyledum bakma palavrasına.





Çayeli'nden Öteye

Çayelinden Öteye,
Gidelum Yali Yali.
Sırtındaki Sepetun,
Ben Olayım Hamalı. Sepetumun İpleri,
Keseyi Omuzumu.
Aç Beyaz Pestemali,
Bir Göreyim Yüzünü. Karlı Tepeden Beri,
Yeşil Çay Bahçeleri,
Çay Filizi Toplayı,
Peştemalli Kızları.


Damat Kaynana Türküsü Damat



Cebumdeki harçluğum
Endi iki kuruşe
İki güne bir ekmek
O da değmeyi dişe Hızarı taktum kola
Bugün yürüdüm işe
Bir içmağa durince
Yetmeyi on beş şişe


Kaynana


Ettun yeni elbise
Taktun beyaz yakayi
O ki evden yürüdün
Değiştun fiyakayı Mütahit giden adam
Niçun hizar takayı
Elettuğun yağ, peynir
Geçti on beş okkayi İçtun on beş şişeyi
Yirmaktan mı akayı
Haçanki rakı içtun
Vur yere tabakayi Eyi çalış eniştem
Şevki evi yıkayi
Çalış eniştem, çalış
Üç can sana bakayi.
__________________
(alıntı)


kemancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
kemancı Kullanıcısına
Teşekkür Edenler:
crazylaz (04-25-2007)
Alt 04-25-2007, 01:58 PM   #4 (permalink)
Görev Alma Vakti
 
kemancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2006
Yaş: 20
Üye No: 3510
Mesajlar: 619
Ezberim Tşk İstatistikleri Tesekkür: 196
130 Mesajına
186 Kere Teşekkür Edildi
Ezberim Rep PuanLaması
İtibar Gücü: 50
Rep Puanı: 3608
Rep Derecesi:
kemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond repute
Standart --->: RİZE Hakkında Herşey



KEMENCE ve TUTLUM



Kemençe:
Kemençe, biri Osmanlı Müziğinde, diğeri Karadeniz yöresi halk müziğinde kullanılan iki ayrı yaylı çalgının ortak adıdır. Bunlardan ilki için yirminci yüzyılın ortalarına kadar kullanılan "armudî kemençe", "fasıl kemençesi" gibi adlar, artık yerini "klasik kemençe" adına bırakmış gibi görünmektedir. Bir halk çalgısı olan ikincisi ise, "Karadeniz kemençesi" olarak anılır.

“Klasik kemençe”, 40-41 cm boyunda, 14-15 cm genişliğinde küçük bir çalgıdır. Yarım armudu andıran gövdesi, elips biçimindeki burguluğu "kafa" ve sapı "boyun" tek bir ağaç parçasından yontularak ve oyularak yapılır. Göğsünde, yuvarlak kenarları dışarda kalmak üzere D biçiminde iki iri delik bulunur. Çalgının arka tarafında bir "sırt oluğu" vardır.

Çalınırken kuyruk takozu sol dize, burguları göğse yaslanarak düşey konumda tutulan ya da iki diz arasına konan kemençenin telleri, tuştan 7-10 mm yüksektedir. Çünkü sesler, telli çalgıların çoğunda olduğu gibi tellerin üstüne parmak uçlarıyla basılarak değil, teller tırnakla yandan hafifçe itilerek elde edilir.

“Karadeniz kemençesi”nin burguluğu, boynu ve gövdesi de tek bir ağaç parçasından yontularak ve oyularak yapılır. Ama biçimi bütünüyle farklıdır. Diğer bütün halk çalgıları gibi, “Karadeniz kemençesi”nin de standart ölçülerinden söz etmek güçtür. Ama günümüzde, uzmanların ve profesyonel yorumcuların kullandığı “kemençe”ler genellikle 56 cm uzunluğundadır. Kenarları dik ve sırtı düz olan gövde çoğunlukla erik veya ardıç ağacından yapılır. Köknar veya ladinden yapılan göğüs oldukça incedir. Tellerin eşikle iletilen basıncına dayanabilmesi için göğüs bölümüne, boylamasına bir çıkıntı yapılarak kubbe şeklinde form verilir. Burgular, oldukça küçük olup, burguluğa ön taraftan girer. Teller tuşa çok yakındır. Çünkü “Karadeniz kemençesi”, tellerin üzerine parmak uçlarıyla basılarak çalınır.

Seslendiren, ayakta ise çalgıyı sol eliyle havada tutarak, oturuyor ise dizlerinin arasına dayayarak çalar.

TULUM

Oğlak derisi daha çok tercih edilir ve tüyleri temizlendikten sonra ayaklar son kısımlardan kesilir. Ters (çevrilip ters bağlandıktan sonra) kesit bağlantısı daha iyi görünür. Ön ayaklardan birine tahta boru- lülük arka ayaklardan birine de nav bağlanır. Böylece tulum dediğimiz alet meydana gelir. Lülük'ten (dudula=ağızlık)üfleyip tulum şişirilir. Üflenen hava geri kaçmasın diye tulumcu lülüğün (dudula) ağzını dili ile kapatır. Kendisi bu suretle nefes alabilir. (son zamanlarda lülük ağzına konan bilye sayesinde tulumcular türkü bile söyleyebiliyorlar.) sıkışan hava mecburen, nav içinde bulunan çimon/çibu denilen ses veren kamış borulara hücum eder ve ses çıkararak dışarı çıkar. Ekseriyetle çibular yan yüzeylerinden 5 delikli olup bu delikler Nav'ın üst yüzüne yani tulumcunun parmaklarını oynatacağı bölüme bir çift olarak yerleştirilir.
Oğlak derisi daha çok tercih edilir ve tüyleri temizlendikten sonra ayaklar son kısımlardan kesilir. Ters (çevrilip ters bağlandıktan sonra) kesit bağlantısı daha iyi görünür. Ön ayaklardan birine tahta boru- lülük arka ayaklardan birine de nav bağlanır. Böylece tulum dediğimiz alet meydana gelir. Lülük'ten (dudula=ağızlık)üfleyip tulum şişirilir. Üflenen hava geri kaçmasın diye tulumcu lülüğün (dudula) ağzını dili ile kapatır. Kendisi bu suretle nefes alabilir. (son zamanlarda lülük ağzına konan bilye sayesinde tulumcular türkü bile söyleyebiliyorlar.) sıkışan hava mecburen, nav içinde bulunan çimon/çibu denilen ses veren kamış borulara hücum eder ve ses çıkararak dışarı çıkar. Ekseriyetle çibular yan yüzeylerinden 5 delikli olup bu delikler Nav'ın üst yüzüne yani tulumcunun parmaklarını oynatacağı bölüme bir çift olarak yerleştirilir. Çimon/çibular, nav içinde ikiden fazla da olabilirler. Herbirinin sesi tulumcunun ustalığına göre ayarlanır. Tulumdaki kısımlara daha açıklık getirelim: Çimon/çibu: Kamış veya tahıl sapı boğum yerinin bir tarafından diğer tarafın dıştan boğum yerinden içten kesilir. Bu uçta boğum yeri kalacağından kapalıdır, diğer uç açıktır. 16-17 cm boyunda bir boru elde edilmiş olur. Açık uç hafif meyilli olarak düzeltilir. Kapalı kısma doğru borunun bir kısmı çakı ile inceltilerek sesin, hava geçişi ile temini sağlanır. Bu borunun üçte bir kadarı üste kalması şartıyla ikişer santim arayla delikler açılır. Böylece yapılan çimonlar bu şekilde yanyana bağlanıp navın içine yerleştirilir. Çıkan sesler birbiri ile tam manası ile uyumlu olmayabilirler. (Adnan Saygun) Nav: Farsça'da iyi oyulmuş odun manasında olup bu tabiri eski Oğuzlarında kullandığı aşikardır. Navlar hafif kıvrık boynuzu andırırlar. Odundan veya şemsiye sapının yarım daire bölümünden yapılırlar. Aslında iç bükey bir teknecikten ibaret olup çimon/ çibular içine yerleştirilir.

Kar'aşın: Navın son kısmındaki boynuza verilen isimdir.
Kaçkar dağı: Koç boynuzunu andıran Gökçe Dengiz batısındaki Kaçkar Dağları da bu isimden esinlenerek verilmiştir.
Goda: Tulumdan üflenen eğri boruya denir. Bulgarların gayda demeleri ile goda arasında muhakkak bir bağlantı vardır. Bu isim ta Kelt'lerden kalmış olabilir. Eski Bulgar kavimleri Türklerle kardeş kavim olmalarının neticesi olarak kelime Türkçe kökenli de olabilir.
....
Çayelinden başlayarak Pazar,Ardeşen,Hemşin,Çamlıhemşin,Fındıklı,Arhavi,H opa,Şavşat,Yusufeli,İspir ve Giresun`nun Şebinkarahisar ilçesinde düğün,bayram ve eğlencelerde kullanılan nefesli bir halk çalgısıdır.

Önceleri sadece bu yörelerde düğünlerde kullanılırdı. Fakat son zamanlarda çeşitli halk müziklerinin yanısıra pop,rock ve özgün müziklerde kullanılmaya başlandı.Tabî buda enstrumanın tanıtımını ve halkın dikkatini çekmekte önemli bir etken oldu. Tulum`u başka ülkelerde görmekde mümkün. Örneğin: Bulgaristan ve Yunanistan`ın bazı bölgelerinde görebilirsiniz. İskoçya ve Kuzey İrlanda`da şekil olarak biraz değişik olmasına rağmen ses olarak hemen hemen aynı olması dikkat çekmektedir.

TEKNİK ÖZELLİKLERİ:
Tulumda aktif olarak kullanılan beş tam ses vardır ve oktav`ı yoktur,koma sesi vardır. Son zamanlarda altı sesli tulum`lar denenmiş fakat pek başarı sağlanamamıştır.

Tulumun ses tonu "si" "lâ" "sol" karar sesiyle,tını`sı güzel olan ses elde edilir. Diğer ses tonlarında tulum istenilen sesi vermez. Tulumun orjinal sesi "si" ve "lâ" dır.

TULUMUN YAPISI

DUDULA (AĞIZLIK)
GÖVDE (DERİ KISMI)
NAV (SES VEREN KISIM)

DUDULA (AĞIZLIK)

Tulumu şişirmek için kullanılan dudula; yuvarlak bir ağacın içi delinerek yapılır ve hava geriye kaçmasın diye iç tarafına naylon`dan bir kapak yapılıp raptiye ile tutturularak havanın geri gelmesi önlenir.

GÖVDE (DERİ KISMI)
Tulumun gövdesi genellikle keçi derisinden yapılır. Keçinin özellikle bir yaşında olmasına dikkat edilir. Çünki bir yaşından küçük olan keçilerin derisi yumuşak (taze) olduğundan çabuk deforme olur. Keçi kesildikten sonra derisi çok dikkatli bir şekilde delinmeden tulum olarak çıkartılır. Suyla karışık ateş külünde 2-3 gün bekletildikten sonra tüylerin dökülmesi sağlanır ve tabaklama işlemi yapıldıktan sonra baş tarafı ve arka kısmı içeri gelecek şekildetersten sıkıca bağlanır. Ön ayaklarının birine dudula bağlanarak şişirilip asılır. Kuruduktan sonra sürekli yumuşak kalması için badem yağı yada gliserin sürülür. (yağ ile bakım yapılmadığı süreçte deri kuruyup çatlar ve hava kaçırır bu yüzden tulum özelliğini yitirir) Tulumun- cephesinin güzel görünmesi için üzerine değişik renk ve desenlerle kılıf yapılır.

NAV (SES VEREN KISIM)
Tulumun en önemli kısımı nav`dır. Nav özellikle şimşir ağacından yapılır. Yaklaşık 40 derece eğri şimşir ağacının içini düzgün bir şekilde oyduktan sonra analıklar dediğimiz delikli 10mm çapında boruları ve kamıştan özel olarak yapılan çibun dediğimiz sipsi`leri özenle ve düzgün şekilde nav`a yerleştirilir. Burada önemli olan iki adet sipsininde aynı sesi vermesidir. Analıklarda 6mm delinmiş 5 adet çift sıra delik vardır ve yanyana olan bu deliklerden çıkan seslerin aynı ayarda olması şarttır aksi taktirde ses bozuk çıkar. Sesler ayarlandıktan sonra nav`ı tulumumuzun diğer koluna bağlıyoruz ve tulumumuzu şişiriyoruz. Hava taziğinden doğan güçle sipsilere gelen baskı sesin çıkmasına yol açar parmak vuruşları ile ses notalara dönüşür.

İyi tulum çalabilmek için müzik bilgisinin yanısıra iyi bir kulağa ve kuvvetli nefese sahip olmak gerekir.


kemancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 04-25-2007, 02:01 PM   #5 (permalink)
Görev Alma Vakti
 
kemancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2006
Yaş: 20
Üye No: 3510
Mesajlar: 619
Ezberim Tşk İstatistikleri Tesekkür: 196
130 Mesajına
186 Kere Teşekkür Edildi
Ezberim Rep PuanLaması
İtibar Gücü: 50
Rep Puanı: 3608
Rep Derecesi:
kemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond repute
Standart --->: RİZE Hakkında Herşey



BİLMECELERİMİZ
01) Ağızı haho, deliği vizo, zaçada ziço, zaçada ziço: Küp
02) Alaca bulaca, çıkar ağaca: Fasulye
03) Altı kül, üstü kül, içine bir sarı gül Pilekide :Mısır Ekmeği
04) Alttan yer, Ustten çıkarur :Rende
05) Altı çeğnem, usti çeğnem, içinde bir garip nenem :Ekmek
06) Babası eğri büğrü, annesi yavan kadın, kızı güzeller güzeli, oğlu sohbetlerde gezer. :Asma, Yaprak, Üzüm, Şarap
07) Başı tarak, kuyruğu orak: Horoz
08) Ben giderum o gider, Pare kadar iz eder :Değnek
09) Bir duvara, iki tekne: Kulak
10) Bir Bayırda iki kenef :Burun
11) Bir kara kocakari, etekleri yukari :Zincir
12) Bi etek yumurta, sabahleyin baktum, bi dane yok :Yıldız
13) Bir vururum bin döker :Elek
14) Bir kara koca karı, belinde şal kuşağı, hiç yakışmamış ona, almış bekar uşağı: Tabanca
15) Burdan vurdum kilici, karşıdan çıktı uci :Mermi
16) Çozun beni ipumden, vereyum size yukumden :Yayık
17) Dedem aruk, başu saruk :Rokopoli
18) Dört yaşına, dert başına :İskemle
19) Elde konuşur, yere konunca susar
:Kalem
20) Evun ustunda kırk atli, Kırkıda kara kapakli :Çivi
21) Ey hanesi, hanesi, kızlarun meyhanesi, topuğundan su çikar, ağzından da tanesi :Değirmen
22) Fırunda pişer, avluya işer :Kiremit
23) Ğopi ğopi, altun topi: Portakal
24) İki direk bir nayla :Tavuk
25) Kara kuzgun, sapi uzun, hem sizun var, hem bizum :Tava
26) Kendi demirden kuyruğu kendirden :Çuvaldız
27) Kitledum sanduğu, puşkulleri dişari :Göz
28) Kuyinun içine suyi, suyinin içine ilan, ilanun ağzına mercan :Şişeli Lamba
29) Nenemun etekleri, süpürür hendekleri: Rüzgar
30) Sari sari sanduri, dori dori donduri, kırmızı pependeru Sandık, dolap,:ateş
31) Saridur sarkar, düşeceğum diye korkar.: Ayva
32) Supurdum odayı, otukodum babayı: Soba
33) Ucar ucar, beyaz sıcar :Kar
34) Uzun uzun ip kider,dibina da kup kider :Kabak
35) Uzun uzun uzatırlar, gelin gibi donatırlar, uzun yola yollatırlar: Cenaze
36) Üstü çimen biçilur, altı pinar içilur :Koyun
37) Vili vili, dibi tuyli: Muşmula
38) Yazı yazar imam değil, ağaca cıkar insan deyil Kohlidi,: Salyangoz
39) Yer altında, dedemun sakalıdur :Pırasa
40) Yerden biter bi foli, belindedur piştofi: Mısır

__________________
(alıntı)


kemancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 04-25-2007, 02:02 PM   #6 (permalink)
Görev Alma Vakti
 
kemancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2006
Yaş: 20
Üye No: 3510
Mesajlar: 619
Ezberim Tşk İstatistikleri Tesekkür: 196
130 Mesajına
186 Kere Teşekkür Edildi
Ezberim Rep PuanLaması
İtibar Gücü: 50
Rep Puanı: 3608
Rep Derecesi:
kemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond repute
Standart --->: RİZE Hakkında Herşey



ATASÖZLERİMİZ..
01) Aferun torbasi dolmaz
02) Afkurmasını bilmeyen köpek, koyuna kurt götürür
03) Ayranum budur, yarısı sudur Yersan da budur, yemesan da budur
04) Bacanak bacanağı dere başukarı arar
05) Bahane sığırlere dolanıyı sirtlere
06) Bekle eşeğum bekle, manca pişirde yersun
07) Ben derum torunum yok, o derki dayimsun dayim
08) Bilmeduğun atun kerisina keçma
09) Bişe desem soz olur, demesam maraz olur
10) Borç çıktı bine gel elmanın dibine
11) Cihanun kördüğü dane bitmez
12) Çalışta gavura kalsun
13) Çocukla kirma yola olur başuna bela
14) Çorbaki daşar, kepçenin pahası olmaz
15) Değneğum dağarcığum, suparam süreceğum
16) Demir taradi sağa da yaradi
17) Dut demeğa dudak lazum
18) Et diline bıçak eline
19) El eliyla ilana tutma, ilana da yazik olur
20) Etme kulum bulma zulum
21) Evi sildim süpürdüm, kutis geldi oturdu
22) Ezme, ezilma, orta kal
23) Farzdan önce farz var.
24) Haçan bir kız kaçacak yan basar ayağını (Aklı Başında olmaz)
25) İki şoza bir güneli üstüne bir hapsikoli ( Güneş almayan yere hamsili ekmek)
26) İlan topraği ufura ufura yer
27) İlan eğrulur, buğrulur deliğune kirinca doğrulur
28) İyiluk yap at bayışağa
29) Kalbim defter, dilum donmez
30) Kalktı rahmetli, oturdi korbakor
31) Kedi anasının canı içun sıçan tutmaz.
32 Kedinun kuyruğuna basmayinca sana hirlamaz
33) Kendume yer edeyim bak sağa ne edeyim
34) Kestane kumuşiden çıktı, kerisini beğenmedi
35) Kim verursa bağa yerum, ben ondan yana derum
36) Korkma kişin kişundan, kork aprilun beşinden
37) Köpeği andun, kutilayı hazırla
38) Köpek tüyünü değişir, Huyunu değişmez
39) Kumden halat olmaz
40) Kurdun adi çikti, çakallar paş koparayi
41) Lafun tutulursa hakimsun, lafun tutulmazsa sen kimsun
42) Madem kideyu miras, bende yiyeyum biraz
43) Mut mut dema armut de
44) Ne doğrarsan çanağuna o gelur kaşığuna
45) Ne kosan çanağuna o gelur kaşığuna
46) O kızım saha derum o gelinum sen işit
47) Ormanlarin gozi var, yolun kilavuzu var
48) Ortak mala çöpek bile işemez
49) Öküz eldi ortaklık bozuldu.
50) Pahane uşağa, yarısı bayışağa
51) Sen kârin peşindesun hazırı elden gitti
52) Siçan işedu denize oldi oğa ortak
53) Siçan delikten siğmayi, hopeçileri da takar peşine
54) Sırğan yerina sırğan biter
55) Sünçer düştü terekten kirdi belini (Mızmız kişiler için kullanılır)
56) Tatlı dil ilanı yuvasundan çıkarur
57) Yetimun koletisi pişmez, pişseda yanar
58) Yuz sene ilerisinu duşun, bir da cerisini
59) Zayuf atun kıblesi olmaz


kemancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
kemancı Kullanıcısına
Teşekkür Edenler:
crazylaz (04-26-2007)
Alt 04-25-2007, 02:03 PM   #7 (permalink)
Görev Alma Vakti
 
crazylaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Aug 2006
Nerden: istanbul
Yaş: 24
Üye No: 2358
Mesajlar: 2.319
Ezberim Tşk İstatistikleri Tesekkür: 1445
415 Mesajına
747 Kere Teşekkür Edildi
Ezberim Rep PuanLaması
İtibar Gücü: 180
Rep Puanı: 13238
Rep Derecesi:
crazylaz has a reputation beyond reputecrazylaz has a reputation beyond reputecrazylaz has a reputation beyond reputecrazylaz has a reputation beyond reputecrazylaz has a reputation beyond reputecrazylaz has a reputation beyond reputecrazylaz has a reputation beyond reputecrazylaz has a reputation beyond reputecrazylaz has a reputation beyond reputecrazylaz has a reputation beyond reputecrazylaz has a reputation beyond repute
Standart Cevap : RİZE Hakkında Herşey



eyvallah sağolasın bende sana +1000 rep hediye ettim hayırlı olsun...


crazylaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alt 04-25-2007, 02:03 PM   #8 (permalink)
Görev Alma Vakti
 
kemancı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ezberim Üyelik BiLgilerim
Üyelik tarihi: Nov 2006
Yaş: 20
Üye No: 3510
Mesajlar: 619
Ezberim Tşk İstatistikleri Tesekkür: 196
130 Mesajına
186 Kere Teşekkür Edildi
Ezberim Rep PuanLaması
İtibar Gücü: 50
Rep Puanı: 3608
Rep Derecesi:
kemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond reputekemancı has a reputation beyond repute
Standart --->: RİZE Hakkında Herşey



..RİZE RESİMLERİ..




































kemancı isimli Üye şimdilik offline konumundadır